tILIeNjbH1E


The Fall’dan The Grand Budapest Hotel’e, Vertigo’dan The Shining’e renkleri ile dikkat çeken filmleri mercek altına alan video, renk kullanımının sinemadaki önemini gözler önüne seriyor.

Renk kullanımı sinemanın ilk günlerinden beri sinemacıların anlatımlarını şekillendirmek için kullandığı en etkili araçların başında geliyor. A Trip to the Moon gibi siyah beyaz filmlerini kare kare elle boyayarak beyazperdede renk kullanımına öncülük eden Georges Méliès‘den beri sinemacılar gerek hikâyeyi kuvvetlendirmek gerekse de filmin atmosferini yaratmak için renk paletlerinde dikkat çekici seçimlere imza atıyorlar.

Cinefix adlı YouTube kanalı tarafından hazırlanan video, renkleri etkili şekilde kullanmalarıyla sinemaseverlerin hafızasında yer etmeyi başarmış filmleri mercek altına alırken, sinemacıların renk paletinde yaptıkları tercihlerle anlatılarını nasıl güçlendirdiklerini gözler önüne seriyor.

The Fall, The Holly Mountain, Gate of Hell, Moulin Rouge! gibi filmler beyazperdede adeta bir renk cümbüşü yaratarak sinemaseverleri benzersiz bir dünyaya çekerken, Sin City tam tersi bir yol izleyerek film boyu sadece belli sahnelerde renklere yer veriyor ve bu sayede bu renklerin etkisini arttırmayı başarıyor.

Renk Kullanımının Sinemadaki Önemini Gözler Önüne Seren Filmler

Filmlerde renklerin etkili kullanımı aslında çoğu zaman beyazperdede bir renk cümbüşü yaratarak değil, renk paletindeki belli renklere odaklanıp, filmin görsel dilini bunlar üzerinden şekillendirerek gerçekleşiyor. Bunun en iyi örnekleri arasında Spike Lee imzalı Do the Right Thing yer alıyor. Lee, filmde anlatılan sıcak hava dalgasının etkilerini sinemaseverlere hissettirebilmek için film boyu kırmızı ve turuncu rengi ön plana çıkarıyor. Filmde istenen atmosferin yaratılması için belli renklerin dışarıda bırakıldığı en iyi örneklerden biri de Coen Kardeşler imzalı O Brother, Where Art Thou?. Filme masal kitaplarındaki resimleri andıran, vintage bir görünüm vermek isteyen görüntü yönetmeni Roger Deakins, yeşil tonlarını kısmak için için haftalarca film üzerinde çeşitli kimyasal işlemlerle denemeler yaptıktan sonra çareyi dijial color grading (renk düzenleme)’de buldu. Deakins’in O Brother, Where Art Thou?’nun post-prodüksiyon sürecinde geliştirdiği bu dijital renk düzenleme teknikleri sonraki yıllarda sinema dünyasında sıkça kullanılan araçlardan biri hâline geldi.

Krzysztof Kieślowski’nin Üç Renk Üçlemesi ve Ingmar Bergman’ın Cries and Whispers’ı gibi filmler ise tek bir rengi ön plana çıkarıp, anlatılarının bir parçası hâline getirmesiyle dikkat çekiyor. Deakins, O Brother, Where Art Thou?’ya istediği görünümü vermek için dijital color grading‘den faydalanırken, Kieślowski ve Bergman bunu kostüm ve yapım tasarımındaki tercihleri ile elde ediyor.

Sinemada sıkça karşımıza çıkan bir diğer renk kullanımı da renk paletindeki bir rengin tam zıttıyla eşleştirilmesi. Mad Max: Fury Road, Transformers ve Skyfall gibi büyük bütçeli stüdyo yapımlarında genellikle turuncu ve mavi ikilisi karşımıza çıkarken; Curse of the Golden Flower, Amélie ve Vertigo gibi filmler bunu farklı iki renkle yapmayı tercih ediyor.

A Clockwork Orange, Women on the Verge of a Nervous Breakdown, The Last Emperor ve Contempt gibi filmlerde ön plana çıkarılan bu renklerin sayısının üçe, hatta bazen dörde çıktığını görüyoruz.

Renkleriyle ön plana çıkan bu filmlere son yıllarda neon renkler kullanan yapımlar da katıldı. Tron: Legacy, Skyfall, Only God Forgives ve Spring Breakers neon renkleri etkileyici kullanımıyla dikkat çekmeyi başaran filmlerin başında geliyor.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi