4 Ağustos 2013 günü, İTÜ Ayazağa kampüsü çevresinde büyük bir hareketlilik vardı. Bu kalabalık İstanbul’un alışık olmadığı cinsten değildi çünkü henüz birkaç ay evvelinde yüzbinlerce insan kent hakkına sahip çıkmak için sokaklara dökülmüş, parklarda yatıp kalkmıştı. İşte o gün de, politik olması kaçınılmaz bir müzik olayına tanıklık etmeye gelmişlerdi. Roger Waters’ın, yani efsanevi grup Pink Floyd’un bas gitaristi ve şarkı yazarının, grubun belki de en meşhur albümü The Wall’u baştan sona canlı çalacağı o konserde, en sonunda yıkılmak üzere yavaş yavaş inşa edilen duvarın üzerinde Gezi sırasında hayatını kaybedenlerin resimlerini görmek şaşırtıcı olmasa da gurur verici ve duygusal olmuştu. Pink Floyd’un müziğinin politik olmadığını kimse iddia edemez ancak Roger Waters’ın solo kariyerinin ve kendi kişiliğinin grubun politikliğinden çok daha lafını sakınmaz ve aktif olduğunu da söylemek gerek. Roger Waters: Us + Them filmi de The Wall’dan sonra yaptığı turnenin filmi. 2017-2018 yıllarında gerçekleşen ancak bu sefer ülkemize uğramayan bu turne, The Wall’dan daha çok “Us and Them” şarkısının da yer aldığı “Dark Side of The Moon” ve “Animals” gibi Pink Floyd albümleri ile Waters’ın son solo albümü “Is This The Life We Really Want?” etrafında dönüyor. Roger Waters: Us + Them konserinin zaten kendi içinde büyük bir şov olmasının yanı sıra, Pink Floyd konserlerinden de alışkın olduğumuz sahne arkası video vinyetleri ile günümüze dair pek çok hikâyeyi de takip ediyoruz. Bu hikâyelerin arasında savaştan kaçan göçmenlerden tutun da akıl sağlığı tehlikede olan bir askeri drone kullanıcısına kadar pek çok karakterin hayatına dâhil oluyoruz. Ortak yönetmenliğini sanatçı ile uzun süredir çalışan Sean Evans’ın yaptığı filmde, konser atmosferinin içinde kaybolurken, Pink Floyd’un zamansız parçalarının nasıl bugüne dair de bir şeyler söylemeye devam ettiğini araya giren video vinyetler sayesinde bir kez daha anlıyoruz. Roger Waters: Us + Them: Hepimiz Biziz Pink Floyd’un sinema ile uzun bir geçmişi olduğunu da hatırlamakta fayda var. Topluluk Barbet Schroeder’in More (1969) ve La Vallée (1972) filmleri ile Michelangelo Antonioni’nin Zabriskie Noktası- Zabriskie Point (1970) filminin soundtrack'lerini yapmıştı. 1972 yılında yaptıkları ve Pompeii’deki canlı performanslarına yaklaşmakta olan başyapıtları Dark Side of the Moon’un kayıt süreçlerinin eşlik ettiği orijinal konser filmi Pink Floyd: Live at Pompeii’den yıllar sonra da Alan Parker’ın yönettiği The Wall albümünün filmleştirildiği Pink Floyd: The Wall (1982) filmiyle sinema olan ilişkilerini yakın biçimde ortaya koymuşlardı. Roger Waters’ın turnelerini filmleştirmesinin yanı sıra, Waters’ın olmadığı dönemde topluluğun çıkardığı Division Bell albümündeki klipleri ve Division Bell dönemi turnelerinin benzeri bir filmleştirmesi olan Pink Floyd: P. U. L. S. E. Live at Earls Court (1994) kaydını da unutmamak lazım. Waters tam gaz performanslara devam ederken, grubun gitaristi ve şarkı yazarı David Gilmour’un aynı isimli şarkısına David Madden tarafından yapılan ve  SXSW’da çok övülen animasyon video klip çalışması The Girl in Yellow Dress’i de es geçmeyelim. Roger Waters ve grubunun büyüleyici sahne performansının yanı sıra, mümkün olduğunca çok görsel ve sahne şovu ile desteklenen Roger Waters: Us + Them, bugünün kanayan yaralarına dair bir ortak bilinç oluşturmaya çalışıyor. Söyleyecek çok sözü olduğu gibi, sakınmaya mecali de kalmamış. Her şeyi olağanca dürüstlüğü ile ve dolayısıyla da sivri dille söylüyor. Konser filminin…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Bir konser filmi olarak baştan sona heyecanı ayakta tutabilen, müzik ve şov oranını iyi tutturmuş Roger Waters: Us + Them, zaten klasikleşmiş parçaları dinlerken krizdeki dünyaya dair düşünmeye de izleyicilerini zorluyor. Yer yer müziğin önüne agresif mesajlar geçse de, toplamda hissettirdikleri ile klişeye ya da romantizme kaçmadan sanki yenilenmiş bir '68 kuşağı çığlığını andırıyor. 

Kullanıcı Puanları: 4.3 ( 2 votes)
85

4 Ağustos 2013 günü, İTÜ Ayazağa kampüsü çevresinde büyük bir hareketlilik vardı. Bu kalabalık İstanbul’un alışık olmadığı cinsten değildi çünkü henüz birkaç ay evvelinde yüzbinlerce insan kent hakkına sahip çıkmak için sokaklara dökülmüş, parklarda yatıp kalkmıştı. İşte o gün de, politik olması kaçınılmaz bir müzik olayına tanıklık etmeye gelmişlerdi. Roger Waters’ın, yani efsanevi grup Pink Floyd’un bas gitaristi ve şarkı yazarının, grubun belki de en meşhur albümü The Wall’u baştan sona canlı çalacağı o konserde, en sonunda yıkılmak üzere yavaş yavaş inşa edilen duvarın üzerinde Gezi sırasında hayatını kaybedenlerin resimlerini görmek şaşırtıcı olmasa da gurur verici ve duygusal olmuştu. Pink Floyd’un müziğinin politik olmadığını kimse iddia edemez ancak Roger Waters’ın solo kariyerinin ve kendi kişiliğinin grubun politikliğinden çok daha lafını sakınmaz ve aktif olduğunu da söylemek gerek.

Roger Waters: Us + Them filmi de The Wall’dan sonra yaptığı turnenin filmi. 2017-2018 yıllarında gerçekleşen ancak bu sefer ülkemize uğramayan bu turne, The Wall’dan daha çok “Us and Them” şarkısının da yer aldığı “Dark Side of The Moon” ve “Animals” gibi Pink Floyd albümleri ile Waters’ın son solo albümü “Is This The Life We Really Want?” etrafında dönüyor. Roger Waters: Us + Them konserinin zaten kendi içinde büyük bir şov olmasının yanı sıra, Pink Floyd konserlerinden de alışkın olduğumuz sahne arkası video vinyetleri ile günümüze dair pek çok hikâyeyi de takip ediyoruz. Bu hikâyelerin arasında savaştan kaçan göçmenlerden tutun da akıl sağlığı tehlikede olan bir askeri drone kullanıcısına kadar pek çok karakterin hayatına dâhil oluyoruz. Ortak yönetmenliğini sanatçı ile uzun süredir çalışan Sean Evans’ın yaptığı filmde, konser atmosferinin içinde kaybolurken, Pink Floyd’un zamansız parçalarının nasıl bugüne dair de bir şeyler söylemeye devam ettiğini araya giren video vinyetler sayesinde bir kez daha anlıyoruz.

Roger Waters: Us + Them: Hepimiz Biziz

Pink Floyd’un sinema ile uzun bir geçmişi olduğunu da hatırlamakta fayda var. Topluluk Barbet Schroeder’in More (1969) ve La Vallée (1972) filmleri ile Michelangelo Antonioni’nin Zabriskie Noktası- Zabriskie Point (1970) filminin soundtrack‘lerini yapmıştı. 1972 yılında yaptıkları ve Pompeii’deki canlı performanslarına yaklaşmakta olan başyapıtları Dark Side of the Moon’un kayıt süreçlerinin eşlik ettiği orijinal konser filmi Pink Floyd: Live at Pompeii’den yıllar sonra da Alan Parker’ın yönettiği The Wall albümünün filmleştirildiği Pink Floyd: The Wall (1982) filmiyle sinema olan ilişkilerini yakın biçimde ortaya koymuşlardı. Roger Waters’ın turnelerini filmleştirmesinin yanı sıra, Waters’ın olmadığı dönemde topluluğun çıkardığı Division Bell albümündeki klipleri ve Division Bell dönemi turnelerinin benzeri bir filmleştirmesi olan Pink Floyd: P. U. L. S. E. Live at Earls Court (1994) kaydını da unutmamak lazım. Waters tam gaz performanslara devam ederken, grubun gitaristi ve şarkı yazarı David Gilmour’un aynı isimli şarkısına David Madden tarafından yapılan ve  SXSW’da çok övülen animasyon video klip çalışması The Girl in Yellow Dress’i de es geçmeyelim.

Roger Waters ve grubunun büyüleyici sahne performansının yanı sıra, mümkün olduğunca çok görsel ve sahne şovu ile desteklenen Roger Waters: Us + Them, bugünün kanayan yaralarına dair bir ortak bilinç oluşturmaya çalışıyor. Söyleyecek çok sözü olduğu gibi, sakınmaya mecali de kalmamış. Her şeyi olağanca dürüstlüğü ile ve dolayısıyla da sivri dille söylüyor. Konser filminin sonrasında gösterilen kısa belgesel A Fleeting Glimpse içerisinde de dediği gibi, Waters kendisini sirk gösterilerinin halefi sayıyor. Büyük şovları yapmayı sevdiğini ve bunu yapan kimsenin kalmadığını söylüyor ve ekliyor: “Biz ve Onlar diye bir şey yok. Tüm şovun söylemeye çalıştığı şey de bu. Hepimiz biziz.” Farklı farklı yerlerinden yaralanan, dünyanın dört bir yanından insanın ortak bir sesi olduğunu, hepsinin bir olduğunu söylüyor. Waters bir noktada “Dünyayı domuzlar yönetiyor” yazan bir pankart kaldırıyor; bir başka noktada ise ekranlarda “insan olarak kalın” yazısı beliriyor. Tek mesajı bu, onu da en incelikli ve keyifli biçimde veriyor.

Bir konser filmi olarak baştan sona heyecanı ayakta tutabilen, müzik ve şov oranını iyi tutturmuş Roger Waters: Us + Them, zaten klasikleşmiş parçaları dinlerken krizdeki dünyaya dair düşünmeye de izleyicilerini zorluyor. Yer yer müziğin önüne agresif mesajlar geçse de, toplamda hissettirdikleri ile klişeye ya da romantizme kaçmadan sanki yenilenmiş bir ’68 kuşağı çığlığını andırıyor. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi