Babası Phillip Garrel’in filmlerini andıran puslu bir Paris sabahında açılıyor Louis Garrel’in ikinci yönetmenlik denemesi Sadık Bir Adam. Tanıtım filmlerinden de aşinası olduğumuz, filmin çıkış noktası olması kuvvetle muhtemel malum sahneyle üstelik. Lattetia Casta’nın canlandırdığı 30’larına yaklaşan Marianne, Garrel’in canlandırdığı sevgilisi Abel’e bir sabah büyük bir itirafta bulunuyor. Hamile olduğunu söylüyor, ancak bebeğin babasının Abel değil bir başkası olduğunu. Neye uğradığını şaşıran Abel, biraz ebleh bir oğlan çocuğu olarak çizilen karakteri gereği ne tepki vereceğini bilemeden evden ayrılması gerektiğini, çünkü sevgilisinin hamileliği nedeniyle evleneceğini, kocasıyla birlikte şimdiki evlerinde yaşayacaklarını da öğrenmek suretiyle tokat üstüne tokat yiyor. Sonra da hiçbir direnç göstermeden evi terk ediyor. Abel ve Marianne arasındaki, neredeyse inandırıcılığın sınırlarını zorlayacak medenilikteki bu diyalogun peşi sıra büyük bir zaman atlamasıyla film 8 yıl sonrasına götürüyor bizi ve hiç görmediğimiz bir karakter olan Paul’ün, yani Marianne’in Abel’i uğruna terk ettiği adamın öldüğünü öğreniyoruz. İşte ne oluyorsa bu noktadan sonra oluyor ve Abel, 8 yaşındaki oğluyla dul kalan Marianne’in hayatına yeniden girmeye çalışıyor. Ek olarak, hikayeye yeni bir sima daha dahil oluyor bu zaman zarfında… Paul’ün kız kardeşi Eve. Eve, Abel’e çocukluğundan beri sırılsıklam aşık bir genç kız olarak çıkıyor karşımıza, onun için her şeyi yapmaya hazır bir nevi Stalker. Sadık Bir Adam, kısa ve etkili olması şiarıyla tasarlanmış, bu anlamda seyri de hazmı da kolay bir film. 75 dakikalık süresi nedeniyle, böylesi sabun köpüğü bir hikaye dahilinde lafı güzafı uzatmadan meramını anlatmaya çalıştığı öngörüsüyle filmi henüz izlemeye başlamadan bir sempati beslemeniz de mümkün. Bununla beraber film esas vaatlerini yerine getirmekte zorlanıyor ne yazık ki. Marianne ve Abel arasındaki şok edici olduğu kadar acı tatlı bir tonu da olan açılış sahnesinin ardından film, basit bir olay örgüsünün içinde derinlikli karakterler izleyeceğime dair bir vaatte bulunur gibi oluyor. Fransız usulü bir romantik komedi izleyeceğimizin ışığıyla beraber elbet… Dakikalar ilerledikçe romantizmin derinleşeceği yerde sığ sulara doğru ilerlediği, komedi dozunu bir türlü ayarlayamayan, ancak komik olmaya da çalışan en nihayetinde canınızı çok da sıkmadan sona ermeyi tercih eden bir filme dönüşüyor Sadık Bir Adam. Örneğin Abel’in Marianne’e olan tutkusuna dair tam olarak bir bilgi edinemediğimiz gibi, Louis Garrel’in karaktere müstehzi yaklaşımı da bize bu konuda pek yardımcı olmuyor. Abel’in, Marianne’la olan ilk diyaloğuna verdiği anlayış anıtı gibi tepkinin peşi sıra, onu yıllarca kafasına takacağına da inanmak güçleşiyor. Marianne için de aynı şey geçerli. Abel’le de Paul’le de olan ilişkilerinin evvelini bilmediğimiz, ancak tutkuyla her ikisini de sevdiğine ikna olmamız gereken Marianne’i, bu denli derinlikli duygu durumlarına ikna olabilecek kadar tanıyabildiğimiz şüpheli. Bunun için sayfalarca Marianne izlememiz gerektiği için değil, ancak bir tek sahneyle dahi olsa bu gibi bir izahata gerek görülmediği için. L’homme fidèle: Bildiğimiz Anlamda Romantik Komedinin Ölümü Filmin çatısını oluşturan Marianne ve Abel cephesinde durum böyleyken, filmin yan akslarında ilerleyen Abel’in stalker’ı pozisyonundaki Eve (Lily-Rose Depp) ve Marianne’in sekiz yaşındaki oğlu Joseph  (Joseph Engel) çok daha ayağı yere basan karakterler olarak çıkıyorlar karşımıza. Joseph’in cinayet ve detektiflik filmlerine duyduğu ilgi, bu nedenle annesinin babasını öldürmüş olabileceğine dair Abel’e söylediği yalanlar filmin seyirlik anlarına vesile oluyor, aynı zamanda Joseph’in karakterinin film boyunca tutarlı…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Yıllar süren aşk hikayeleri, bitmeyen, hayat söndüren tutkular, sıkı dostları birbirine düşman eden karşılıksız sevgiler, unutulmayan eski sevgililer… Varoluşunu karşıtına borçlu olan kahraman aşıklar. Hepsi bu kadar önemli mi?

Kullanıcı Puanları: 3.83 ( 2 votes)
55

Babası Phillip Garrel’in filmlerini andıran puslu bir Paris sabahında açılıyor Louis Garrel’in ikinci yönetmenlik denemesi Sadık Bir Adam. Tanıtım filmlerinden de aşinası olduğumuz, filmin çıkış noktası olması kuvvetle muhtemel malum sahneyle üstelik. Lattetia Casta’nın canlandırdığı 30’larına yaklaşan Marianne, Garrel’in canlandırdığı sevgilisi Abel’e bir sabah büyük bir itirafta bulunuyor. Hamile olduğunu söylüyor, ancak bebeğin babasının Abel değil bir başkası olduğunu. Neye uğradığını şaşıran Abel, biraz ebleh bir oğlan çocuğu olarak çizilen karakteri gereği ne tepki vereceğini bilemeden evden ayrılması gerektiğini, çünkü sevgilisinin hamileliği nedeniyle evleneceğini, kocasıyla birlikte şimdiki evlerinde yaşayacaklarını da öğrenmek suretiyle tokat üstüne tokat yiyor. Sonra da hiçbir direnç göstermeden evi terk ediyor. Abel ve Marianne arasındaki, neredeyse inandırıcılığın sınırlarını zorlayacak medenilikteki bu diyalogun peşi sıra büyük bir zaman atlamasıyla film 8 yıl sonrasına götürüyor bizi ve hiç görmediğimiz bir karakter olan Paul’ün, yani Marianne’in Abel’i uğruna terk ettiği adamın öldüğünü öğreniyoruz. İşte ne oluyorsa bu noktadan sonra oluyor ve Abel, 8 yaşındaki oğluyla dul kalan Marianne’in hayatına yeniden girmeye çalışıyor. Ek olarak, hikayeye yeni bir sima daha dahil oluyor bu zaman zarfında… Paul’ün kız kardeşi Eve. Eve, Abel’e çocukluğundan beri sırılsıklam aşık bir genç kız olarak çıkıyor karşımıza, onun için her şeyi yapmaya hazır bir nevi Stalker.

Sadık Bir Adam, kısa ve etkili olması şiarıyla tasarlanmış, bu anlamda seyri de hazmı da kolay bir film. 75 dakikalık süresi nedeniyle, böylesi sabun köpüğü bir hikaye dahilinde lafı güzafı uzatmadan meramını anlatmaya çalıştığı öngörüsüyle filmi henüz izlemeye başlamadan bir sempati beslemeniz de mümkün. Bununla beraber film esas vaatlerini yerine getirmekte zorlanıyor ne yazık ki. Marianne ve Abel arasındaki şok edici olduğu kadar acı tatlı bir tonu da olan açılış sahnesinin ardından film, basit bir olay örgüsünün içinde derinlikli karakterler izleyeceğime dair bir vaatte bulunur gibi oluyor. Fransız usulü bir romantik komedi izleyeceğimizin ışığıyla beraber elbet… Dakikalar ilerledikçe romantizmin derinleşeceği yerde sığ sulara doğru ilerlediği, komedi dozunu bir türlü ayarlayamayan, ancak komik olmaya da çalışan en nihayetinde canınızı çok da sıkmadan sona ermeyi tercih eden bir filme dönüşüyor Sadık Bir Adam. Örneğin Abel’in Marianne’e olan tutkusuna dair tam olarak bir bilgi edinemediğimiz gibi, Louis Garrel’in karaktere müstehzi yaklaşımı da bize bu konuda pek yardımcı olmuyor. Abel’in, Marianne’la olan ilk diyaloğuna verdiği anlayış anıtı gibi tepkinin peşi sıra, onu yıllarca kafasına takacağına da inanmak güçleşiyor. Marianne için de aynı şey geçerli. Abel’le de Paul’le de olan ilişkilerinin evvelini bilmediğimiz, ancak tutkuyla her ikisini de sevdiğine ikna olmamız gereken Marianne’i, bu denli derinlikli duygu durumlarına ikna olabilecek kadar tanıyabildiğimiz şüpheli. Bunun için sayfalarca Marianne izlememiz gerektiği için değil, ancak bir tek sahneyle dahi olsa bu gibi bir izahata gerek görülmediği için.

L’homme fidèle: Bildiğimiz Anlamda Romantik Komedinin Ölümü

Filmin çatısını oluşturan Marianne ve Abel cephesinde durum böyleyken, filmin yan akslarında ilerleyen Abel’in stalker’ı pozisyonundaki Eve (Lily-Rose Depp) ve Marianne’in sekiz yaşındaki oğlu Joseph  (Joseph Engel) çok daha ayağı yere basan karakterler olarak çıkıyorlar karşımıza. Joseph’in cinayet ve detektiflik filmlerine duyduğu ilgi, bu nedenle annesinin babasını öldürmüş olabileceğine dair Abel’e söylediği yalanlar filmin seyirlik anlarına vesile oluyor, aynı zamanda Joseph’in karakterinin film boyunca tutarlı ilerleyişine, babasının yerini doldurmaya çalışan evlat rolüne, annesine olan bağlılığına da epey uygun düşüyor. Abel’de de yer yer Joseph’in duygularına benzer duygular seziyoruz. Paul ve Marianne’in ilişkisiyle ilgili, Paul ölmüş olsa bile hissettiği kıskançlık duygusu Joseph’in babasına duyduğu aleni kıskançlık hissine benziyor, ancak bunun üzerine film o denli az gidiyor ki, karakterlerin duygu durumunlarını anlayabilmek güçleşiyor.

Eve’deyse tam tersi. Eve, duygularını hiç gizlemeyen ve film boyunca duygu durumuna da, eylemlerinin sebep sonuç ilişkisine de aşağı yukarı en hakim olduğumuz karakter olarak dikkat çekiyor. Ancak Abel ve Marianne arasındaki sözde varolduğuna ikna olmamız icap eden sözde tutku nedeniyle Eve’e alan açmakta film zorlanıyor, bu nedenle Eve de en nihayetinde filmdeki görevini ifa edip uzay boşluğunda salınan bir karaktere dönüşüyor. Hatta olağan akış öylesine işlemiyor ki Marianne, Abel’i Ulaş İnaç’ın Türev’indeki “oyunu” andıran aşırı zorlama bir “aşk oyunu”na yönlendiriyor Eve’le beraber olabilmesi için. Bu noktalarda film, sanki bize bir sohbet masasında Abel, Marianne, Joseph ve Eve adlı dört karakterin ilginç yanlarından bahsetmek istemiş, ancak anlatmaya başladıkça aslında ilginç bir yanlarının kalmadığını anlamış, o vakte kadar da iş işten geçmiş gibi davranıyor. Olay örgüsünün mantık sınırlarını zorladığı, karakterlerin hayat kaydıran cinsten duygusal yıkımlar sonrasında en ufak bir değişim geçirmediği filmin finaliyse en uygun tabiriyle sevimli.

Filmin planları arasında bunları söylemek var mıydı yok muydu bilemiyoruz. Lakin ağızda bıraktığı tatlardan biri şu: Yıllar süren aşk hikayeleri, bitmeyen, hayat söndüren tutkular, sıkı dostları birbirine düşman eden karşılıksız sevgiler, unutulmayan eski sevgililer… Varoluşunu karşıtına borçlu olan kahraman aşıklar. Hepsi bu kadar önemli mi? Finalde Sadık Bir Adam’ın dört ana karakteri de, romantik komedilerin ve aşk hikayelerinin vazgeçilmez karakterlerinden birinin, alt edilmesi, yenilmesi, yere serilmesi gereken rakip erkek konumundaki Paul’ün mezarı başında bir araya geliyor. Bildiğimiz anlamda romantik komedinin sırtını yasladığı, insanın başına bela yıllanmış tutkuların, kahramanca sevgilerin, inatlaşmaların tamamının mozolesini ziyaret eder gibi bir resimle karşı karşıya kalıyoruz. Karakterlere zerre inanmasak da, sahnenin toplamda söylediği şeyin insan olma macerası namına tatlı bir şeyler fısıldadığını kabul edebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi