İkinci uzun metrajlı filmi Kusursuzlar’la yurtiçi ve yurtdışı festivallerde önemli başarılar kazanan Ramin Matin’le bu hafta vizyona girecek yeni filmi Son Çıkış’ın yapım sürecini, ilham kaynaklarını, Türkiye’de bağımsız sinema yapma şartlarını ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Ramin Matin’in 7 Aralık’ta vizyona girecek yeni filmi Son Çıkış; bir inşaat şirketinde çalışan Tahsin’in bir sabah sahip olduğu her şeyden vazgeçerek güneye yerleşmek üzere çıktığı yolculukta başına gelenlere odaklanıyor. İstanbul’u bir tür distopya mekânı gibi görselleştiren filmin son yıllarda Türkiye’den çıkan az sayıdaki meselesi olan komedi filmlerinden birisi olduğunu olduğunu söyleyebiliriz.

Söyleşi: Ecem Şen, Güvenç Atsüren

Deşifre: Hande Yıldız

Ecem Şen: Son Çıkış’ın fikri nasıl ortaya çıktı?

Ramin Matin: 12-13 yıl önce yüksek lisanstan mezun olmak için yazdığım bir tez senaryosu üzerinden çıktı. Çok kötü bir senaryoydu fakat şehirdeki yapılaşma, trafik ile ilgili fikirler kaldı. O zamandan beri de Türkiye bu konuda daha kötüye gitti. Kusursuzlar’ı çekerken filmin senaryosunu yazan Can Kantarcı’yla konuşurken bu fikri attım ortaya. Onun da hoşuna gitti ve üstünde çalışmaya başladık. Birkaç değişik hâl aldı. 2023’te geçen bir distopya olarak başlamıştık önce. Maddi olarak onu yapamayacağımızı anlayınca 3-4 versiyonda bu hâle geldi. Kısaca 6 senelik bir süreç olduğunu söyleyebilirim.

Ecem Şen: Filmlerinizin senaryo kısmında genelde isminizi görmüyoruz. Ama bu filmin fikrinin ilk sizin aklınıza geldiğinden bahsettiniz. Diğer filmlerinizde de böyle bir süreç olmuş muydu? Senaryo yazılırken ne derecede dahil olup müdahale ediyorsunuz?

Ramin Matin: Sık gelen bir soru bu. Ben tüm senaryolarda sıfırdan devreye giriyorum. Sanki bana para veriyorlarmış ve senaryo çektiriyorlarmış gibi bir intiba var. Kimse hiçbir şekilde para vermiyor elbette. Sıfırdan beri beraber çalışıyorum yazarlarla. Benim için yönetmenlik süreci orada başlıyor. Tüm filmlerde sıfırdan beraber çalışıp geliştiriyoruz, tartışıyoruz ama ismimi senaryo kısmına yazmak garip geliyor direkt olarak kaleme almadığım için. Hazır bir şeyin geldiği hiç olmadı.

Ecem Şen: Filmlerinizin çıkış noktası genelde sizin aklınıza gelen fikirler mi oluyor?

Ramin Matin: Hayır, onlar değişiyor ama bu filmde öyle oldu. Kusursuzlar’da yapımcımız Emine’nin aklına gelmişti. Canavarlar Sofrası’nda da yazar arkadaşım Kamdine Khosrowkhavar’ın aklına gelmişti. Eğer fikir bana bir şey ifade ediyorsa sonrasında beraber başlıyoruz.

Ecem Şen: Filmin Türkçe ismi Son Çıkış, uluslararası ismi Siren’s Call. Siren tabiri İngilizcede tehlikeye çağrı gibidir ve denizkızı denizciyi suyun içinde boğmak için çağırır ya. Filmin ismindeki o tercih iki noktada bana biraz farklı geldi. Son Çıkış’ta işin içinde kurtuluş da var ama Siren’s Call daha tehlikeli gibi.

Ramin Matin: Filmin ismi hep Siren’s Call’du. Bir çağrıya cevap veriyor karakter. İlla boğularak biteceği anlamında değil aslında, İngilizcede kullanılan bir tabir. Fakat Türkçede, Siren ismini direkt ambulans sireni gibi algılıyorlar. Dolayısıyla filmin isminde o karışıklık olmasın diye Son Çıkış’a karar verdik.

Güvenç Atsüren: Siren’in ortaya çıkışını Alice Harikalar Diyarı’ndaki beyaz tavşanın ortaya çıkışıyla bağdaştırıyorum. “Yeni bir ihtimal, yeni bir dünya” vaat ediyor. Filmin, devamında da izlediğimiz olayların akışıyla birlikte de gerçeklik algısını biraz zorlayıp masalsılığa evrildiğini düşünüyorum. Film özellikle bu tür bir distopya fikriyle mi ortaya çıkmıştı?

Ramin Matin: Evet. Seste, görsel olarak kadraj ve renkte distopya hissini devam ettirmeye çalıştık. Beyaz tavşan da iyi bir örnek, karakter tavşanın peşinden deliğe atlıyor.

Güvenç Atsüren: Alice Harikalar Diyarında’nın aksine burada boğucu bir İstanbul görüyoruz. Kadrajları nasıl tasarladınız?

Ramin Matin: İstanbul’da çok dolaşarak. Çok alıştığımız için fark etmiyoruz ama aslında yaşadığımız bir şey. Yurtdışında bir programda tanıştığımız Fransız bir senaryo danışmanı: “Neden bir distopya yapmaya çalışıyorsunuz? İstanbul’u çok seviyorum ama her geldiğimde zaten bir distopya görüyorum. Gelecekte geçsin diye uğraşmaya gerek yok.” demişti. Orada bir aydınlanma yaşadık. Hakikaten öyle bir ortamda yaşıyoruz. Bunu fazla göze sokmadan hissttirmek istedim, onun için anamorfik çekmeye karar verdik. Bu, yakın planlar dahil, her kadraja şehri sığdırmama imkân verdi hem de gökyüzünü yok edilmemi sağladı. Ayrıca anamorfik objektiflere has olan dikey çizgilerde görünen deformasyon atmosferi güçlendirdi.

Ecem Şen: Özellikle görsel dil açısından başka filmlerden bir referansınız oldu mu?

Ramin Matin: Çok oldu. Ancak filmin senaryosundaki değişiklikle beraber çok da değişti bunlar. Çıkış noktamızda Brazil’i bir hayli konuştuk. Ayrıca Tangerine üzerinde de baya konuştuk. Son kertede biraz daha Falling Down ve After Hours gibi filmler de hissiyat olarak referansımız oldu. Ancak yapım koşulları, maddi yetersizlikler yüzünden daha “gerilla” bir tarza geçince görsel dili belirleyen görüntü yönetmeni Tayman Tekin ile beraber mekânda yaptığımız testler daha belirleyici oldu.

Ecem Şen: Film bütünüyle dijital olarak mı çekildi? Belli bir kısımdan sonra filmi andıran farklı bir estetik var gibi hissettim. 

Güvenç Atsüren: Kâbusun içine düştükçe görüntüler grenleniyor gibi.

Ramin Matin: Öyle söylemenize sevindim. Böyle bir etki yaratmayı başarmışız. Bizim bütçemiz çok küçüktü, paramız yoktu yani. Filme başlamadan Panasonic’in GH5 kamerası çıkmıştı, onu aldık. Eski Nikon objektifler üzerinde anamorfik bir adaptör kullandık. Saçma sapan plastik bir şey taktık yani. Görüntü yönetmeni Tayman Tekin ile yaptığımız testlerde kendine has bir doku oluduğunu gördük. Tabii sıkıntı netlik hem adaptör hem de objektifler üzerinde yapılması gerekti, biraz zorladı bizi. Ama sonuca değdi.

Ecem Şen: Filmin sonunun fazla umutsuz bulunduğuna ve keşke farklı bir son önerseydi gibi cümlelerin kurulduğuna şahit oldum ama bu son bana çok daha gerçekçi geldi. Özünde insanla ilgili bir problem görüyorum. Tahsin karakteri güneye gittiğinde de çiçekler, kelebekler olmayacaktı. Yine de ben kendi dünya algımda iyilerin de olduğuna inanıyorum. Filmde karakter kaçma süresince sürekli kötülükle, kötülüğün dozunun artması ve engellenmeyle karşı karşıya. Neredeyse hiçbir karakterin iyi olmadığını görüyorum. Karakterleri yaratmadaki motivasyonunuz neydi?

“Herkes kendi kendine çırpınıp batmamak için kendisini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor.”

Ramin Matin: Orada vermek istediğimiz iyi ve kötüden ziyade İstanbul’da her kesimin bir var olma savaşı verdiğiydi. O savaş içerisinde ne gerekiyorsa yaptıklarıydı. Bu iyidir bu kötüdür gibi bir şey yapmak istemedik. Herkes kendi kendine çırpınıp batmamak için kendisini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor. Onların hepsi okumaya açık. Öyle de görülebilir, görülmeye de bilir. Kaldı ki somut olarak baktığımızda ülkücüler de başta yardım ediyorlar Tahsin’e. Teyze de yardım ediyor. Hatta kahvede okey oynayan telefonunu veriyor. Hemen her filmimde açık son bırakmaya çalışıyorum. Herkes dünya bakışından ve kendi hissiyatından okusun diye. Filmin sonu karanlık ve umutsuz diyenler çıktı, evet. Ama geçen günkü gösterimden sonra insanlarla konuştuğumda beyaz yakalı bir arkadaş “Filmin sonunda güçlü bir umut var. Ben öyle görüyorum.” dedi. Dolayısıyla herkes kendine göre okuyor ve istediğimiz de net bir cevap vermek değil, sorgulamaktı.

Güvenç Atsüren: Filmde biraz da beyaz yakalı fantezisi izliyoruz. Bir yerden sonra, İstanbul’dan kaçamama ve biraz da rüyanın içinin boşluğuna doğru evriliyor. En başından beri fikir bu muydu yoksa hikâye şekillendikçe mi ortaya çıktı? 

Ramin Matin: Gelecek tasvirinden uzaklaşıp günümüz hâline gelince netleşmeye başladı. Etrafımızda daimî olarak herkesten güneye ya da yurtdışına kaçma söylemi duyuyoruz ama altı hep boş. Kimsenin bir şey yaptığı yok. Ne burada onu rahatsız eden şeyleri değiştirme çabası ne de kendi hayatını değiştirme çabası var. Dediğin gibi boşta bir fantezi olarak dönüyor. Tahsin karakterini bunun üzerine kurmaya çalıştık.

Güvenç Atsüren: Filmin öncesindeki fon bulma konusundan bahsedelim biraz da.

Ramin Matin: Yapım aşamasına 2012’de Montpellier Film Festivali’nde bir yazarlık rezidansı kazanarak başladık. 3 ay Fransa’da çalıştık senaryoya ve sonra evrilmeye başladı. Bir sürü senaryo geliştirme fonuna gittik ve onlardan iyi sonuçlar aldık. Onların devamında da Alman ortak yapımcı devreye girdi. Onunla bir süre çalıştık. Sonra o Almanya’dan para çıkaramadı. Kültür Bakanlığından destek aldık. Sonra bir Bulgar ortak yapımcı devreye girdi. Filmin çekimlerine aslında 18 Temmuz 2016’da başlayacaktık ama ülkenin gündemi ortadaydı, tüm bu süreçler uzun sürdü. O dönem, Bulgarlar biraz korktu ve çekildi. En sonunda çok düşük bir bütçeyle çektik filmi.

Ecem Şen: Peki bu uzayan süreçte yönetmen olarak siz nasıl hissediyorsunuz? Yönetmen olmak hep yapma hâlinde olmayı istemek gibi geliyor bana. Bu süreçle nasıl baş ediyorsunuz? 

Ramin Matin: Çok zor baş ediyorum. Beş sene oturup hiçbir şey çekmemek ve sadece bunlarla uğraşmak insanı yıpratıyor. Ama başka projeler ve senaryolar üzerinde çalışarak geçirdim biraz da zamanımı. Yapabileceğimiz bir şey yok. Türkiye’de sistem biraz böyle. Her sene film yapmak zor bir iş. Daha önce Kusursuzlar’ı bitirip bu filme başlamıştık. Şu an da hemen ardından ilerleyebilmek için başka bir proje başlattım.

Ecem Şen: Canavarlar Sonrası’na baktığımda üç lokasyonda gösterime girdiğini gördüm. Kusursuzlar’da bu sayı artmıştı ve 8-9 bin izleyiciye tekabül ediyordu. Şu an baktığımızda arthouse sinema için başarılı bir sayı bile diyebiliriz. Dağıtım planını nasıl şekillendiriyorsunuz?

Ramin Matin: Kusursuzlar, Başka Sinema’nın 2. ayında vizyona girmişti. 8-9 salon vardı, daha fazla yoktu. Kurmaca Film, erkenden girip bize çok destek oldu çekim süreci boyunca. Filme çok inandılar. Bu film direkt arthouse değil de izleyici dostu bir film. Komedi, hızlı akıyor, durağan bir şey yok. Dinamik bir film yapmaya çalıştık. Dolayısıyla biraz daha geniş bir dağıtım yapmayı planlıyoruz. İnşallah olacak. Seyirciye umuyoruz ki ulaşabileceğiz ve ilgilerini çekecek. Bu konuda Kelebekler iyi bir motivasyon oldu ve olabileceğini gördük.

“Şener Şen filmlerine baktığımızda bu tarz komediler eskiden Türkiye’de izleniyordu. Öyle bir gelenek vardı ve ne yazık ki yok oldu.”

Güvenç Atsüren: Türkiye’de seyirci dostu komedi filmi yapmak zor. Çünkü seyircinin algısının komedide nereye kaydığını kestirebiliyoruz. Meselesi olan bir komedi filmi yapmak nasıl bir şey?

Ramin Matin: Senaryoyu yazarken o dengeyi tutturmanın ne kadar zor olduğunu öğrendik. Bildiğimiz arthouse şeklinde olsaydı; senaryo, oyuncular ve kurgu aşaması çok daha kolay olurdu. O tonu ve dengeyi tutturmak çok zor oldu. Ama bir yandan da uzun zamandır yapmak istiyordum. Şener Şen filmlerine baktığımızda bu tarz komediler eskiden Türkiye’de izleniyordu. Öyle bir gelenek vardı ve ne yazık ki yok oldu. Biz de biraz bundan esinlenip böyle bir şey yapabilir miyiz, diye girdik. Güzel de oldu kendi açımızdan.

Ecem Şen: Antalya Film Festivali ve Film Forum arasında sektörde bir ayrışma yaşandığını görmek mümkün. Siz de Antalya Film Forum’a projenizle katıldınız. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?

Ramin Matin: Türkiye’de bağımsız film yapmak çok zor. Kim bağımsız, kim bağımlı, neye bağımlı? Baktığınızda Recep İvedik de bağımsız film. Kendi kendine yapıyor adam. Bu tarz filmler yapmak onlara destek ve para bulmak çok zor. Dolayısıyla Köprüde Buluşmalar gibi, diğer festivallerdeki yapımcılarla ve yabancılarla tanışma olanakları çok önemli. Antalya’dan Ulusal Yarışma’nın kaldırılması çok büyük bir rezalet. Foruma katıldığımız 2015 (pitching) ve 2017 (work-in-progress) senelerinde , şirket olarak kendi içimizde çok tartışsak da katılmaya karar vermiştik. En iyi protesto işimizi yapmaya devam etmek diye düşündük.

O zaman gördüğüm Film Forum, Ulusal Yarışma’nın kaldırılmasından sonra kendisi bir mesafe koymaya çalıştı festivalle kendisinin arasında. Çok garip bir tepki değil. “Biz Film Forum’uz orayla bir bağımız yok.” savunmasına giriştiler. Şu anda bu durum değişti gibi gözüküyor. Zamanında o başka bir şey, bu başka bir şey diye düşünerek hareket ettik. Forum’a katılıp festivale katılmayanları haksız bulmuyorum. Ama yine de orada yarışmaya katılanların ne düşündüğünü bilemiyorum, o başka bir konu.

Güvenç Atsüren: Film dünya prömiyerini Tokyo’da yapacak. Peki sonrasında belli olan bir festival yolculuğu var mı?

Ramin Matin: Şu an Türkiye’deki gösterimler var. Vizyon öncesinde, 1 Kasım’da Boğaziçi’nde gösterilecek. Malatya’da gösterim var. Yurtdışı için şu an kesinleşmiş bir şey yok. Sales agent’ımız var bu sefer. Onlar stratejiler yapıyorlar. İnşallah devam edeceğiz.

Güvenç Atsüren: Türkiye’de oturmuş komedi algısına göre pek alışık olmadığımız bir film. Yurtdışında çalışabilecek bir komedi aslında.

Ramin Matin: Komedi algısı kültüre göre çok değişken nerede nasıl çalışacağını görmek ilginç olacak benim açımdan. Tokyo’da çok güldüler, kendi yaşadıklarına yakın buldular. Benim için Canavarlar Sofrası da bir kara komediydi ancak Türkiye’de kimse gülmedi, hatta sırıtmadı bile. Ama Hindistan’da durmadan gülüyorlardı. Ona da biraz kıl oldum. O kadar da değil yani (gülüyor).

Ecem Şen: Oyuncu yönetiminde nasıl bir yol izliyorsunuz? Ne kadar serbest bırakıyorsunuz, ne kadar doğaçlama yapabiliyor oyuncular?

Ramin Matin: Oyuncuları rahat bırakmayı seviyorum ama filmden önce çok çalışıyorum oyuncularla. Prova olarak değil de karakteri derinleştirme üzerine tartışıyoruz. Sete çıktığında karakterini çok iyi tanıyıp hazır olması, nasıl kahve içeceğine kadar bilmesi üzerine çalışıyoruz. Sete gelince de o aşamada oyuncuları serbest bırakmayı seviyorum. Çekime başlamadan oyuncuların ne yaptığına bakarım. Siz bir oynayın, derim ve çoğunlukla onlara göre sahnenin dekupajını yaparım. O, önemli geliyor bana.

Ecem Şen: Yeni projenizin de hemen sırada olduğunu söylediniz. Biraz bahsedebilir miyiz?

Ramin Matin: Hakan Bıçakçı’yla yazdığımız bir senaryo var hâlihazırda. O bitti ve senaryosunda benim de ismim yazıyor bu defa. Finansman sürecine başlayacağız. Beş sene sonra görüşürüz (gülüyor). Şaka bir yana, inşallah bu sefer daha hızlı olacak. Nasıl çekerim diye düşündüğüm iki de bütçesiz proje var. Onların üstünde çalışıyoruz. Çok zor oluyor ve beklemekten de sıkıldım. Bu filmi kendi küçük kameralarımızla çekmek bazı şeylerin nasıl yapılabileceğini gösterdi bana. Biraz o kafaya girmeye başladım hakikaten.

Ecem Şen: Yeni projelerinizde böyle bir komedi tonu var mı?

Ramin Matin: Hakan’la yazdığımız da fantastik ögelerin olduğu bir kara komedi. Herkese komik gelmeyebilir ama ben gülüyorum. Ben Canavarlar Sofrası’na da gülüyordum. Onu da kara komedi olarak yapmıştım. Yurtdışında çok gülünse de Türkiye’deki insanlar pek gülmedi.

Ecem Şen: Bir yönetmen olarak ilk filmini çekip sektöre atılmak isteyenlere ne gibi önerileriniz var?

Ramin Tamin: Sektöre atılmayın (gülüyor). Pes etmesinler. Uğraşmak lazım. Herhâlde böyle bir çağda olduğumuzdan, böyle gençlerle konuştuğumda her şeyin çok kolay olmasını beklediklerini görüyorum. Kolay değil, direnmeleri lazım. 5 sene sürdü işte bu filmi yapmamız. “Paramız yoktu, o yüzden oyuncularımız da görüntülerimiz de böyle oldu”. Artık böyle bir mazeret yok. Ne kadar parasızlarsa o kadar özenli ve planlı yapmaları lazım. Artık telefonla bile acayip görüntüler elde edilebilir. Özenli ve istikrarlı olsunlar.

Güvenç Atsüren: Teşekkür ederiz.

Ramin Matin: Rica ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi