17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, geçtiğimiz yıllardan sıkı takipçisi olduğumuz Ev bölümünü !f Yeni adı altında yepyeni bir bölüme dönüştürdü. Türkiye’den yönetmenler ve hikâyelerin buluşma noktası olan !f Yeni bölümünde bu yıl; Kar, Anadolu Turnesi, Yüzleşme, Arada gibi kurmaca ve belgesel filmlere bir arada ulaşma imkanı bulduk. Bu keyifli bölümde yer alan filmlerle ilgili konuşmak üzere Emre Erdoğdu, Can Eskinazi, Aslı Erdem, Nejla Demirci ve Mu Tunç ile bir araya gelerek keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Katılımcılar: Mu Tunç, Can Eskinazi, Aslı Erdem, Emre Erdoğdu, Nejla Demirci
Röportaj: Ecem Şen, Güvenç Atsüren, Sezen Sayınalp, Gizem Çalışır

Fotoğraflar: Özge Yağmur

FilmLoverss: Öncelikle kısa kısa sizleri tanıyalım, filmle alakalı yolculuğunuzu öğrenelim. Filme başlamadan önce ya da film süresince neler yaptınız, başınızdan neler geçti?

Mu Tunç: İsmim Mu Tunç. Arada benim ilk filmim. Punk bir film. Film Ozan isminde bir karakterin İstanbul’u terk etme hayali üzerine kurulu. Ozan İstanbul’u terk etmek istiyor ama Lara adında bir kız arkadaşı var ve bir dilemma içerisinde. Ozan punkçı. Bir müzisyen, punk grubu var. Burada kalırsa hayallerinin peşinden koşamayacağını ve hiçbir yere varamayacağını düşünüyor. Bir anda bir plakçıdan bir bilet üzerine bir haber alıyor ve o haber bizi bütün gece boyunca underground bir İstanbul’a doğru yola çıkarıyor.

Can Eskinazi: Anadolu Turnesi’nde de Türkiye’nin farklı yerlerinden olup İstanbul’da bir araya gelmiş dört genç, bir müzik grubu kurup, heyecanla bir turneye çıkmaya karar veriyorlar. Galata’da bir stüdyoları olan ve hep kendi arkadaşlarına çalan bu gençler, 80 model Volkswagen minibüslerine atlayıp birkaç amfi ve enstrümanla müziklerini Türkiye’nin farklı şehirlerindeki insanlara dinletmek için yola çıkıyorlar. Filmin öyküsü bu. Yolda gençlerin başlarına gelen olaylar ve kendi sohbetleri, muhabbetleri, konserler  ve gelen tepkiler…

Aslı Erdem: Ben de filmin yapımcısıyım. 2016’da filme ilk kaba kurguyu izleyerek dahil oldum. Ve o zaman bile geçmişe bakıyormuş gibi hissettiğimi çok net hatırlıyorum. İki sene öncesine dair izlediğim bir film, benim için çoktan tarihi bir belge olmuştu. Siyah-beyaz olması da bu noktada bence işe yarıyor. Ben daha çok kurmaca filmler yapan bir yapımcıyım. Bu benim ilk belgesel filmim oldu.

Emre Erdoğdu: Ben de Kar’ın hikayesini altı-yedi sene öncesinde yazmıştım. Film yapma sürecinde, görüntü yönetmenimle birlikte bir orta metraj yaptık. Kendimizi denemek istedik, daha önceden de kısa filmler çekmiştim ama bir yerde yayınlamamıştım. Orta metrajdan ilk kez tatmin olarak ayrıldım ve bütçesizdi. Sonra uzunu yapmak istedim ve Ercan ile Emine’ye ilk uzun metraj filmimin de Kar olmasını istediğimi söyledim. Süreç başladı. Halil (Babür) ile çalışmayı çok istiyordum. Çünkü Halil, dönemin en büyük oyun yazarlarından, oyuncularından bir tanesi. Onları bulup ben çıkardım demiyorum ama henüz herkes tarafından değerlendirilmemiş değerleri keşfetmek inanılmaz hoşuma gidiyor. Halil ile tanışıp bir araya gelince akıl olarak inanılmaz geliştim. Müzeyyen’i bulamıyordum. Hiçbir oyuncuya yakıştıramıyordum, sonra Hazar (Ergüçlü) oldu. İyi ki de oldu.

Nejla Demirci: Ben Yüzleşme’den bahsedeyim biraz. Meme kanseri benim hayatıma da dokunmuş bir sorun ve çok da sevdiğim insanları kaybettim geçmiş yıllarda. Zaten ekolojiyle, doğanın tahribatıyla ve kadın sorunlarıyla çokça ilgiliyim. Meme kanserinde gördüğüm ilk şey, bir kadının meme kanserini bir hastalık gibi yaşamıyor olması. Hastalığın ötesinde cinsiyetine bir saldırı gibi yaşıyor ve birçok farklı psikolojik süreç içerisinden geçiyor. Bu mesele ilgimi çekti, ama bu “ilgimi çekti” demek de çok basit bir söylem oluyor. Belgeselin, özellikle meme kanseri yaşayan kadınlara bir fayda sağlamasını istedim. Erkeklerin izlemesini istedim; çünkü o süreçte meme kanseri olan kadınların %95’inin, partnerleri tarafından terk edildiğini biliyoruz. Genç kadınların izlemesini istedim; çünkü hayatımızda böyle bir durum olabilir. Bunun önlemini almalıyız ama korkuyla değil. Filmdeki dans terapileri, biraz da o yabancılaşmaya rağmen kendi bedeninden uzaklaşmamak içindi. Çünkü vücudumuzda bazı değişiklikler olduğunda, vücudumuz aslında bize haber veriyor. Bu kadar koşturmaca içinde kendimizden, doğamızdan kopuyoruz, uzaklaşıyoruz belki ama bu filmle yapmak istediğim en önemli şey; memesinde kitle olduğunu öğrenen bir kadının bu filmi izlemesiydi.

nejla-demirci-filmloverss

Nejla Demirci – Yüzleşme

FilmLoverss: Antalya’da, Ulusal Yarışma’nın bile kaldırılabildiği günümüz şartlarında, !f’te daha önce farklı bölümlerde gösterilebilen yerli filmler için bu yıl !f YENİ adında ayrı bir yarışma bölümü açılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslı Erdem: Tabii bu yıl Antalya’da Ulusal Yarışma bölümünün kaldırılması ve bunun üzerine İstanbul’da Ulusal Yarışma adında bağımsız bir yarışma düzenlenmesini düşününce enteresan bir dönemden geçtiğimizi söyleyebiliriz. Çok değerli tabii, Türkiye’den filmlerin gösterim imkânı bulabildiği yeni bir bölüme sahip olunması. Özellikle belgesel sinema için düşündüğümde mesela, sadece ulusal yarışma bölümleri değil belgesel yarışma bölümleri de iptal ediliyor. Zaten hâlihazırda az belgesel yarışması var, belgesellerle kurmacaların ortak gösterildiği yerler var ya da İstanbul Film Festivali’nin içindeki Yeni Türkiye Sineması gibi bölümler var. Benim de belgesel sinema yapma alışkanlığım pek yoktu bu zamana kadar, o yüzden bunu özellikle belgeselcilerin perspektifinden söylemek istedim. Bu açıdan çok önemsiyoruz böyle bir bölümün olmasını. Ödüllü bir bölüm olması da çok hoş bir detay bence.

Mu Tunç: Benim en çok “yeni” kelimesi hoşuma gidiyor açıkçası. Diğer ulusal, uluslararası gibi kelimelerle benim çok bir ilgim olmadığından o konularda bir yorumum yok ama “yeni” kelimesi benim için çok önemli. Çünkü özellikle bu yaşadığımız yerde bir şeyler biraz daha kural ve matematiği bozduğunda otomatikman bir dirençle karşı karşıya gelebiliyorsunuz. Bu durum film festivallerinde, yapım firmalarında ve birçok yerde karşınıza çıkabiliyor. O yüzden böyle bir bölümün “yeni” kavramının ne kadar değerli olabileceğinin farkında olan birçok kişiye ulaşabileceğini düşünüyorum.

Nejla Demirci: Antalya’da 3 yıl önce belgesel ile başlayan sansür süreci ve bunun sonucunda ulusal bölümün kaldırılması  54 yıllık  bir birikimin çöpe atılması demek. Türkiye sinemacısının emeğinin  çöpe atılmasıdır aslında. Hükümetler gelip geçer 50 yıl bir ülkeyi yönetemezler ama bir festival 50 yıl festival olmaya devam eder. Biriktirir tarih yapar. Ben de, yeni olduğu için ve bir birikimin üzerinden de beslendiği için açıkçası çok heyecanlandım. Belgesel düşünüldüğü için de ayrıca memnunum. Belgesellerin gösterim alanları çok kısıtlı. Kısıtlı ancak belgesel izleyicisi etkinliklerle de olsa seyretmek istediği belgeselleri görmek istiyor. Belediyeler, sivil toplum örgütleri gibi yerler filmimizi istiyor ama festivaller başka bir alan belgesellerimizi festival izleyicisi ile buluşturmak istediğimiz bir alan.

Emre Erdoğdu: Artık ben de dikkat çekici bir şeyler görmek istiyorum ve burada !f’teki filmlerin de fragmanlarını izlediğimde artık bunu gördüğümü hissediyorum. Bence Türkiye’de şu an festivaller arasındaki en önemli bölüm.

Emre Erdoğdu

Emre Erdoğdu – Kar

FilmLoverss: Son zamanlarda şöyle bir durum gözlemliyoruz; Hollywood’ta iyi paralar kazansalar da ciddi anlamda kaliteli dizilerin yapılmasıyla birlikte ünlü oyuncular dizi sektörüne geçiş yapıyor. Türkiye’de ise durum biraz daha ters işliyor. Dizilerle büyük bir izleyici kitlesi yaratan oyuncuların bağımsız sinemaya yöneldiğini görüyoruz. Kar ve Arada özelinde, sizin için bu süreç nasıl oldu? Ya da bu yöntem dağıtım konusunda bir açılım sağlar mı?

Mu Tunç.: Benim filmime baktığınız zaman şu an Türkiye’nin en önemli oyuncuları bir arada, 7-8 tanesi hatta, sadece 1-2 tanesi değil. Ama bir yandan da oyunculukları sıfır olan ve kimsenin yer vermediği birçok insana da yer vermeye çalıştım. O kadar kontrasta gittim. Doğru insanları bulduğunuz zaman, burada ünün veya ünsüzlüğün anlamı yok. Böyle düşünmeye başlayınca dağıtımcılar da bunu görüyor. Şu an Türkiye’nin en önemli oyuncuları, -Türkiye’nin ilk punk filmi olduğunu söylüyorlar benim filmim için-  böyle bir filmde yer alabilir, bu mümkün.

Emre Erdoğdu: Bunları hiç düşünmemiştim ama kabul edelim, Hazar’ın filme etkisi var. Filmin de Hazar’a etkisi var. İkisi de birbirini çok iyi taşıyorlar. Ben popüler oyuncuların sinemaya daha mesafeli baktığını düşünüyordum. Ama çok arıyorlar birilerini, sürekli sorguluyorlar. Yönetmenlerle tanışmaya çalışıyorlar. Ben kendimi onlar kadar önemsemiyorum. Bazı arkadaşlarla tanışıyorum ve ben unutuyorum film yaptığımı; onlar bana mesleki bir perspektiften de bakıyor oluyorlar. Gerçekten bunun üzerine düşünen, bunun üzerine çalışan oyuncular olduğunu biliyorum. Türkiye’nin en popüler kadın oyuncusu kimdir? Belki Serenay Sarıkaya’dır. Bir röportajında Nuri Bilge Ceylan’la çalışmak istediğinden bahsediyor ve bunu çok içten bir şekilde söylediğine adım gibi eminim. Ve hangi oyuncu istemiyor ki? Ben de istiyorum Nuri Bilge Ceylan’la çalışmak. (gülüyor)

Mu Tunç: Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum. İkimizin filmlerinde oynayan, bunu tercih eden oyuncuların şöyle bir değeri var: İkimiz de bilinen yönetmenler değildik. Bizleri tercih etmeleri risk. Burada bu yazıyı okuyacak bütün oyunculara şunu tavsiye etmek istiyorum. Ben zaten beş tane Cannes’da ödül aldıktan sonra, herkes oynamak ister. Şu an bizimle çalışan, Hazar olsun, Büşra olsun, Burak Deniz olsun… Selim Bayraktar, Seda Akman, bunların hepsi çok değerli insanlar. Ama benim değer vermemin sebebi, onlarında bizlere değer veriyor olmaları.

Mu Tunç - Arada

Mu Tunç – Arada

FilmLoverss: Türkiye’de sinemaya adım atmaya hevesli birçok yönetmen adayının aklındaki en önemli soru işaretleri; “Filmleri çekme aşamasında nasıl finanse edebiliriz? Nereden destek bulabiliriz? Nereden fon bulabiliriz?” oluyor. Sizler bu noktada nasıl bir yol izlediniz?

Aslı Erdem: Anadolu Turnesi belgeselinin tek bir fonu var, o da post prodüksiyon sürecinde alınmış bir fon, bir hizmet fonu aslında. Yeni Film Fonu’ndan prodüksiyon desteği var. Atlas Post Prodüksiyon’da filmin bir takım post prodüksiyon hizmetleri yapıldı onun karşılığında; “soft money” anlamında değil. Filmin, jenerikte yürütücü yapımcı olarak geçen diğer yapımcısı Cem Celal Bilge de aynı zamanda Venus Music Peace Band’in, filmin içindeki grubun elemanlarından bir tanesi. Onun koyduğu bir finansman var. Yani özel finanse ettik, biraz gerilla çalışıldı. Ama belgeseller için, demin de konuştuğumuz gibi hem Kültür Bakanlığı, hem Yeni Film Fonu var. Aynı zamanda yurt dışında, çok fazla uluslararası bağımsız fon var. Mesela kurmaca filmde kesinlikle olmayan bir şey bu. Kurmaca film için ortak yapımcı üzerinden çok farklı bir finans modeli oluşturmamız gerekiyor. Tek başına bir sanatçı, sinemacı olarak gidip fona başvuramıyorsunuz. Ama belgesel sinemacılar için çok önemli bir fark bence, Amerika’da, Avrupa’da bambaşka fonlara sadece yönetmen olarak -yapımcıya bile ihtiyacınız yok –  başvurabiliyorsunuz. Kurmaca film için birkaç tane var sadece. Bunları bir araya getiren sayfalar var.

Mu Tunç: Benim yapımcım arkadaşlarımdı. Bana inandıkları için yapımcı oldular, bir şirket açtılar bunun için. Aylin Çobanoğlu ve Rue de Pera Films yapımcılığında film yaptım. Bu insanlar bana inandıkları için dahil oldular, bu benim için çok değerliydi.

Nejla Demirci: Belgesel Sinemacılar Birliği bir pitching çalışması yaptı birkaç yıl önce. Ben de o dönem üzerinde çalıştığım bir belgeselle başvuruda bulundum ve kabul edildi. Çokça proje başvurmuştu ama 7 ya da 9 tane belgesel seçtiler. Benim yapmak istediğim belgesel, meselesine üç perspektiften bakıyordu: Emek sömürüsü, doğa sömürüsü ve hayvan katliamı. Deri ve kürk sektörünü anlatan bir belgeseldi. Orada dediler ki bana “Sen bu filmi, hayvan katliamını ve çevreyi bir kenara bırak emeği anlat ve biz sana hemen fon bulalım. Çünkü çok çarpıcı bir konu.” Çok hiddetlendim ve “Hayır ben bu şekilde yapmak istiyorum” dedim.  Avrupa’daki fonlara da mesafem bu şekilde daha çok büyüdü. Maalesef Türkiye’de de sadece Kültür Bakanlığı var belgesele hak etmediği kadar az destek veren. Ve buna rağmen yoktan var edilen belgeseller gösterimde de sorun yaşıyor.

Emre Erdoğdu: Ben bu konuda bir şey eklemek istiyorum. Benim için Kar filmini yapmak çok zor oldu ancak manevi açıdan ikinci filmi yapma motivasyonu sağladı. Fakat yine de, ikinci filmde de hayatımdan bu kadar çok  şey çalmaya devam edecekse bir daha sinema yapmam. Sinema yapmak o kadar da önemli değil. Ben, insanların da böyle bakmasını tavsiye ediyorum. “Film yapacağım ve tüm hayatımı ortaya koyacağım.” demek bence hastalıklı bir düşünce. Film yapmak ve sinema yapmak birçok meslekten de daha kıymetli falan değil. Yapacaklarsa da, sinemayı çok kutsamadan daha sakin yapmalarını tavsiye ederim.

Can Eskinazi - Anadolu Turnesi

Can Eskinazi – Anadolu Turnesi

FilmLoverss: Bütçe konusu projeleriniz için ne kadar önemli? Bütçe problemi sebebiyle, attığınız bölümler ya da daha en başından kendinize otosansür uyguladığınız zamanlar oldu mu?

Mu Tunç: Açıkçası ben engeli, yaratıcı bir çözüm için bir imkan ağı gibi görüyorum.

Emre Erdoğdu: Doğru ama, yine de biraz rüyalarımızı küçültmüyor değiliz.

Aslı Erdem: En nihayetinde, yazar ve yönetmen orada buna çözüm getirecek kişiler.

Emre Erdoğdu: Ben şimdi ikinci filmim dışında, bir dizi yazıyorum; ve bu kesinlikle kendim bütçelendir(e)meyeceğim bir şey. İştahla yazarken yarısında “biz bunu nasıl çekeceğiz?” diye sordum kendime ve biraz soğudum açıkçası. Yazması çok keyifli; gerekirse de çekilmez. Bu hayal etme meselesini o kadar kısıtlıyoruz ki, belli bir süre sonra bu bilinçsizce bir düşünme biçimine dönüyor. Bir yerden sonra da otosansüre dönüyor.

Aslı Erdem: Bence bu konuda her zaman var bir çözüm yolu var. Ben bu konuda, yazara sonuna kadar destek olmaya çalışıyorum.

FilmLoverss: Çok keyifli bir söyleşi oldu, çok teşekkür ederiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi