Hapishane filmleri, iyisiyle kötüsüyle pek çok örneğine aşina olduğumuz bir alt tür. Haksız sebeplerle hüküm giymiş kişilerin içeride haklılıklarını kanıtlamak ya da hapishaneden kaçmak için yaptıklarını izlediğimiz daha kişisel anlatıların peşinden giden filmler yoğunluktadır diyebiliriz. Lakin hapishanedeki zor koşulların öne çıkarıldığı ve bu koşulların bireylerin hayat akışlarında yaptığı etkilere odaklanan daha sert yapımlar da az değil. Yönetmen koltuğunda Jean-Stéphane Sauvaire'in oturduğu Şafaktan Önce (A Prayer Before Down) kesinlikle ikinci kategoriye dahil edilmesi gereken sert ve tavizsiz bir film. 2008 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Kuduz Köpek Johnny (Johnny Mad Dog)'de kamerasını Afrika'daki çocuk savaşçılara çevirerek tehlikeli sularda yüzmeyi sevdiğini gösteren yönetmen, Şafaktan Önce'yle de benzer bir damardan ilerlemeyi tercih ediyor. Aslen gerçek bir hikâyeden yola çıkan bir film Şafaktan Önce. Yolu bir şekilde Tayland'a düşen İngiliz boksör Billy Moore'un, bu ülkede karıştığı uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle girdiği hapishanedeki deneyimlerini kaleme aldığı, 2014'te yayımlanan ve filmle aynı taşıyan otobiyografisi, birçok ülkede ilgiyle karşılanmış, çok satanlar listesine girmiş bir kitap. Dilini bilmediği bir ülkenin en kötü şartlara sahip hapishanelerinden birine düşen bir yabancının kendini bu koşullar altında var etmeye çalışmasının başlı başına zorlu ve çetin bir deneyim olduğu şüphesiz. Yönetmen Sauvaire de filminde bu zorluğun ve hayatta kalma mücadelesinin altını çizmeyi seçiyor; görsellikten başlayarak tüm yönetmenlik tercihlerini bu doğrultuda şekillendiriyor. Şafaktan Önce: Sert ve Tavizsiz Bir Film Şafaktan Önce, fiziksel, hatta tensel bir film. Daha ilk sahnesinden itibaren gördüğümüz yarı çıplak bedenler ve boks müsabakaları bunun net bir göstergesi. Kamerasını film boyunca bedenlerden uzaklaştırmıyor yönetmen. Özellikle aktüel kamera kullanımıyla bu tavrını destekliyor. Neredeyse tamamı iç mekânlarda geçen bir filmde, seyirci üzerinde yaratılan sıkışıklık atmosferi, filmin merkezindeki Billy Moore'un düştüğü hapishanede hissettikleriyle güçlü paralellikler gösteriyor. Tayland'da kötü şöhretiyle anılan bir hapishaneye girmiş sarışın bir İngiliz olarak Moore'un bu ortamda çok hoş karşılanmayacağını tahmin etmek zor değil. Girişinden itibaren bir kaosun içinde buluyor Moore kendini. Ama dil problemleri sebebiyle, bu kaosa dahil olamıyor. Hapishanede diğer mahkumlar tarafında uygulanan yazılmamış kurallar, Moore'u da içine almaya başlıyor. Fakat bu düzen içinde kendini ifade edemiyor, diğerleriyle iletişim kurmakta zorlanıyor. Böyle olunca diğer mahkumlar da, görevlerini yapmak yerine bireysel çıkarlarının peşine düşmüş olan gardiyanlar da hapishanenin, insanın dışarıdaki hayatla bağlantısını kesen fiziksel özelliklerinin bir parçası gibi işlev görmeye başlıyor. Özellikle filmin seyirciden çelik gibi sinirler talep eden ilk yarısında bu hissiyat çok baskın. Yönetmen, ana karakteri Moore'la birlikte seyirciyi de hapsetme gayesinin altından kalkıyor ve bu Şafaktan Önce'nin en büyük sinematik başarısı. Ana karakterin hissettiği, seyirciye de geçen fiziksel etkinin yanında Şafaktan Önce'nin tutarlı bir karakter çalışması olduğu da söylenebilir. Bunda hem yönetmen tercihlerinin hem de başroldeki Joe Cole'ün de etkisi var. Yönetmen gözünü hapishanenin her noktasında hissedilen keşmekeşten Moore'a doğru çevirdiği kadrajlarda, bu teknik tercihlerle yaratılan fiziksel etkinin karakteri ne denli bir dipsiz kuyuya çektiği hissedilir hâle geliyor. Özellikle ortam sesinin kısıldığı kısa anlarda bu etki, perdeden taşıyor adeta. Sonrasında Moore'un hapishanenin tay boks takımına zorlu aşamalardan geçerek girmesiyle doğan özgürlük ihtimaliyle Şafaktan Önce'nin boğucu etkisinde bir esneme oluyor. Fakat bunun kendi içinde oldukça ironik bir tona sahip olduğunu söyleyebiliriz. Zira dünyanın en sert, fiziksel etkisi en yıpratıcı sporlarından…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Şafaktan Önce'nin, özellikle ilk bir saatiyle kolay bir seyir deneyimi sunmadığı gerçek. Fakat filmin asıl gücü de bu tavizsiz ve fiziksel etkisi büyük sinema anlayışından ileri geliyor.

Kullanıcı Puanları: 3.18 ( 3 votes)
70

Hapishane filmleri, iyisiyle kötüsüyle pek çok örneğine aşina olduğumuz bir alt tür. Haksız sebeplerle hüküm giymiş kişilerin içeride haklılıklarını kanıtlamak ya da hapishaneden kaçmak için yaptıklarını izlediğimiz daha kişisel anlatıların peşinden giden filmler yoğunluktadır diyebiliriz. Lakin hapishanedeki zor koşulların öne çıkarıldığı ve bu koşulların bireylerin hayat akışlarında yaptığı etkilere odaklanan daha sert yapımlar da az değil. Yönetmen koltuğunda Jean-Stéphane Sauvaire’in oturduğu Şafaktan Önce (A Prayer Before Down) kesinlikle ikinci kategoriye dahil edilmesi gereken sert ve tavizsiz bir film. 2008 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Kuduz Köpek Johnny (Johnny Mad Dog)’de kamerasını Afrika’daki çocuk savaşçılara çevirerek tehlikeli sularda yüzmeyi sevdiğini gösteren yönetmen, Şafaktan Önce’yle de benzer bir damardan ilerlemeyi tercih ediyor.

Aslen gerçek bir hikâyeden yola çıkan bir film Şafaktan Önce. Yolu bir şekilde Tayland’a düşen İngiliz boksör Billy Moore’un, bu ülkede karıştığı uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle girdiği hapishanedeki deneyimlerini kaleme aldığı, 2014’te yayımlanan ve filmle aynı taşıyan otobiyografisi, birçok ülkede ilgiyle karşılanmış, çok satanlar listesine girmiş bir kitap. Dilini bilmediği bir ülkenin en kötü şartlara sahip hapishanelerinden birine düşen bir yabancının kendini bu koşullar altında var etmeye çalışmasının başlı başına zorlu ve çetin bir deneyim olduğu şüphesiz. Yönetmen Sauvaire de filminde bu zorluğun ve hayatta kalma mücadelesinin altını çizmeyi seçiyor; görsellikten başlayarak tüm yönetmenlik tercihlerini bu doğrultuda şekillendiriyor.

Şafaktan Önce: Sert ve Tavizsiz Bir Film

Şafaktan Önce, fiziksel, hatta tensel bir film. Daha ilk sahnesinden itibaren gördüğümüz yarı çıplak bedenler ve boks müsabakaları bunun net bir göstergesi. Kamerasını film boyunca bedenlerden uzaklaştırmıyor yönetmen. Özellikle aktüel kamera kullanımıyla bu tavrını destekliyor. Neredeyse tamamı iç mekânlarda geçen bir filmde, seyirci üzerinde yaratılan sıkışıklık atmosferi, filmin merkezindeki Billy Moore’un düştüğü hapishanede hissettikleriyle güçlü paralellikler gösteriyor. Tayland’da kötü şöhretiyle anılan bir hapishaneye girmiş sarışın bir İngiliz olarak Moore’un bu ortamda çok hoş karşılanmayacağını tahmin etmek zor değil. Girişinden itibaren bir kaosun içinde buluyor Moore kendini. Ama dil problemleri sebebiyle, bu kaosa dahil olamıyor. Hapishanede diğer mahkumlar tarafında uygulanan yazılmamış kurallar, Moore’u da içine almaya başlıyor. Fakat bu düzen içinde kendini ifade edemiyor, diğerleriyle iletişim kurmakta zorlanıyor. Böyle olunca diğer mahkumlar da, görevlerini yapmak yerine bireysel çıkarlarının peşine düşmüş olan gardiyanlar da hapishanenin, insanın dışarıdaki hayatla bağlantısını kesen fiziksel özelliklerinin bir parçası gibi işlev görmeye başlıyor. Özellikle filmin seyirciden çelik gibi sinirler talep eden ilk yarısında bu hissiyat çok baskın. Yönetmen, ana karakteri Moore’la birlikte seyirciyi de hapsetme gayesinin altından kalkıyor ve bu Şafaktan Önce’nin en büyük sinematik başarısı.

Ana karakterin hissettiği, seyirciye de geçen fiziksel etkinin yanında Şafaktan Önce’nin tutarlı bir karakter çalışması olduğu da söylenebilir. Bunda hem yönetmen tercihlerinin hem de başroldeki Joe Cole’ün de etkisi var. Yönetmen gözünü hapishanenin her noktasında hissedilen keşmekeşten Moore’a doğru çevirdiği kadrajlarda, bu teknik tercihlerle yaratılan fiziksel etkinin karakteri ne denli bir dipsiz kuyuya çektiği hissedilir hâle geliyor. Özellikle ortam sesinin kısıldığı kısa anlarda bu etki, perdeden taşıyor adeta. Sonrasında Moore’un hapishanenin tay boks takımına zorlu aşamalardan geçerek girmesiyle doğan özgürlük ihtimaliyle Şafaktan Önce’nin boğucu etkisinde bir esneme oluyor. Fakat bunun kendi içinde oldukça ironik bir tona sahip olduğunu söyleyebiliriz. Zira dünyanın en sert, fiziksel etkisi en yıpratıcı sporlarından birinin icra edildiği ringlerde, yumruk ve tekmelerle kan dökerek kazanılmaya çalışılan bir kurtuluş ihtimali söz konusu olan. Bu da film boyunca kurulan fiziksel baskı atmosferiyle son derece uyumlu, tutarlı ve tamamlayıcı bir durum.

Şafaktan Önce’nin, özellikle ilk bir saatiyle kolay bir seyir deneyimi sunmadığı gerçek. Fakat filmin asıl gücü de bu tavizsiz ve fiziksel etkisi büyük sinema anlayışından ileri geliyor. Dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde genellikle sert filmlerin yer aldığı Midnight Screening bölümünde gösterilen Şafaktan Önce, sinemada zorlu deneyimlerden zevk alan sinemaseverlerin kaçırmaması gereken bir yapım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information