The Criterion Collection, sinefiller için neredeyse bir fetiş objesi, sinemaya gönül verenler için bir sinema okulu âdeta. Sinema tarihinin birbirinden önemli filmlerini çeşitli fiziksel medya formatlarında yayınlayan şirket faaliyetlerine 1984 yılında başlamıştı. Kimilerine göre tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olan Yurttaş Kane – Citizen Kane’in, Türkiye’de pek rağbet görmeyen laser disc formatındaki baskısıyla başlayan macera, 1998 yılına kadar bu formatta devam etti. 1998 yılında ise şirket ev videoları tarihinin en büyük kırılmalarından birine ayak uydurdu ve bu tarihten itibaren filmleri DVD formatında satışa çıkarmaya başladı. Bu formatta yayınlanan ilk film de Jean Renoir’ın başyapıtlarından, 1937 tarihli Harp Esirleri – La grande illusion’dı. 2008’de koleksiyona katılan filmlerin Blu-ray versiyonları da yayınlanmaya başladı. O günden bu yana The Criterion Collection filmleri DVD ve Blu-ray formatlarında yayınlamaya devam ediyor.

2o19 yılındayız ve artık film izleme alışkanlıklarımız köklü bir değişimin arifesinde. Buna evde film izleme pratikleri de dâhil. Türkiye özelinde konuşacak olursak 1980’lerdeki video kaset furyası, 90’ların sonuyla birlikte yerini dünya genelinde bir karşılığı olmayan VCD’lere bıraktı; VCD’lerin yerini de DVD’ler aldı zaman içinde. Gerek korsanın yaygınlığı gerekse de ekonomik koşullar sebebiyle DVD’den Blu-ray’e geçiş çok küçük bir ölçekte yaşandı Türkiye’de. Bugün gelinen noktada ise sözünü ettiğimiz fiziksel medya ürünleri, evde film izleme alışkanlarından tamamen çıkmak üzere. Zira, başta Netflix olmak üzere online yayın platformları, birçok haneye girmiş durumda. Günün büyük bir kısmını başında geçirdiğimiz dizüstü bilgisayarlardan, akıllı televizyonlardan, tabletlerden, hatta cep telefonlarından geniş bir yelpazeye yayılmış içerikteki sayısız filme ulaşılabiliyor. Hâl böyleyken gözü kara arşivciler hariç, hemen hemen herkes evlerinde çok yer kapladıklarını düşündükleri DVD’lerden kurtulmanın derdine düşmüş durumda. Her ne kadar ben bu görüşe katılmasam da ve filmlere fiziksel olarak ulaşabilmek ile onları dijital ortamda izlemenin bambaşka deneyimler olduğunu düşünsem de, bu tercih içinde yaşadığımız tarihte gayet anlaşılabilir görünüyor.

Fiziksel medyanın dijital karşısında her geçen gün güç kaybettiği, hatta kaçınılmaz olduğu düşünülen sonuna adım adım yaklaştığı günlerde şaşırtıcı bir gelişme yaşandı. Dijital yayıncılığın amiral gemisi Netflix’in orijinal filmlerinden Alfonso Cuarón imzalı Roma’nın The Criterion Collection’ın 2020’nin Şubat ayında yayınlayacağı filmlerden biri olduğu açıklandı. Bu gelişme özellikle Netflix tarafından bakınca oldukça ilginç. Zira Roma, DVD ve Blu-ray formatında yayınlacak ilk Netflix filmi olarak tarihe geçecek.

Roma’nın The Criterion Collection’a Katılması Ne Anlama Geliyor?

Dizi ve belgesel alanında ürettiği işlerle kendini kabul ettirmeyi uzun süre önce başarmış olsa da Netflix’in kurmaca film alanında da aynı prestiji yakalamak için büyük bir gayret içinde olduğu biliniyor. Zaten Roma da bu türden bir gayretin sonucu olarak ortaya çıkmış bir projeydi. En İyi Film dalında olmasa da üç dalda Oscar’a uzanan yapım, Venedik’te uzandığı Altın Aslan’dan başlayarak toplamda 215 ödül kazanarak son yılların en başarılı filmlerinden birini olduğunu tescilledi. Cuarón’un haricinde Steven Soderbergh, Coen Kardeşler ve Martin Scorsese gibi önemli yönetmenlerin de Netflix için filmler yaptığını düşünürsek, platformun sinema alanında saygınlık kazanma arzusunun çok güçlü olduğunu anlayabiliriz. İşte Roma’nın The Criterion Collection’a dâhil olması da bu minvaldeki bir çabanın sonucu olarak değerlendirilebilir. Zira girişte kısaca bahsettiğimiz üzere -her ne kadar ticari bir girişim de olsa- The Criterion Collection bir sinema eserinin sanatsal yetilerinin tasdiklendiği bir mecra olarak da işlev görüyor uzunca süredir. Öyle ki bir filmin başında şirketin logosunun yer alması dahi, o yapımın belli bir seviyenin üzerinde olduğuna dair bir garanti nişanesi olarak değerlendiriliyor sosyal medyada. Netflix’in Roma’nın The Criterion Collection’a eklenerek “onore edilemesine” verdiği sosyal medya üzerinden verdiği tepki de dijital yayın devinin konuya bakışını özetliyor aslında: Netflixfilm isimli resmi hesaptan konu ile ilgi olarak yapılan paylaşımda “Roma’nın The Criterion Collection’a eklenmesi büyük bir onur” gibi açık bir ifade yer alıyor.

Roma’nın The Criterion Collection’a katılması, Netflix cephesinde prestij kazanma odaklı bir gelişme olarak yorumlanıyor anlaşılabileceği üzere. Ama bu gelişmenin bir de The Criterion Collection ve fiziksel medya cephesi var elbet. Sinema tarihinin çok önemli eserlerini yayınlayan şirketin Roma’yı, yani belki de bugüne dek dijital platformlarca üretilmiş en önemli orijinal filmi kataloğuna ekliyor olması, fiziksel medyanın sonunun bahsedildiği kadar yakın olmadığını işaret ediyor olabilir. Zira bu durum, hâlâ filmlerin fiziksel medyaya basılı versiyonlarını edinmek isteyen bir topluluğun varlığının kanıtı. Öyle ki Roma’nın The Criterion Collection edisyonundan -abartılı da olsa- birden fazla edineceğine dair kullanıcı mesajlarına forumlarda rastlamak mümkün. Kaldı ki, söz konusu gelişme sinemanın sadece film izlemek üzerinden şekillenen bir olgu olmadığının altını da çiziyor. Çünkü Netflix’in aksine DVD ve Blu-ray’lerin içinde o filme dair birçok ekstra içerik -kamera arkası belgesellerinden yönetmen, oyuncu ya da akademisyenlerle yapılmış röportajlar- bulunuyor sıklıkla. Hele ki The Criterion Collection’ın bu konuda ustalaştığını da düşünürsek, Roma’nın şirketçe yayınlanacak ve şimdiden göz kamaştırıcı görünen ekstra materyalleri için heyecanlanmamak mümkün değil. Filme dair okuma yapmakla benzer bir önem taşıyan bu materyallere filmle birlikte ulaşmak fiziksel medyayı hâlâ önemli kılan etmenlerden.

Netflix ve The Criterion Collection arasındaki bu ortaklığın devam edip etmeyeceği (aslında görkemli bir The Irishman edisyonu hiç fena bir fikir değil) elbette şu an belirsiz. Ama Roma’nın DVD ve Blu-ray olarak yayınlanıyor oluşu, tarihsel olarak önemli bir gelişme. Bu, elbette dijitalin yükselini durduracak büyüklükte bir olay değil fakat fiziksel medyanın hâlâ bir prestij unsuru olarak görüldüğü de inkâr edilemez. Bu türden bir yaklaşım film koleksyoncularının da, arşivcilerin de yüzünü güldürmeye devam edecek gibi görünüyor, en azından bir süre daha. Fiziksel medyada hâlâ hayat var, en azından bu filmlere ulaşabilmek için sürekli döviz kuru gözetmek zorunda olmayan ülkelerde yaşayanlar için.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi