Quentin Tarantino, dünya prömiyerini 72. Cannes Film Festivali’nde yapan yeni filmi Once Upon a Time in Hollywood hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Hikâyeyi ilk başta bir roman olarak yazdığını söyleyen Tarantino, hayatından izler taşıyan filmi kendi Roma’sı olarak tanımladı.

Quentin Tarantino‘un dokuzuncu uzun metraj filmi Once Upon a Time in Hollywood için heyecanlı bekleyişimiz sürüyor. Film, Hollywood’da tanınmakta güçlük çeken, Sharon Tate’in kapı komşusu Rick Dalton ile onun uzun süredir birlikte çalıştığı dublörü Cliff Booth’un hikâyesini mercek altına alıyor. Hikâyenin arka planında hem o yılların sinema sektörünü hem de sektör içerisinde yer alan Sharon Tate, Steve McQueen, Bruce Lee ve Roman Polanski gibi ünlü isimleri görme imkanı yakalayacağız. Ayrıca Sharon Tate ve dört arkadaşının Charles Manson’ın tarikatı tarafından katledilmesi olayı da filmde karşımıza çıkacak.

İzleyiciyi 1969 yılının Los Angeles’ına davet eden filmin başrollerinde  Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt yer alıyor. İkiliye Margot Robbie, Al Pacino, Kurt Russell, Tim Roth, Dakota Fanning, Timothy Olyphant, Michael Madsen, James Marsden, Lena Dunham, Emile Hirsch ve Bruce Dern gibi önemli isimler eşlik ediyor.

Merakla beklediğimiz film, dünya prömiyerini dün 72. Cannes Film Festivali‘nde yaptı. Festivalin Ana Yarışma bölümünde yer alan film, görünüşe göre Tarantino’nun en kişisel filmi. Bunu söylememizin nedeni ise yönetmenin Esquire‘a yaptığı açıklamalar.

Quentin Tarantino: “Once Upon a Time in Hollywood Benim Los Angeles’a Yazdığım Bir Aşk Mektubu.”

Yeni filmi hakkında konuşan Quentin Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood’u Los Angeles’a yazdığı bir aşk mektubu olarak tanımlıyor. Filmin geçtiği dönemde, yani 1969 yılında, Los Angeles’ta yaşadığını söyleyen yönetmen, bunu kendisini tanımlayan bir şey olarak görüyor ve bir nevi hayatının önemli bir bölümünü beyazperdeye yansıtmanın önemine vurgu yapıyor. Bu durumu tıpkı Alfonso Cuarón’un Roma filmine benzetiyor. Hatırlayacak olursanız, Roma 1970’li yıllarda Meksika’da yaşayan orta sınıf bir ailenin yaşamını konu almakla beraber Alfonso Cuarón’un kendi hayatından da derin izler taşıyordu.

Bununla beraber Tarantino, çok sayıda komplike olayın yaşandığı dönemde geçen bu hikâyeyi ilk başta roman olarak yazmaya başlamış. Fakat yıllar geçtikçe hikâyeyi bir filme dönüştürme fikrinin daha da belirginleştiğini fark etmiş. Sonuç olarak ortaya bu yılın en iddialı filmlerinden biri çıkmış. Hikâye yazmakta rüştünü ispatlayan bir isim olan Tarantino, işini ince eleyip sık dokuyarak kaliteli bir film çektiğinin sinyallerini veriyor. Filmin hem muazzam oyuncu kadrosu hem de Cannes’dan aldığı olumlu yorumlar bunu destekler nitelikte. Bir an önce izlemek istediğimiz film, ülkemizde 23 Ağustos‘ta vizyona girecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi