Amerika’nın en prestijli içerik tedarikçisi HBO, geçtiğimiz Mayıs ayında HBO Max adlı platformla streaming alanına da giriş yapmıştı. Ridley Scott’ın yapımcıları arasında yer aldığı Raised by Wolves, platformun ilk iddialı dizisi. Tabii bu tür projeleri, pilot bölümleri çeken ve yürütücü yapımcılık titrini üstlenerek projenin gidişatında söz sahibi olan ünlü yönetmenlerle anmaya alışığız. Fakat nasıl ki -misal- Servant bir M. Night Shymalan projesi değildiyse, Raised by Wolves’un yaratıcısı da Ridley Scott değil, Aaron Guzikowski adlı senarist. Guzikowski’yi Denis Villeneuve’ün Tutsak – Prisoners adlı filminin senaryosuyla tanıyoruz. Bu ise şimdilik onun kariyerinin en iddialı işi.

Raised by Wolves’un Ridley Scott tarafından yönetilmiş, dolayısıyla görsel dünyası da usta sinemacı tarafından kurulmuş pilot bölümü, onun bazı geçmiş işlerini de anımsatan kodlar içeriyor. Ne de olsa Ridley Scott ilk Yaratık – Alien filmiyle tanındı. Son dönemde seriye de Prometheus ve Alien: Covenant gibi, gidişatı başka bir yöne çeken iki halka ekledi. Hah! Raised by Wolves tam da bu iki filmi hatırlatıyor işte.

Raised by Wolves İlk Üç Bölüm İncelemesiRaised by Wolves

Birbirlerine “Anne” ve “Baba” olarak hitap eden iki kişinin bir uzay gemisinde yeni bir gezegene gelişiyle başlıyor dizi. Dikkatli izleyiciler, bu gezegen olarak kullanılan mekânı bile Prometheus’tan tanıyacaktır sanıyorum. İnsan değil android olduklarını fark etmenin fazla uzun sürmediği iki karakter, bir insanın yaşaması için uygun koşullara sahip bu gezegene iner inmez ilk görevlerini yerine getiriyorlar. Yanlarında taşıdıkları embriyolara, “anne”nin bedenini taşıyıcı olarak kullanmak suretiyle hayat vermek. Farklı ırklardan altı tane çocuk… Bu iki android onlar için anne ve baba gerçekten. Kimsenin gelmesini beklemiyorlar. Plan, biyolojik ebeveynleri farklı olan bu çocukların büyüdüklerinde birbirleriyle çiftleşerek yeni bir insan soyunu, dolayısıyla yeni bir medeniyeti bu gezegende sürdürmeleri.

Bu yeni medeniyette, inanca yer yok. Çünkü hikâye açıldıkça anlıyoruz ki, bu karakterlerin dünyayı terk etme sebebi, geride yaşanılabilir bir dünya kalmamış olması. Bunun sebebi mi? HBO Max’ta geçen hafta yayınlanan ilk üç bölümün bize verdiği bilgiye göre, ateistlerle inançlılar arasındaki savaş!

Ve işte o ateistler (o ateistler yok mu, o ateistler!) iki androide böyle bir görev vermiş başka bir gezegende insan soyunu sürdürmeleri için. Onların görevi çocukların güven içinde büyümesini sağlamak. Fakat anne baba olmak kolay mı? Bunun kışı var, hastalığı var… İki android bu sorumluluğu ne kadar layığıyla yerine getirebilir? Hem annelik sadece büyütmek midir? Taşıyıcı annelik, gerçek annelik midir? İnançsız bir düzende insan varolabilir mi?

Bunlar Raised by Wolves’un ortaya attığı ve şu ana dek muhafazakârca yanıtladığı sorular. Bütün bunların ortasında da bir “seçilmiş kişi” var. Doğumda neredeyse ölecekken “anne”nin pes etmemesiyle hayata tutunan Campion. Hemen her bilimkurguda olduğu gibi, ortaya atılan kehanetler, geleceği söylenen peygamberler… Campion en baştan “o” kişi olarak kodlanıyor zaten. En nihayetinde imanlı dünyalılar da gezegeni bulduğunda, iki tarafın çatışmasının merkezi ve çözümü de bu çocuk olacak belli ki.

Ridley Scott’ın özellikle Prometheus filminin de yaradılışa getirdiği radikal bakışa rağmen bütün sözünü gelip inanca, hatta İsa inancına bağladığını düşününce, baştaki sözümüzden bir adım geri atıyoruz. Tematik benzerlikler, Scott’ın projenin içeriğine de ciddi katkısı olabilir fikrini uyandırıyor. Yine iki uçlu bir bıçak projeyi taşıyan. İnançsız androidlere karşı inançlı insan evladı, tamam ama orada da uykuda geçirilen uzay yolculuğu sırasında bir çocuğa tecavüz edip onu hamile bırakmış din adamları var. Buna da iki türlü bakmak mümkün. Bir denge, iki tarafı da kızdırmama çabası deyip geçilebilir… Ama bir yandan da sinemanın, öykü anlatma geleneğinin taşıyıcı kolonu olan “çatışma”dır bu. Zaten bir filmi de bir diziyi de güçlü çatışmalar izletir.

Raised by Wolves seyircisine hazır lokma cevaplar dayatmaya çalışmazsa, bu açıdan iyi bir seyirlik vaat ediyor. Ancak Ridley Scott’ın ilk bölümde yakaladığı güçlü sinema hissinin, daha kendi çektiği ikinci bölümde bile zayıfladığını… Oğluna teslim ettiği üçüncü bölümde iyice eridiğini… Ayrıca dizinin ilk üç bölüm itibariyle finallerinde güçlü noktalama işaretleri bulmakta ciddi sıkıntı sergilediğini de eklemek gerek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information