Yalnızlık - La soledad ve Sessiz Rüya - Sueño y silencio gibi filmleriyle tanınan Katalan yönetmen Jaime Rosales’in son filmi Petra, sırlarla dolu bir aileyi Yunan tragedyası estetiğinde hikâyeleştirerek karşımıza getiriyor. Annesinin ölümünün ardından yıllardır merak ettiği bir gerçeğin peşine düşen Petra, babasının kim olduğunu öğrenmek için Jaume adlı ünlü bir sanatçının atölyesine katılır. Bu sırada Jaume’nin fotoğrafçı oğlu Lucas ile de yakınlaşan Petra, en sonunda Jaume’ye onun babası olduğunu söyler. Jaume bunu reddedip kanıtlar sunduğunda ise Petra üvey kardeşi olduğunu düşündüğü ve bu sebeple uzaklaştığı Lucas ile yeniden bir araya gelir. Fakat ortaya çıkması gereken başka gerçekler de vardır ve film ilerledikçe trajediyle sonuçlanacak hikâyenin düğümleri yavaş yavaş çözülmeye başlar. Mesafeli ve sert filmleri nedeniyle Michael Haneke ile kıyaslanan Jaime Rosales, Petra’da da alametifarikası olan dingin pozisyonunu koruyor. İyi ya da kötü hiçbir karakter ile duygusal ilişki kurmamızı istemeyen Rosales, geniş çerçeveleri ile seyirciyi de sadece bir gözlemci konumunda tutmaya karar vermiş gibi görünüyor. Bölümler hâlinde devam eden ve her yeni bölümün başında neler olup biteceğini bize bildiren başlıklarla ilerleyen film, buna rağmen peyderpey bir kurguda seyretmiyor. Bölümlerin sırayla ilerlemediği bir tercih yapan Rosales’in bu seçiminin filmin başlarında çalıştığını ve oluşan merak duygusunun hep korunduğunu söyleyebiliriz. Fakat filmin ikinci yarısından itibaren dramatik yapıda da ritimde de teklemeler başlıyor ve bölüm bölüm ilerleme tercihi de bu teklemelerin zeminini oluşturuyor. Petra: Sanatçının Bir Tanrı Olarak Portresi Petra’nın annesinin neden ona babasının kim olduğunu söylemediğini, kendisi dışında hiçbir şeyin farkında olmayan Jaume’yi gördüğümüzde daha net anlıyoruz. Kendisinden oğlunu işe almasını isteyen hizmetçisi Teresa’nın bu isteğini ancak seks karşılığı kabul eden ve daha sonra onu oğlu Pau’ya beraber olduklarını söylemekle tehdit edip intiharına sebep olan, insanlara bir şey öğretmek yerine sadece kendi egosunu tatmin etmeye uğraşan Jaume, kötü bir tanrı şeklinde portreleşiyor. İki kişinin ölümüne ve birçok hayatın yıkılmasına sebep olan Jaume, yücelttiğimiz sanat-sanatçı gibi kavramların çiğliğine vurgu yapmak için tasarlanmış gibi görünüyor Rosales tarafından. Yönetmen bunu yaparken de bu güçlü, zalim Machiavellian figürü -belki de farkında olmadan- karikatürleştiriyor. Etrafında yarattığı tuhaf bir hare ile neredeyse dokunulmaz bir statüsü olan Jaume, Petra’yı da daha baştan etkisi altına alıp onu doğru bildiği şeyin, yani babası olduğu gerçeğinin yalan olduğuna inandırıyor. Bu “yüce” sanatçının gücünden etkilenen Petra ise sonu trajediye gidecek tercihler doğrultusunda Lucas ile yakınlaştığında ve en sonunda bir çocuk sahibi olduğunda bile Jaume’nin sakladığı sırların kurbanı olduğunu bilmiyor. Güçlü baba, güçsüz evlatlar ve suskun bir eşten oluşan bu çember dışarıdan ve kanlı bir müdahale ile sonlandığında ise Petra yine, daha başka bir gerçek ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Petra, ironik bir tarafı olabilecekken ve bu ironiden sıra dışı bir anlatı yapısı çıkarabilecekken Rosales’in hem kendisini hem de filmi fazla ciddiye alması nedeniyle tökezleyen bir yapım. Sessiz ve sakin çerçeveler gerilim damarını besleyen anlar yaratsa da, özellikle itiraf bölümlerinde bu boğucu ciddiyet neredeyse komik bir hâl alıyor. Sonlara doğru ortaya çıkan yeni sırlar ve gerçekler ile pembe diziden hâllice bir noktaya gelen film, bunu ironik ya da kendine has bir mizah ile yapsa kabul edilebilecekken Rosales’in son ana kadar ciddiyetini koruması Petra’yı tatsız bir seyirliğe…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Petra, ironik bir tarafı olabilecekken ve bu ironiden sıra dışı bir anlatı yapısı çıkarabilecekken Rosales’in hem kendisini hem de filmi fazla ciddiye alması nedeniyle tökezleyen bir yapım. Sessiz ve sakin çerçeveler gerilim damarını besleyen anlar yaratsa da, özellikle itiraf bölümlerinde bu boğucu ciddiyet neredeyse komik bir hâl alıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
50

Yalnızlık – La soledad ve Sessiz Rüya – Sueño y silencio gibi filmleriyle tanınan Katalan yönetmen Jaime Rosales’in son filmi Petra, sırlarla dolu bir aileyi Yunan tragedyası estetiğinde hikâyeleştirerek karşımıza getiriyor.

Annesinin ölümünün ardından yıllardır merak ettiği bir gerçeğin peşine düşen Petra, babasının kim olduğunu öğrenmek için Jaume adlı ünlü bir sanatçının atölyesine katılır. Bu sırada Jaume’nin fotoğrafçı oğlu Lucas ile de yakınlaşan Petra, en sonunda Jaume’ye onun babası olduğunu söyler. Jaume bunu reddedip kanıtlar sunduğunda ise Petra üvey kardeşi olduğunu düşündüğü ve bu sebeple uzaklaştığı Lucas ile yeniden bir araya gelir. Fakat ortaya çıkması gereken başka gerçekler de vardır ve film ilerledikçe trajediyle sonuçlanacak hikâyenin düğümleri yavaş yavaş çözülmeye başlar.

Mesafeli ve sert filmleri nedeniyle Michael Haneke ile kıyaslanan Jaime Rosales, Petra’da da alametifarikası olan dingin pozisyonunu koruyor. İyi ya da kötü hiçbir karakter ile duygusal ilişki kurmamızı istemeyen Rosales, geniş çerçeveleri ile seyirciyi de sadece bir gözlemci konumunda tutmaya karar vermiş gibi görünüyor. Bölümler hâlinde devam eden ve her yeni bölümün başında neler olup biteceğini bize bildiren başlıklarla ilerleyen film, buna rağmen peyderpey bir kurguda seyretmiyor. Bölümlerin sırayla ilerlemediği bir tercih yapan Rosales’in bu seçiminin filmin başlarında çalıştığını ve oluşan merak duygusunun hep korunduğunu söyleyebiliriz. Fakat filmin ikinci yarısından itibaren dramatik yapıda da ritimde de teklemeler başlıyor ve bölüm bölüm ilerleme tercihi de bu teklemelerin zeminini oluşturuyor.

Petra: Sanatçının Bir Tanrı Olarak Portresi

Petra’nın annesinin neden ona babasının kim olduğunu söylemediğini, kendisi dışında hiçbir şeyin farkında olmayan Jaume’yi gördüğümüzde daha net anlıyoruz. Kendisinden oğlunu işe almasını isteyen hizmetçisi Teresa’nın bu isteğini ancak seks karşılığı kabul eden ve daha sonra onu oğlu Pau’ya beraber olduklarını söylemekle tehdit edip intiharına sebep olan, insanlara bir şey öğretmek yerine sadece kendi egosunu tatmin etmeye uğraşan Jaume, kötü bir tanrı şeklinde portreleşiyor. İki kişinin ölümüne ve birçok hayatın yıkılmasına sebep olan Jaume, yücelttiğimiz sanat-sanatçı gibi kavramların çiğliğine vurgu yapmak için tasarlanmış gibi görünüyor Rosales tarafından. Yönetmen bunu yaparken de bu güçlü, zalim Machiavellian figürü -belki de farkında olmadan- karikatürleştiriyor.

Etrafında yarattığı tuhaf bir hare ile neredeyse dokunulmaz bir statüsü olan Jaume, Petra’yı da daha baştan etkisi altına alıp onu doğru bildiği şeyin, yani babası olduğu gerçeğinin yalan olduğuna inandırıyor. Bu “yüce” sanatçının gücünden etkilenen Petra ise sonu trajediye gidecek tercihler doğrultusunda Lucas ile yakınlaştığında ve en sonunda bir çocuk sahibi olduğunda bile Jaume’nin sakladığı sırların kurbanı olduğunu bilmiyor. Güçlü baba, güçsüz evlatlar ve suskun bir eşten oluşan bu çember dışarıdan ve kanlı bir müdahale ile sonlandığında ise Petra yine, daha başka bir gerçek ile yüzleşmek zorunda kalıyor.

Petra, ironik bir tarafı olabilecekken ve bu ironiden sıra dışı bir anlatı yapısı çıkarabilecekken Rosales’in hem kendisini hem de filmi fazla ciddiye alması nedeniyle tökezleyen bir yapım. Sessiz ve sakin çerçeveler gerilim damarını besleyen anlar yaratsa da, özellikle itiraf bölümlerinde bu boğucu ciddiyet neredeyse komik bir hâl alıyor. Sonlara doğru ortaya çıkan yeni sırlar ve gerçekler ile pembe diziden hâllice bir noktaya gelen film, bunu ironik ya da kendine has bir mizah ile yapsa kabul edilebilecekken Rosales’in son ana kadar ciddiyetini koruması Petra’yı tatsız bir seyirliğe dönüştürüyor. Bárbara Lennie ve Marisa Paredes gibi kadın oyuncularından aldığı güçlü performansa rağmen hikâyesinin inandırıcılık kısmında ciddi sorunları olan Petra, Rosales’in kalburüstü filmografisindeki bir geri adıma dönüşüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi