Çocukluk, uçsuz bucaksız hayallerin, taze bir zihnin en eğlenceli rüyalarının dönemi. Geriye dönüp çocuk zihinlerimize baktığımızda bunca ketin ne zaman vurulduğunu ve nasıl bu denli değiştiğimizi sorgulamamak elde değil. Özgür hareket alanlarının, en "saçma" ve tam da bu yüzden hayatımızın belki de bize en ait olan düşüncelerinin varlığıyla yaşanabilen çocukluk döneminin yanı sıra düşüncelere vurulan ketlerle henüz çok küçük yaşlarda tanışmış, kaybetme korkusuyla birini sevmekten dahi çekinen çocukluk deneyimleri de var. Renksiz Rüya, işte tam da bu tanımın altını çizen bir çocuk olan Mîrza (Civan Güven Tunç)'nın hikâyesini anlatıyor. Bilindiği üzere 90'lı yıllarda, politik koşulların şiddetle birbirine geçkin yapısı çok fazla insanın faili meçhul cinayetlere kurban gitmesine sebep oldu. Mehmet Ali Konar, Türkiye'de Zazaca çekilen ilk kısa film olma ünvanını da taşıyan Baba adlı filminde değindiği faili meçhul cinayetler konusuna uzun metrajı Renksiz Rüya ile devam ediyor. Baba adlı kısa filmde, babanın cinayetinin ardından başbaşa kalan bir anne-kızın hikâyesi anlatılırken bu kez kaybedilen anne figürünün yokluğunda Mîrza, Mîrza'nın abisi ve babasının erkeklerle çevrili dünyasının sarsıcı yapısı perdeye yansıyor. TRT Kurdî'de yayınlanan Qal û Galgal (Söz ve Sohbet)'ın da senarist ve yapımcılığını üstlenen Mehmet Ali Konar'ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, 37. İstanbul Film Festivali'nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü'yle, 29. Ankara Film Festivali'nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle döndü. Renksiz Rüya: Coğrafya, Sevmenin Önünde Engel midir? 90'lı yılların politik şartlarının ortasında bir çocuğun rüyalar ve gerçeklerle savaşımı üzerinden ilerleyen filmde Mîrza'nın korunaklı dünyasına Mîr Ahmed'in girmesiyle çizilen bütün sınırlar muğlaklaşır. Sevme hâline çizilen büyük sınır, çocuksu duyguların naifliğiyle aniden silinebilirken dönemin -bugün de çok farklı olmayan- politik koşulları, sevme hâlinin önündeki en büyük engel olarak göze çarpar. Dağa çıkan kardeşi sebebiyle arandığını söyleyen Mîr Ahmed (Bilal Bulut), kendisini unutturana kadar şehir dışına çıkmaya ve arkadaşı İbrahim'in evinde bir süreliğine misafir olmaya karar verir. Bu evde yollarının kesiştiği Mirza, sıra dışı bir çocuk olmasıyla Mîr Ahmed'in dikkatini çeker. Annesini kaybetmesinin ardından git gide sessizleşen Mîrza, konuştuğu nadir anlarda kurduğu zeki cümlelerle Mîr Ahmed'in onda adeta kendisini görmesine sebep olur. Mîr Ahmed'i yavaş yavaş sevse de aralarına büyük bir duvar ören Mîrza, sevme-sevilme ihtiyacına daha fazla direnemez. Ancak yaşanılan coğrafya sevmenin önündeki en büyük engeldir. Travmaları olan bir çocukla travmalara "alışmış" bir yetişkinin yollarını olabilecek en naif hâliyle kesiştiren Renksiz Rüya, annenin eksikliğiyle bütün bir kadın varlığını hikâyenin dışında tutarak büyük bir boşluk yaratmasının yanında, fazlasıyla eril olmasını bekleyebileceğimiz bu "erkek dünyasında" ön plana çıkardığı sevme hissiyatıyla birbirine tutunan yalnız erkeklerin dört duvar arasına sıkışıp kalmış hikâyelerini izleyicisine aktarıyor. Bilal Bulut dışında amatör oyuncularla çalışan Mehmet Ali Konar'ın oyuncu yönetiminin başarılı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Civan Güven Tunç'un amatör bir çocuk oyuncu olarak çok iyi bir iş çıkardığı ve filmi Bilal Bulut ile birlikte sırtladığı yadsınamaz bir gerçek. Senaryo aşama aşama ilerlese de, çözümün çok hızlı geliştiğini ve bu durumun, Mîrza'nın Mîr Ahmed'e beslediği sevginin önündeki duvarları birden yıkmasının inandırıcılığını azalttığını söylemek mümkün. Yine de teknik anlamda kısıtlı şartlarla eli yüzü düzgün bir iş ortaya koyan Mehmet Ali Konar; Mîrza'ya özel bir alan belirleyişiyle, bu özel alanda hem…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Travmaları olan bir çocukla travmalara "alışmış" bir yetişkinin yollarını olabilecek en naif hâliyle kesiştiren Renksiz Rüya, ön plana çıkardığı sevme hissiyatıyla birbirine tutunan yalnız erkeklerin dört duvar arasına sıkışıp kalmış hikâyelerini izleyicisine aktarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.75 ( 2 votes)
68

Çocukluk, uçsuz bucaksız hayallerin, taze bir zihnin en eğlenceli rüyalarının dönemi. Geriye dönüp çocuk zihinlerimize baktığımızda bunca ketin ne zaman vurulduğunu ve nasıl bu denli değiştiğimizi sorgulamamak elde değil. Özgür hareket alanlarının, en “saçma” ve tam da bu yüzden hayatımızın belki de bize en ait olan düşüncelerinin varlığıyla yaşanabilen çocukluk döneminin yanı sıra düşüncelere vurulan ketlerle henüz çok küçük yaşlarda tanışmış, kaybetme korkusuyla birini sevmekten dahi çekinen çocukluk deneyimleri de var. Renksiz Rüya, işte tam da bu tanımın altını çizen bir çocuk olan Mîrza (Civan Güven Tunç)’nın hikâyesini anlatıyor.

Bilindiği üzere 90’lı yıllarda, politik koşulların şiddetle birbirine geçkin yapısı çok fazla insanın faili meçhul cinayetlere kurban gitmesine sebep oldu. Mehmet Ali Konar, Türkiye’de Zazaca çekilen ilk kısa film olma ünvanını da taşıyan Baba adlı filminde değindiği faili meçhul cinayetler konusuna uzun metrajı Renksiz Rüya ile devam ediyor. Baba adlı kısa filmde, babanın cinayetinin ardından başbaşa kalan bir anne-kızın hikâyesi anlatılırken bu kez kaybedilen anne figürünün yokluğunda Mîrza, Mîrza’nın abisi ve babasının erkeklerle çevrili dünyasının sarsıcı yapısı perdeye yansıyor. TRT Kurdî’de yayınlanan Qal û Galgal (Söz ve Sohbet)’ın da senarist ve yapımcılığını üstlenen Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle döndü.

Renksiz Rüya: Coğrafya, Sevmenin Önünde Engel midir?

90’lı yılların politik şartlarının ortasında bir çocuğun rüyalar ve gerçeklerle savaşımı üzerinden ilerleyen filmde Mîrza’nın korunaklı dünyasına Mîr Ahmed’in girmesiyle çizilen bütün sınırlar muğlaklaşır. Sevme hâline çizilen büyük sınır, çocuksu duyguların naifliğiyle aniden silinebilirken dönemin -bugün de çok farklı olmayan- politik koşulları, sevme hâlinin önündeki en büyük engel olarak göze çarpar. Dağa çıkan kardeşi sebebiyle arandığını söyleyen Mîr Ahmed (Bilal Bulut), kendisini unutturana kadar şehir dışına çıkmaya ve arkadaşı İbrahim’in evinde bir süreliğine misafir olmaya karar verir. Bu evde yollarının kesiştiği Mirza, sıra dışı bir çocuk olmasıyla Mîr Ahmed’in dikkatini çeker. Annesini kaybetmesinin ardından git gide sessizleşen Mîrza, konuştuğu nadir anlarda kurduğu zeki cümlelerle Mîr Ahmed’in onda adeta kendisini görmesine sebep olur. Mîr Ahmed’i yavaş yavaş sevse de aralarına büyük bir duvar ören Mîrza, sevme-sevilme ihtiyacına daha fazla direnemez. Ancak yaşanılan coğrafya sevmenin önündeki en büyük engeldir.

Travmaları olan bir çocukla travmalara “alışmış” bir yetişkinin yollarını olabilecek en naif hâliyle kesiştiren Renksiz Rüya, annenin eksikliğiyle bütün bir kadın varlığını hikâyenin dışında tutarak büyük bir boşluk yaratmasının yanında, fazlasıyla eril olmasını bekleyebileceğimiz bu “erkek dünyasında” ön plana çıkardığı sevme hissiyatıyla birbirine tutunan yalnız erkeklerin dört duvar arasına sıkışıp kalmış hikâyelerini izleyicisine aktarıyor.

Bilal Bulut dışında amatör oyuncularla çalışan Mehmet Ali Konar’ın oyuncu yönetiminin başarılı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Civan Güven Tunç’un amatör bir çocuk oyuncu olarak çok iyi bir iş çıkardığı ve filmi Bilal Bulut ile birlikte sırtladığı yadsınamaz bir gerçek. Senaryo aşama aşama ilerlese de, çözümün çok hızlı geliştiğini ve bu durumun, Mîrza’nın Mîr Ahmed’e beslediği sevginin önündeki duvarları birden yıkmasının inandırıcılığını azalttığını söylemek mümkün. Yine de teknik anlamda kısıtlı şartlarla eli yüzü düzgün bir iş ortaya koyan Mehmet Ali Konar; Mîrza’ya özel bir alan belirleyişiyle, bu özel alanda hem Mîr Ahmed’i yalnız hem de Mîrza ile birlikte göstermesiyle filmin kurgusunu senaryoda işlediği kadar görsel anlamda da incelikli detaylarla örmeyi başarıyor. Kimilerinin bizzat yaşadığı, kimilerinin duyduğu, kimilerininse duyup inanmadığı olayları bir çocuğun iç dünyasından, kabusları eşliğinde izlemek, her şeyin ötesinde çocuksu düşlerden çekilip çıkarılan bir annenin boşluğunu muskalarla doldurmaya çalışmak gibi bir noktada faydasız bir eyleme dönüşüyor. Mîrza, odunları arabanın arkasından aşağı atan yaşıtlarının boynunda gördüğü muskalara dikkat kesildiği anda belki de o çocukların da aynı kabusları gördüğünü düşünüyordu; en acısıysa, o çocukların da aynı kabusu görebilme ihtimalinin hiç de düşük olmamasıdır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi