Hollywood’daki görüntü yönetmenlerinin neden günümüzde çekilmeye değer filmler bulmakta zorlandığı konusunda görüşlerini paylaşan Roger Deakins ve Rachel Morrison, orta bütçeli dramaların kaybının sinema dünyası üzerindeki etkilerine dikkat çektiler.

The Shawshank Redemption, Fargo, The Big Lebowski, A Beautiful Mind, No Country for Old Men ve O Brother, Where Art Thou?, Blade Runner 2049 gibi unutulmaz filmlerdeki görüntü yönetimi ile sinema dünyasının usta isimleri arasına adını yazdıran Roger Deakins ve Fruitvale Station, Dope, Black Panther gibi filmlerde görüntü yönetmeni koltuğuna oturan, geçtiğimiz yıl Mudbound ile ilk Oscar adaylığını kazanan Rachel Morrison, 44. Toronto Film Festivali’nde sinema dünyasının içinde bulunduğu durum ve bu durumun görüntü yönetmenleri için ne anlama geldiği hakkında görüşlerini paylaştılar.

Bu yıl Nicole Kidman ve Ansel Elgort’un başrollerini üstlendiği The Goldfinch ile Toronto’da sinemaseverlerin karşısına çıkan, aynı zamanda festival sırasında gerçekleşen TIFF Tribute Gala’da Variety Sanatkâr Ödülü’ne layık görülen Deakins, kısa süre önce Sam Mendes’in tamamı plan sekans gibi çekilen I. Dünya Savaşı filmi 1917′i tamamladı. Aynı yıl hem birbirinden oldukça farklı iki dikkat çekici filmde görüntü yönetmeni koltuğuna oturan Deakins, bugünlerde görüntü yönetmenleri için böyle çekilmeye değer filmler bulmanın oldukça zor olduğuna dikkat çekti. Bu iki filmde çalışma fırsatı bulduğu için minnettar olduğunu söyleyen Deakins, bugünlerde bu tarz projelerde ender bulunduğunu ifade etti. Henüz bir sonraki projesinin belli olmadığını söyleyen Deakins, bugünlerde görüntü yönetmenleri için çekmeye değer bir film bulmanın hiç de kolay olmadığını şu sözlerle ifade etti: “Herhangi bir projem yok, birilerinin bana verecek işi varsa bu oldukça iyi olur. Artık farklı bir dünya var. O orta bütçeli filmlerin sayısı artık çok daha az. Şükürler olsun ki insanların yeni şeyler deneme şansı yakaladığı düşük bütçeli filmler var, bir de bu gişe canavarı, büyük bütçeli aksiyon filmleri ve süper kahraman filmleri var ve The Goldfinch gibi filmlerin sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor, bu gerçekten üzücü.”

Roger Deakins Gibi Rachel Morrison da Orta Bütçeli Dramaların Ortadan Kaybolmasının Üzüntüsünü Yaşıyor

Rachel Morrison da Roger Deakins ile oldukça benzer düşüncelere sahip. Mudbound ile ilk Oscar adaylığını kazandıktan sonra Black Panther gibi büyük yankı uyandırmış bir filmde yer alan Morrison’ın bir görüntü yönetmeni olarak birçok seçeneğe sahip olması beklenir. Ancak gerçekte durum bundan oldukça uzak. Barry Jenkins’in senaryosunu kaleme aldığı Flint Strong ile ilk kez yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan Morrison, görüntü yönetmeni olarak çok da fazla seçeneğe sahip olmamasının yönetmenliğe geçme kararında etkili olduğunu ifade ediyor. Morrison konu hakkında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Film çekmeye bayılıyorum. Hep yapmak istediğim şey buydu ve hâlâ 100 milyon dolarlık dramalar çekiyor olsalar da ben de bunu yapıyor olurdum. Kendimi hiçbir zaman yönetmen olarak görmedim ama ne çekeceğimi bilememekle saygı duyduğum insanların ‘Senden iyi yönetmen olur’ demesinin birleşimiyle gerçekleşti. O kadar az büyük drama çekiliyor ki o sıra müsait olmadığınız için ya da Greig Fraser veya Deakins o işi aldığı için o aramayı ıskalarsanız Black Panther kadar iyi olmayan büyük filmlerle Mudbound gibi çekilmesi mümkün olmayan küçük yapımlar arasında tercih yapmak zorunda kalıyorsunuz.”

Mudbound gibi düşük bütçeli bir filmde görüntü yönetimi ile etkileyici bir atmosferin yaratılmasını sağlayan Morrison, bu yıl Kristen Stewart’ın başrolünü üstlendiği Seberg ile Toronto Film Festivali’ne konuk oldu. Hem Mudbound’un hem de Seberg’in 9 milyon dolar bütçeyle çekildiğini söyleyen Morrison, Seberg’in çekimleri için New York ve Paris’e gitmeleri gerektiğini ancak bütçeleri el vermediği için gidemediklerini ifade etti ve yeterli bütçeyi bulamadıkları için senaryoda okuduklarını hakkıyla çekememekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Seberg’in çekildiği dönemde 1960’larda geçen My Name Is Dolemite, Ford V Ferrari ve Once Upon a Time… in Hollywood’da çekildiği için o dönemi yansıtan mekânlara erişim oldukça kısıtlı olan Morrison, buna rağmen elindeki imkânlarla o dönemin ruhunu yansıtan bir iş ortaya koymayı başardı. Seberg gibi bir filmi o bütçeyle çekebilmenin bir mucize olduğunu söyleyen görüntü yönetmeni, bunun her zaman yapabileceğiniz bir şey olmadığını bu yüzden birçok kez aslında parçası olmak istediği projeleri reddetmek zorunda kaldığını açıkladı. İstediği gibi çekmek için gerekli bütçeye ve zamana sahip olmayacağını bildiği için bu projeleri reddetmekten üzüntü duyduğunu söyleyen Morrison, büyük bütçeli gişe canavarı filmlerle imkânların oldukça kısıtlı olduğu düşük bütçeli filmler arasında tercih yapmak zorunda kaldıkları sıkıntılı bir dönemde olduklarını ifade etti.

Hem Roger Deakins gibi büyük bir ustanın hem de Rachel Morrison kariyer basamaklarını hızla yükselen bir ismin aynı sıkıntılarla karşılaşıyor olması, Hollywood’daki görüntü yönetmenlerin ve aslında Hollywood’daki tüm sinemacıların bugün karşı karşıya olduğu ciddi bir sorunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yüz milyonlarca bütçe ayrılan, prodüksiyonları aylarca süren gişe canavarı filmlerle kısa sürede, kısıtlı imkânlarla çekilen bağımsız filmler arasındaki çizgi belki de hiç olmadığı kadar belirgin bir hâl alırken, bu arada kalan ve çoğu zaman en unutulmaz işlerin çıktığı yer olan orta bütçeli filmler yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmuş gibi görünüyor.

Gelinen bu noktada sinemaseverlerin neler kaçırdığını görmek içinse Roger Deakins’ın filmografisine bakmak yeterli: The Shawshank Redemption, Fargo, Kundun, A Beautiful Mind, No Country for Old Men. Sinemaseverlerin hafızasına kazınmış orta bütçeli dramalar. Hollywood’un köklü stüdyolarının büyük bütçeli gişe canavarlarına bağımlı olmadığı bir dönemin yadigârları.

Kaynak: IndieWire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi