70. Berlin Film Festivali’nin yarışma bölümünde dünya prömiyerini yapan Christian Petzold imzalı Undine’deki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan Paula Beer’le Berlin’de filme dair bir röportaj gerçekleştirdik. Daha önce yönetmen Christian Petzold‘la 2018 yapımı Transit’te de birlikte çalışan oyuncu, Almanya’nın günümüzdeki önemli yıldızlarından biri konumunda. Daha önce Frantz (2016) adlı filmde François Ozon, Asla Gözlerini Kaçırma – Never Look Away (2018) adlı filmde de Florian Henckel von Donnersmarck’la çalışan Beer, Almanya’nın popüler dizisi Bad Banks’in de başrolünde yer alıyor. Undine’de, filme ismini veren mitolojik su perisinin günümüz Berlin’indeki hâline hayat veren Beer, mitolojiyi ve Berlin’i bir araya getiren, bir yanıyla da nahif bir aşk hikâyesi sunan filmde hem çok güçlü hem de dengeli olabilmeyi aynı anda başaran, derinlikli bir performans sergilemeyi başarıyor. Filmin duygusal yükünü büyük oranda sırtlanan Beer’in performansının festival boyunca en çok konuşulan konulardan biri olduğunu belirtelim.

Murat Emir Eren: Filmin henüz ilk sahnesinde Undine, kendisinden bir hayli nezaketsiz biçimde ayrılmaya çalışan erkek arkadaşına “Benden ayrılırsan seni öldürmek zorunda kalacağım” diyor. Böyle bir karakteri canlandırmak nasıl bir duyguydu?

Paula Beer: Senaryoyu okuduğumda açılış sahnesini gerçekten de çok sevmiştim. Sahnedeki tuhaflığı seziyorsunuz ve bir şeylerin ters gittiğini anlıyorsunuz, ancak kadının verdiği tepkiyi önce o anki öfkesine bağlıyorsunuz. Bunu gerçekten yapacağını düşünmüyorsunuz. Onu öldüreceğini söylüyor ama bir yandan da karşısındakine yaklaşımı son derece nazik. Bence gerçek dünyada geçen mitolojik bir hikâye için mükemmel bir açılış. Yine aynı sahnede Undine, “Beni daima seveceğini söylemiştin” diyor adama. “Bunu öylesine söylemiş olamazsın” diyor. Günümüzün aşk algısıyla bunun imkansız olduğunu düşünebilirsiniz, ancak Undine’nin aşk anlayışına göre bu mümkün, çünkü o son derece saf bir sevgiye inanıyor. Onunla ilgili en güzel karakter özelliği de bu sanırım. Her zaman daima sevileceğine dair bir umudu koruyor. Her aşık olduğunda “İşte bu ruh eşim” diyor. Öyle olmasını umuyor. Erkeklerle olan kötü deneyimlerine rağmen nahifliğini kaybetmiyor. Karakterle bağ kurmamı sağlayan en önemli noktalardan biri de bu nahifliğiydi. Sevginin bir süre sonra ona zarar verdiğini görmesine rağmen sevmekten hiç vazgeçmiyor ve Christoph’a (Franz Rogowski) gerçekten âşık olduğunda da zarar görmeden de sevebileceğini anlamış oluyor.

Murat Emir Eren: Karaktere bir masal kahramanı gibi mi yoksa Berlin’de yaşayan bir tarihçiye yaklaşılacağı gibi, gerçekçi bir noktadan mı yaklaştınız? Tonu ne belirledi sizin için?

“Mitolojik bir karakteri, masalsı olmayan, gerçekçi bir atmosferde anlatma fikrini en baştan beri çok sevmiştim. Bir dönem filmi gibi, şatafatlı elbiselerin giyildiği, büyük şatolarda geçen bir hikâye olmayacaktı bu elbette.”

Paula Beer: Mitolojik bir karakteri, masalsı olmayan, gerçekçi bir atmosferde anlatma fikrini en baştan beri çok sevmiştim. Bir dönem filmi gibi, şatafatlı elbiselerin giyildiği, büyük şatolarda geçen bir hikâye olmayacaktı bu elbette. Yine de henüz ilk sahneden “Beni daima seveceğini söylemiştin” diyerek hayal kırıklığını ifade eden genç bir kadın Undine. Eski masal kahramanlarının nahifliğini taşıyan modern görünümlü bir karakter. Onun duygu dünyasını anlayabilmek için genç kadın karakterlerin olduğu eski masalları okumaya çalıştım, bilhassa su perileriyle ilgili olanları. Çocukluğumda okuduğum ya da büyüklerimden dinlediğim masalları da yeniden anımsadım ve şunu fark ettim, insanoğlu suyun mucizevi yönlerini açıklamak için hep masallara başvurmuş, suyla ilgili mitler üretmiş. Bugün bile okyanuslarla ilgili uzayla ilgili bildiğimizden daha az şey biliyoruz. Hâliyle masallar ve yarattıkları duygu durumu üzerine daha çok düşündüm diyebilirim.

Murat Emir Eren: Yönetmen Christian Petzold size filme hazırlık aşamasında izlemenizi istediği filmlerden, okumanızı istediği kitaplardan, referans olarak alabileceğiniz eserlerden bahsetti mi?

Paula Beer: Christian Petzold, bir film için kendisine ilham veren her şeyi topluyor ve sonra da bizlerle paylaşıyor. Bizlerin de bir şekilde bu filmleri izlememizi ya da kitapları okumamızı rica ediyor. Böylelikle ne istediğini daha doğru biçimde anlatmış oluyor ve aramızda doğru terminolojiyi kullanabiliyoruz. Bu bütün ekip için geçerli. Misal Denizler Altında 20.000 Fersah referans filmlerden ve kitaplardan biriydi. Under the Bridges – Unter den Brücken (1946), Kara Gölün Canavarı – Creature From the Black Lagoon (1954) yine referans filmlerdi.

Murat Emir Eren: Christoph ve Undine’nin ilişkisinde size en çekici gelen nokta neydi?

Paula Beer: Son derece saf bir ilişkiye sahip olmaları… Söz gelimi en son ne zaman tren istasyonunda sevgilimden ayrılırken sarılıp öpüştüm hatırlamıyorum. Belki 17 yaş civarındaydım. Onların ilişkisinde de bazen çocukça gelen bir taraf var, sanki her ikisi de ilk kez âşık oluyor gibiler. Çok taze, masumane bir durum bu ve filmde en sevdiğim şeylerden biri de bu durumun yansıtılış biçimi. Çünkü bu aslında Undine için çok alışıldık bir durum değil.

Murat Emir Eren: Bize biraz Christian Petzold’un setteki çalışma biçiminden bahseder misiniz?

Paula Beer: Bir sahneyi çekerken her planı sadece bir kerede çekiyor ve eğer çekim sırasında teknik bir hata olmadıysa tekrar çekmek istemiyor. Bu da size çekim sırasında o anın içinde kalmanız, kendinize, partnerinize, ekibe, yönetmene güvenmeniz ve büyülü bir an yaşamanız fırsatını veriyor. Bir sahnenin en mükemmel versiyonunu ararken tekrar tekrar çekimler yapıp, sahnenin anlamını yitirmesini istemiyor. O anın güzelliği bozulmasın istiyor muhtemelen. Elbette bu bazen stresli de olabiliyor, mesela çok komplike bir sahneyse, çekim sonrasında “acaba yeniden mi çeksek” gibi bir his oluşuyor insanda. Petzold’sa “Hayır çok iyiydi” diyor sadece ve yinelemek istemiyor.

Murat Emir Eren: Undine’nin çekimleri sırasında sizin için en zor sahne hangisiydi?

Paula Beer: Bazen en kolay görünen sahne size en çok güçlük çıkartan sahne olabiliyor. Örneğin sadece giyinip çıkacağınız bir sahnede bir türlü gömlek kolunuzdan geçmiyor, çorabınız deliniyor, bir sürü gariplik oluyor ve iş uzuyor. Ancak bu film özelinde şafakta çektiğimiz bir dalış sahnesi vardı, Franz’ın beni sudan çıkarıp iskeleye taşıdığı bir sahne. Bizi epey zorlamıştı diye anımsıyorum. Ayrıca uzun süre konuştuğum bir sahne var filmde. Berlin’in mimari tarihinden bahsediyorum. Neredeyse 6-7 dakika süren bir sahne ve etrafımda izleyiciler de mevcut. O sahnenin de beni epey strese soktuğunu anımsıyorum.

“Şehirde yaşanan bütün acılara şahit olmuş, şehrin geçirdiği her türlü değişimi, insanların verdiği korkunç kararları ve şehre etkisini görmüş. Tıpkı Berlin’in ruhu gibi etrafındakiler hep değişmiş ama Undine aynı kalmış.”

Murat Emir Eren: Filmde şehrin mimari tarihiyle ilgili birçok detayı dinliyoruz ve bunun hikâyede de güçlü bir karşılığı var. Bu vesileyle Berlin’le ilgili birçok şey öğrenmiş olmalısınız.

Paula Beer: Bir hayli şey öğrendim evet. Hem senaryonun kendisinde bu metinler mevcuttu ve izleyiciye aktarabilmek için yürekten bu metinleri zihnime kazımalıydım hem de ayrı okumalar yaptım. Elbette Berlin’le ilgili herkes kadar bir bilgiye sahiptim, ama kronolojik olarak şehrin geçirdiği değişimi, binaların geçirdiği değişimi ve şehrin tarihle olan ilişkisini incelemem gerekti. Elbette Undine, şehrin neredeyse kuruluşundan beri bütün hikâyesini biliyor, çünkü o bir mitolojik kahraman, neredeyse zamanın kendisi kadar yaşlı. Şehirde yaşanan bütün acılara şahit olmuş, şehrin geçirdiği her türlü değişimi, insanların verdiği korkunç kararları ve şehre etkisini görmüş. Tıpkı Berlin’in ruhu gibi etrafındakiler hep değişmiş ama Undine aynı kalmış.

Murat Emir Eren: Filmde su altında geçen birçok sahne mevcut. Bu sahneler sizin için nasıl geçti?

Paula Beer: Biraz şanslıydım çünkü benim dalgıçlık brövem var ve bu konuda epey eğitimliyim. Su altında sahneleri olan başka bir film için de ekstra eğitim almıştım. Yine de o hissi unuttuğumu söylemeliyim, yani su altında olma hissini. Bu filmde yeniden su altında çalışmak benim için harikaydı. Vücudunun su altında nasıl hareket ettiğini görmek, orada nefes almak, farklı, bir tüpten gelen havayı solumak ki eğer o çalışmazsa bittin demektir! Ne kadar eğitimli olursan ol başlangıçta o korkuyu hep taşıyorsun. Aşağıda bir şeyler ters gidebilir, sen buraya ait değilsin burada nefes bile alamıyorsun diye düşünüyorsun. Ama bu korkuyu yendiğin zaman, orada olmanın ne kadar güzel bir his olduğunu anlıyorsun. Ayrıca çekim sırasında orada yalnız da değildim elbette. Etrafımda kamera ekibi, ışık ekibi, profesyonel dalgıçlar vardı. 15-20 kişilik bir ekipten bahsediyorum. Bu çok ilginç bir deneyim.

Murat Emir Eren: Su altında uzun süreler çalışmak karakterle bağ kurmanızı kolaylaştırdı mı ve size yardımcı oldu mu?

Paula Beer: Kesinlikle çok büyük bir katkısı oldu. Her ne kadar su altında nefes alabilmenizi sağlayan onca ekipmanla bunu yapıyor olsanız da, orada olmak, size su altının ve bedeninizin ritmini anlamanıza yardımcı oluyor. Elbette orada hayat çok daha yavaş akıyor bizim yeryüzündeki yaşantımıza kıyasla. Ayrıca orada çekim yaparken bir şeyleri değiştirmek de hep zaman alıyor. Açı değiştirmek, ışık değiştirmek zor, bir bitkinin yerini değiştirmek bile çok uzun zaman alabiliyor. Bitkinin yeni yeri çok iyi görünmüyor, biraz daha düzgün görünsün diye akıntı bekliyorsun. Zaman algın değişiyor. Bu aynı zamanda Undine’nin geldiği yeri anlamamda da bana katkıda bulundu diyebilirim elbette. Bir oyuncu için çok kıymetli bir şey bu.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information