Patrick Melrose’un final bölümü At Last, bir yandan Patrick’in yaşadığı ikileme odaklanırken diğer yandan yıllar yılı süren eziyet dolu hayatını en azından umut dolu bir şekilde nihayetlendiriyor.

***Bu yazı Patrick Melrose 5. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Edward St Aubyn’nin kendi yaşanmışlığından yola çıkarak ortaya koyduğu otobiyografik roman serisinin bir uyarlaması olarak karşımıza çıkan Patrick Melrose, önceki bölüm incelemelerinde de belirttiğimiz gibi özünde sorunlu çocuklar ve işlevsiz ebeveynler üzerine bir hikâye sunuyor bizlere. Keza ne yana bakılsa çocuğu üzerinde yıkıcı etkilere neden olabilecek karakterlere sahip anne babalar görmek mümkün. David, Eleanor, Nicholas, Julia, Kettle… Liste uzayıp gidiyor. Kimisi -David ve Julia gibi- kendi kötü ebeveyn tecrübelerini nesilden nesile aktarırken kimisi ise sadece ‘öyle’ olduğu için öyle. Ancak senaryosunu David Nicholls’ün yazıp yönetmenliğini Edward Berger’in üstlendiği dizi, kötü geçen çocukluk yıllarını iyi ya da kötü anne baba olmak için tek neden olarak sunmuyor bize. Kettle gibi bir anneye sahip Mary, kendi çocukları Thomas ve Robert için iyi bir rol model olarak karşımıza çıkarken hikâyesine 3. bölümde nokta koyduğumuz Bridget ise onun tam tersi. Patrick ise bu ikilem arasına sıkışıp kalmış ve sürekli olarak bir kurtuluş yolu arıyor. Ancak dizi boyunca gördüğümüz üzere yaşadığı tek ikilik bununla da sınırlı değil.

İşte tüm bu anne-baba-çocuk üçgenini sarıp sarmalayan keşmekeş içerisinde dizi, merkezine bahsini ettiklerimiz içerisinde en sorunlu olan Melrose ailesini alıyor. Babası tarafından kötü bir çocukluk geçirmeye mahkum edilmiş David, Patrick’i kendisinin yaşadıklarından belki de katbekat kötüsüne maruz bırakırken Eleanor ise kimisi kapalı kapılar ardında, kimisi ise alenen yaşanan bu olaylara tamamen seyirci kalıyor. Patrick’e göre annesi de en az babası kadar suçlu. Kendisinin yaşadıklarını en azından sezinlemesi gerektiğini düşünüp haklı olarak bir annenin çocuğunu sonuna kadar koruması gerektiğini savunan Patrick, bir yandan annesini çok severken diğer yandan yaşadıklarından sorumlu tutmasından dolayı ondan nefret ediyor. İşte dizinin final bölümü At Last bir yandan bu ikileme odaklanırken, diğer yandan Patrick’in yıllar yılı süren eziyet dolu hayatını en azından umut dolu bir şekilde nihayetlendiriyor.

Patrick Melrose 5. Bölüm: Koridorun Sonundaki Işık

Patrick Melrose’un final bölümü, Eleanor’un cenaze hazırlıklarıyla başlıyor. Annesinin mirasından mahrum kalmasının ardından geçen iki yılda neler yaşadığını flashback sahneler aracılığıyla gördüğümüz Patrick, diğer yandan hâlen çocukluk yıllarının da etkisinden çıkamıyor ve böylece dizinin son bölümü üç hatta -annesiyle tecavüze uğradığı sahneyi konuşmasını da dahil ettiğimizde- dört farklı zaman algısı üzerinden ilerliyor. 2004’teki yaz tatilinde yaşananların ardından karısı Mary ile ayrıldığını idrak ettiğimiz Patrick, bu sırada kendisini yeniden içkiye vermesiyle dibin de en dibini görüyor hâliyle. Bu bizlere ilk bölümde babasının ölümünden sonra kendisini öldüresiye uyuşturucuya veren genç Patrick’i de hatırlatıyor, zaten dizi paralel kurguyla da bunu bize göstermekten geri durmuyor. Yakın zamanda Ahlat Ağacı’nda karşımıza çıkan ‘kuyu’ metaforu daha önceki bölümlerde olduğu gibi At Last’te de kullanılırken Patrick’in self-mutile doğası onu bu kez de alkol komasına sürüklüyor ve onu kurtaran oğlu Robert’ın belli belirsiz hayaleti oluyor. Alkol bağımlılığından kurtulmak için kendi ayağıyla klinik yolunu tutan ve burada iyiye gittiğini gördüğümüz karakterimiz, bu sırada bir başka seks kaçamağı yaşamaya hazırlanırken bu kez tam zamanında geriye çekiyor kendisini. Bu noktada bir kez daha Mary ve çocukların dolaylı yoldan da olsa onu kurtardığını algılıyoruz. Böylece 3. bölümde de benzer bir arınmadan geçerken başka bir bağımlılığından taviz veren Patrick’in bu kez daha kararlı bir süreçten geçtiğini de anlamış oluyoruz. Bu noktada dizide Patrick’in kaçamak ilişkiler yaşadığı veya yaşamaya yaklaştığı Julia ya da klinikteki kızın kötü karakterler olarak değil de yalnızca sorunlu ailelere sahip diğer sorunlu çocuklar olarak verildiğini belirtmek gerek.

Öte yandan Eleanor’un cenazesi, Patrick’in yaşadığı tonlarca yüzleşmeden en sonuncusu oluyor. Yapılan ötenazi hazırlıklarının ardından bu kararından vazgeçip kendi eceliyle hayata veda etme kararı alan annesinin cenaze töreninde nasıl bir konuşma yapacağını bile kestiremeyen Patrick, Nicholas da dahil olmak üzere geçmişinden gelen birçok karakterle yeniden haşir neşir olmak durumunda kalıyor. Törende annesi için söylenen onlarca iyi şeye bir yandan hak verirken diğer yandan karşı çıkan Patrick, her şeye rağmen kendisini korumadığını düşündüğü annesini affedemiyor bir türlü. Bu noktada anneyle çocuk arasında pek de uzak olmayan geçmişte geçen ve Patrick’in babasının ona tecavüz ettiğini itiraf ettiği sahnede Eleanor’un verdiği ‘Beni de‘ cevabının oldukça iç burkucu olduğunu söylemek gerek. Bu denli manipülatif bir babanın aile üzerinde bıraktığı yıkıcı etkinin geçen onlarca yılın ardından bile süregelmesi şaşırtıcı değil.

Anne ve babasının dünyadan göçmesiyle birlikte Patrick’in hayatında geçmişten gelen tek bir isim kalıyor ki bu Pip Torrens’in başarılı şekilde hayat verdiği Nicholas’tan başkası değil. David’in liseden beri arkadaşı olup aradan geçen yılların ardından sözleri git gide değersizleşen ve adeta David’in yeryüzündeki bir gölgesi hâline gelen karakter, Eleanor ile neredeyse eş zamanlı olarak hayatını kaybederken böylece Patrick de en azından fiziksel olarak geçmişi ardında bırakıyor. Nicholas’ın son nefesini verirken baş ucunda hiç de sevmediği tarikat üyelerinden birinin olması, onun çokça bahsettiği ironilerden bir tanesi olsa gerek. Bölümün en incelikli iki repliği ‘Anneninki merhametli bir ölümdü.‘ ve ‘Suçu en fazla olanlar merhameti de en çok hak edenlerdir.‘in de bu iki yersiz karakterden gelmiş olması yine dizinin üzerine çokça laf ettiği sarkastik ve ironik tonunu yansıtır şekildeydi.

Gelelim Patrick Melrose’un final sahnesine. Öncelikle roman serisini okumadığımı belirtmem gerek bu noktada. Dolayısıyla sahnenin gerçek bir flashback sahne mi yoksa Patrick’in geçmişi olması gerektiği gibi tasvir ettiği bir sahne mi, bunu tam anlamıyla bilmek mümkün değil. Fakat gerek Patrick’in ‘Kimse bir başkasına böyle bir şey yapmamalı.‘ cümlesini bölümün başlarında birebir aynı şekilde kullanmış olması, gerekse bu zamana kadar tam bir canavar portresi çizilen babanın yalnızca bu cümlenin ardından yaptıklarından pişman olması pek mümkün görünmüyor ilk bakışta. Ancak sahnenin hayal mi yoksa gerçek mi olduğu da pek bir önem arz etmiyor aslında. Önemli olan Patrick’in son bir kez daha geçmişine giderek babasına bir ‘dur’ demiş olması. Hem gerçekten de kim bilebilir ki, belki de yalnızca o cümle David’in tüm bunları durdurmasına neden olabilirdi. Sonuçta o da sadece ‘sorunlu bir çocuk’. Dolayısıyla Patrick’in geçmişin pençesinden kurtulup bu kez gerçekten de koridorun sonundaki ışığa ulaşması önemli olan. Ardında ise Blur’dan Tender’ı bırakarak: Love is the greatest thing.

Böylelikle 5 bölümlük Patrick Melrose hikâyesinin de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Edward St Aubyn’nin 5 kitaplık roman serisinin her bir kitabını bir bölüme uyarlayan dizinin bu konuda iyi bir iş çıkardığını da yeniden belirtmek gerek. Ayrıca kaynak materyalin tükenmiş olmasıyla dizinin 2. sezonunun çekilmesi pek mümkün görünmüyor ki umarız çekilmez de zaten. Patrick Melrose, oldukça başarılı hikâye anlatıcılığı ve kurgusuyla birlikte aynı şekilde başarı sağladığını gördüğümüz oyuncu performanslarıyla da dizi tarihindeki yerini alacaktır. Özellikle bu yılın ödül mevsiminde dizinin ve Benedict Cumberbatch’in ismini sıkça duymak da pek şaşırtıcı olmayacaktır diye düşünüyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi