Advertisement

Penny Dreadful ve yeni sürümü Penny Dreadful: City of Angels’ın en büyük farkının ne olduğundan bahsederek başlamak uygun olacaktır bu yazıya: Yeni sürümü binge watch edemeyecek olmak! Her hafta yeni bölüm beklemek unutulmaya yüz tutmuş bir eski dünya alışkanlığına dönmek üzere günümüzde artık ne de olsa. Bu yeni sürümle alakalı bir diğer önemli bilgi ise iki dizi arasında yazar ve yapımcı John Logan dışında herhangi bir bağlantı olmaması. Logan durumu, “Yalnızca bir his, bir duygu, bir anlatım biçimi ortaklığı, o kadar” diyerek özetliyor.

Yayınlandığı 2014-2016 yılları arasında kendine sadık bir hayran kitlesi edinmiş, fantastik ve dramatik olarak konumlandırabileceğimiz, Eva Green’in canlandırdığı medyum Vanessa Ives önderliğinde kötülükle savaşan bir grubun maceralarının anlatıldığı ilk Penny Dreadful’unki bize dolu dolu üç sezon hediye eden, karakterlerle yavaş yavaş bağ kurduğumuz, özenli ve şık bir girişimdi. Finali hızlı gelmiş gibi hissedilse de zamanlaması aslında tam da tadını damağımızda bırakan cinsten bir zengin kalkışı olarak değerlendirilebilir.

Şimdi 19. yüzyıl İngiltere’sinden Los Angeles’a ve 1938’e gidiyoruz. İlk bölüm soundtrack’lere sıklıkla malzeme olan ve çocukları gölde boğan hayalet bir kadının efsanesini anlatan La Llorona şarkısı ile açılıyor. Şarkıyı seçen kişi Tiago Vega isimli küçük bir çocuk, babası diğer Meksikalı çiftçilerle birlikte tarlada çalışıyor, ortam sakin, güneş parlıyor. Fakat daha sonra iki figür beliriyor, biri kötülüğü diğeri iyiliği temsil ediyor kıyafetlerinin renklerine bakılacak olursa. Kara, lateksimsi uzun bir elbise giymiş olan dilediği şekle bürünebilen bir iblis, Magda yani Natalie Dormer, fazla vakit kaybetmeden tarlayı yakmaya karar veriyor elinin bir hareketiyle ve tarlayla beraber Tiago’nun babasını da alıyor yanına. Çiftçinin küçük oğlu yanan babasına doğru koşarken beyazlar içindeki ve sonradan ölüm meleği Santa Muerte olduğunu öğreneceğimiz figür Michelangelo’nun Pieta heykelini yeniden canlandırırcasına kucaklıyor babanın cesedini ve küçük Tiago’ya ‘el vererek’ onu uzaklara gönderiyor. Tiago’nun göğsündeki bu çok özel izi ömrü boyunca taşıdığını öğreniyoruz daha sonra.

Penny Dreadful: City of Angels: Aldım Verdim Ben Seni Yendim

Yıllar geçiyor ve o küçük çocuk büyüyüp Daniel Zovatto’ya dönüşüyor (Fear the Walking Dead, Here and Now), kendisinin Los Angeles Polis Departmanının en taze detektiflerinden biri olduğunu öğreniyoruz. Tiago’nun detektif partneri Lewis Michener ise bir Hollywood emektarı Nathan Lane tarafından canlandırılıyor. İkili Los Angeles’ın kanallarında teşkilatı şoke eden dörtlü bir cinayeti incelemeye çağrılıyor, öldürülenlerin dördü de zengin sınıftan beyaz kadınlar, yüzlerinde ise Ölüler Günü makyajı, duvarda ise bir yazı: “Te llevas nuestro corazon tomamos el tuyo.” Yani, “Sen bizim kalbimizi alırsan biz de seninkini alırız”. Tiago’nun aslında bir hafta sonra başlaması gereken görevine erkenden çağırılması bu yüzden, iki kültür arasında bir köprü oluşturması bekleniyor. Unutmadan, cesetlerin göğüs kafesleri delinmiş ve kalpleri sökülmüş.

Orijinal Penny Dreadful’dan tanıdık şimdilik tek isim olan Rory Kinnear, yani Frankestein’ın Yaratığı burada Alman aksanı oldukça ağır bir çocuk doktoru olarak çıkıyor karşımıza, iki oğlu ve sabahları pek sevmediği dışında hakkında bir şey öğrenemediğimiz bir karısı var (Piper Perabo). Kendi gibi Alman hastası Elsa, Natalie Dormer’ın bir diğer sureti. Hastasıyla ufak bir flört yaşadıktan sonra doktorumuzun bir Nazi sempatizanı olduğunu öğreniyoruz.

Bu noktada küçük bir not düşmek gerekiyor. Zira 1929-1936 yılları arasında çoğunluğu Amerika doğumlu ve Amerikan vatandaşı olan 400 bin ila iki milyon arası Meksikalının Birleşik Devletler’den sınır dışı edildiği düşünülüyor. Bunun sorumlusu olaraksa Büyük Buhran döneminin yarattığı ekonomik sıkıntılar ve ırk çatışmaları gösteriliyor. Bazı araştırmacılar bu yaşananları etnik bir soykırım olarak değerlendiriyor.

Bu notu düştükten sonra Penny Dreadful: City of Angels’ın bir diğer hikâyesini anlatmaya geliyor sıra ve burada Mad Men’den tanıdığımız Michael Gladis belediye meclisi başkanı Charlton Townsend olarak karşılıyor bizleri. Asistanı ise Natalie Dormer’ın ilk bölüm itibariyle bize son göstereceği sureti Alex. Alex’in Nazi Partisiyle doğrudan bağlantısı var ve hali hazırda Mussolini ve Hitler’den alıntılar yapmayı seven patronunu da partiyi desteklemesi için ikna etmesi zor olmuyor. Townsend belediye toplantısında çoğunluklu olarak Latinlerin yaşadığı mahallelerden geçecek ve buraları yerle bir edecek otoyolun yapımını durdurmayacağını ve bu bölgelerde yaşayanların bir an önce yaşadıkları evleri terk etmelerini duyuruyor. Tiago’nun kuzeni de bu toplantıda söz alanların ve Amerikan vatandaşlarına bunu yapamayacaklarını savunanların başında geliyor.

İlk bölüm polisler ve Mesikalı vatandaşlar arasında yaşanan kanlı bir çatışmayla son buluyor, binbir surat Magda burada da ilk kurşunun atılmasının ardındaki fısıltı rolünü oynuyor, Tiago görevi ve ailesi arasında kalıyor, kardeş kardeşe düşürülüyor.

Bazı bazı set hissini verse de dizinin mekan kullanımı ve prodüksiyon tasarımı harikulade. Kostümler de aynı şekilde. Magda ve Santa Muerte’nin makyajları biraz abartılmış da olsa kadronun geri kalanında göze batan hiçbir şey yok, saç modelleri dönemi yansıtıyor, şapkalar sanki kafalarının üzerine dikilmiş gibi duruyor, kumaş eskitmeleri yerli yerinde. Karakterleri tanımak, sevip sevmediğimize karar vermek için birkaç bölüme daha ihtiyaç duyacak gibiyiz, hem sayıları az değil hem de çetrefilli sayılabilecek bir olay örgüsü var. İlk bölümüyle orijinal dizinin sevenlerini doyuracak bir dizi gibi görünüyor Penny Dreadful: City of Angels.

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information