Diğer üç mevsimin yoğun temposu içinde görüşmeye pek imkân bulunamayan uzaktan bir akrabanın/dostun yanına gerçekleştirilmiş kısa süreli bir ziyaretin anısı, belki de yaz mevsiminin sıcaklığına bir şeyler katabiliyordur. Amerikalı bağımsız yönetmen Stephen Cone’un bu küçük, ilk gençlik draması Prenses Cyd tam olarak beklenmedik anlarda akla düşen sıcacık bir yaz hatırasını anımsatıyor. Bu hatıranın sahiplerinden biri, filme adını veren 16 yaşındaki Cyd, yaz tatilinde birkaç haftalığına yıllardır görüşmediği teyzesinin yanına Chicago’ya geliyor. Bu tatlı ziyaretin hatırasına ortak olan diğer kişi, yani teyzesi Miranda ise ülke çapında tanınan ünlü bir yazar. Chicago’nun sakin banliyölerinden birinde hâlihazırda rutine dönüşmüş bir yaşam süren Miranda için, en son küçük bir çocukken gördüğü yeğeninin ziyaretinin anlamı büyük. Prenses Cyd, bu teyze ve yeğenin arasındaki, öncesi neredeyse hiç olmayan ve yeni kurulmaya başlayan iletişimin üzerine inşa oluyor. Birlikte geçirecekleri bu üç haftanın henüz başında hem Cyd, hem de Miranda kendilerine göre birtakım çekincelere sahipler. İlk can sıkan ve sonrasında da ilk çözülen ortak çekince ise tabii ki birbirleriyle paylaşabilecek ortaklık bulamama sıkıntısı. Burada, Miranda’nın gözünde bir nevi “günümüz gençliğinin” elçisi görevi gören Cyd’in açık sözlülüğü kurtarıcı rol oynuyor ve ikisi de kendi vakitlerini nasıl geçirdiklerinden, nelerden hoşlandıklarından bir ortaklık yakalama kaygısı duymadan rahatça konuşabilmeye başlıyorlar. Stephen Cone’un bu tarz bir hikâye içerisinde hünerlerini sergileyerek, filmi sıradanlıktan kurtarabilmesine zemin hazırlayan da biraz bu ikilinin arasındaki farklılıklardan, hatta karşıtlıklardan doğan iletişimin ritmi oluyor. Sıradan bir konuşmada dahi özenle yazılmış diyalogların her birinde teyze-yeğen arasındaki farklılıkları görerek ikisini de tanıyabiliyor, birbirlerine sundukları hoşgörüye şahit oluyor ve sonunda birbirlerini nasıl etkilediklerini görebiliyoruz. Ancak Cyd ve Miranda’nın bunca yıldır görüşmemelerinin, ayrı şehirlerde yaşamalarının ve bu ufak ziyaretin bu kadar anlamlı olmasının da ortak geçmişlerinde yatan bir sebebi var. Prenses Cyd: Ergen Bir Yaz Düşü Her ne kadar aralarında hayat görüşü ya da ilgi alanları olarak gibi bir ortaklık bulunmasa da, teyze-yeğenin geçmişinde ortak bir acı yer alıyor. Cyd, henüz 8 yaşındayken gerçekleşen talihsiz bir olayda annesini ve erkek kardeşini kaybetmiş. Film boyunca ayrıntısıyla öğrenemesek de bu travmatik olay Cyd ile Miranda’nın arasındaki bağın her anında varlığını hissettirmekte. Öyle ki Miranda hâlâ doğup büyüdüğü ve doğal olarak Cyd’in annesinin de gençliğinin geçtiği bu evde yaşıyor. Yani Cyd’in bu ziyareti aslında annesinin canlı hatırasına ve kendi geçmişine ulaşması için de bir kanal sağlıyor. Ancak bu ziyaret Cyd için sadece geçmişini tanıma fırsatı olmakla sınırlı kalmıyor ve hayata karşı duyduğu iştahlı tavırla birlikte şimdiki kimliğinin keşfine de devam ediyor. Henüz ikinci günlerinde mahallede koşuya çıkan Cyd, çevredeki bir kafede barista olarak çalışan Katie ile tanışıyor. Kısa sürede gelişen dostlukları, ikisinin de karşı koyamadıkları hisleriyle hızla bir aşka dönüşüyor. İlk kez bir hemcinsine karşı duyduğu bu yoğun hisler ve bedeninde hissettiği yeni cinsel arzu aynı zamanda Cyd’in ufak ziyaretine unutulmayacak anılar bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında bu kadar tanıdık ve kolay rastlanılabilir karakterlerin hikâyesi gibi görülebilecek Prenses Cyd, Cone’un elinde aile bağları, ergenlik aşkı, bolca felsefe ve biraz edebiyattan oluşan sıcacık bir yaz hatırasına dönüşmeyi başarıyor.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Dışarıdan bakıldığında tanıdık ve kolay rastlanılabilir karakterlerin hikâyesi gibi görülebilecek Prenses Cyd, Cone’un elinde aile bağları, ergenlik aşkı, bolca felsefe ve biraz edebiyattan oluşan sıcacık bir yaz hatırasına dönüşmeyi başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 1 votes)
65

Diğer üç mevsimin yoğun temposu içinde görüşmeye pek imkân bulunamayan uzaktan bir akrabanın/dostun yanına gerçekleştirilmiş kısa süreli bir ziyaretin anısı, belki de yaz mevsiminin sıcaklığına bir şeyler katabiliyordur. Amerikalı bağımsız yönetmen Stephen Cone’un bu küçük, ilk gençlik draması Prenses Cyd tam olarak beklenmedik anlarda akla düşen sıcacık bir yaz hatırasını anımsatıyor. Bu hatıranın sahiplerinden biri, filme adını veren 16 yaşındaki Cyd, yaz tatilinde birkaç haftalığına yıllardır görüşmediği teyzesinin yanına Chicago’ya geliyor. Bu tatlı ziyaretin hatırasına ortak olan diğer kişi, yani teyzesi Miranda ise ülke çapında tanınan ünlü bir yazar. Chicago’nun sakin banliyölerinden birinde hâlihazırda rutine dönüşmüş bir yaşam süren Miranda için, en son küçük bir çocukken gördüğü yeğeninin ziyaretinin anlamı büyük.

Prenses Cyd, bu teyze ve yeğenin arasındaki, öncesi neredeyse hiç olmayan ve yeni kurulmaya başlayan iletişimin üzerine inşa oluyor. Birlikte geçirecekleri bu üç haftanın henüz başında hem Cyd, hem de Miranda kendilerine göre birtakım çekincelere sahipler. İlk can sıkan ve sonrasında da ilk çözülen ortak çekince ise tabii ki birbirleriyle paylaşabilecek ortaklık bulamama sıkıntısı. Burada, Miranda’nın gözünde bir nevi “günümüz gençliğinin” elçisi görevi gören Cyd’in açık sözlülüğü kurtarıcı rol oynuyor ve ikisi de kendi vakitlerini nasıl geçirdiklerinden, nelerden hoşlandıklarından bir ortaklık yakalama kaygısı duymadan rahatça konuşabilmeye başlıyorlar. Stephen Cone’un bu tarz bir hikâye içerisinde hünerlerini sergileyerek, filmi sıradanlıktan kurtarabilmesine zemin hazırlayan da biraz bu ikilinin arasındaki farklılıklardan, hatta karşıtlıklardan doğan iletişimin ritmi oluyor. Sıradan bir konuşmada dahi özenle yazılmış diyalogların her birinde teyze-yeğen arasındaki farklılıkları görerek ikisini de tanıyabiliyor, birbirlerine sundukları hoşgörüye şahit oluyor ve sonunda birbirlerini nasıl etkilediklerini görebiliyoruz. Ancak Cyd ve Miranda’nın bunca yıldır görüşmemelerinin, ayrı şehirlerde yaşamalarının ve bu ufak ziyaretin bu kadar anlamlı olmasının da ortak geçmişlerinde yatan bir sebebi var.

Prenses Cyd: Ergen Bir Yaz Düşü

Her ne kadar aralarında hayat görüşü ya da ilgi alanları olarak gibi bir ortaklık bulunmasa da, teyze-yeğenin geçmişinde ortak bir acı yer alıyor. Cyd, henüz 8 yaşındayken gerçekleşen talihsiz bir olayda annesini ve erkek kardeşini kaybetmiş. Film boyunca ayrıntısıyla öğrenemesek de bu travmatik olay Cyd ile Miranda’nın arasındaki bağın her anında varlığını hissettirmekte. Öyle ki Miranda hâlâ doğup büyüdüğü ve doğal olarak Cyd’in annesinin de gençliğinin geçtiği bu evde yaşıyor. Yani Cyd’in bu ziyareti aslında annesinin canlı hatırasına ve kendi geçmişine ulaşması için de bir kanal sağlıyor. Ancak bu ziyaret Cyd için sadece geçmişini tanıma fırsatı olmakla sınırlı kalmıyor ve hayata karşı duyduğu iştahlı tavırla birlikte şimdiki kimliğinin keşfine de devam ediyor.

Henüz ikinci günlerinde mahallede koşuya çıkan Cyd, çevredeki bir kafede barista olarak çalışan Katie ile tanışıyor. Kısa sürede gelişen dostlukları, ikisinin de karşı koyamadıkları hisleriyle hızla bir aşka dönüşüyor. İlk kez bir hemcinsine karşı duyduğu bu yoğun hisler ve bedeninde hissettiği yeni cinsel arzu aynı zamanda Cyd’in ufak ziyaretine unutulmayacak anılar bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında bu kadar tanıdık ve kolay rastlanılabilir karakterlerin hikâyesi gibi görülebilecek Prenses Cyd, Cone’un elinde aile bağları, ergenlik aşkı, bolca felsefe ve biraz edebiyattan oluşan sıcacık bir yaz hatırasına dönüşmeyi başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi