1970'li yıllarda uyuşturucu kaçakçılığına başlayan Pablo Escobar, öyle bir karakter ki onu nasıl anlatırsanız anlatın muhakkak yapılan tasvirlerden memnun kalmayacak kesimler olacaktır. Ancak Pablo Escobar'ı Sevmek, genel itibarıyla kimseyi memnun edemeyecek tercihlerde bulunuyor. Escobar, filmin de konu aldığı dönemde, Forbes dergisine göre dünyanın en zengin 7. kişisi seçilmiştir. Muhasebecinin Hikâyesi adlı kitapta, Pablo'nun kardeşi ve aynı zamanda muhasebecisi konumunda bulunan Roberto Escobar, Pablo'nun en etkin ve güçlü olduğu yıllarda kokain satışlarından günde yarım milyon Amerikan doları kazanabildiğinden, para destelerini bir arada tutabilmek için alınan lastiklere bile haftada 2500 dolar civarı para ödediğinden ve ıslaklıktan dolayı paraların bir kısmının çürüdüğünden bahsetmiştir. Sonradan gerçekleştirilen röportajlar okunduğunda Pablo Escobar ile ilgili herkesin farklı ve birbirini tutmayan hikâyelerinin olduğunu da görmek mümkün. Çünkü Pablo Escobar bir efsaneydi, iyi, kötü ya da aynı anda her ikisi de. Aslında Pablo Escobar, iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sorgulamak adına inanılmaz bir karaktere sahip. Escobar'ı salt bir kötülük timsali olarak ilan etmek mümkünken, Kolombiya'da yaptığı yardımları, önemsediği detayları açıklamak zorlaşacaktır ancak aynı şekilde onun içten içe iyi bir insan olduğunu ancak hayat şartlarının onu kötüleşmeye ittiğini söylemek de fazla romantik bir yorum olarak görülebilir. Pablo Escobar'ı Sevmek: Sevgi ve Nefretin İç İçeliği Güneşli Pazartesiler (2002) filmiyle de tanıdığımız ve o filmde de yine birlikte çalışan yönetmen Fernando León de Aranoa ve Javier Bardem, bir kez daha bir araya geliyor ve iddialı bir adım atıyor: Pablo Escobar'ı dönemin ses getiren isimlerinden Virginia Vallejo'nun gözünden anlatmak. Pablo Escobar gibi yüksek hayat standartlarının yanında bir o kadar da tehlike saçan biriyle duygusal bir ilişki yaşamanın yol açacağı psikolojik yaralar elbette malumunuz. Virginia Vallejo, Escobar'ın karısının ardından ikinci kadın olarak anılmış ve Escobar narko-terör eylemlerine başladığında ölüm tehditleri eşliğinde hayatta kalmaya çalışmış bir karakter. Pablo Escobar'ın isteği üzerine onun hayatını kaleme alan Virginia Vallejo kitabı için Pablo'yu Sevmek, Escobar'dan Nefret Etmek başlığını seçmiştir. Aslında bu başlık, Escobar'ın bir türlü ayırdına varılamayan iyi ve kötü yanları üzerinden oldukça açıklayıcı bir tanımdır. O dönem güzelliğinin ve şöhretinin zirvesinde bir haber sunucusu olan Virginia Vallejo'yu filmde Penélope Cruz canlandırıyor. Pablo Escobar'a ise Javier Bardem hayat veriyor. İkilinin uyumu elbette Vicky Cristina Barcelona (2008)'dan beri hayranlık uyandırıcı olsa da bu filmde performanslarında bir düşüş sezilmesi mümkün. Bu durumu senaryoya mı yoksa oyuncu yönetimine mi bağlamalı yoksa bir Escobar hikâyesinden izleyici olarak hâlâ çok şey beklememize mi, bilinmez. Ancak aslolan filmin oyuncu performanslarının pek yeterli olmadığı. Bunda karakterlerin hızlı dönüşümler geçirmesinin de etkisi var elbette. Pablo Escobar'ın hayatında nispeten uzun bir döneme tekabül eden çalkantılı yıllar filmde hızlıca geçiliyor ve ikilinin arasındaki aşkın doruğa ulaştığı anlar ve düşüşe geçişi, inanılmaz kuvvetli bir imparatorluğun ardından yalnız kalmaya doğru evrilen sürecin hızlı hızlı geçilmesi, karakterlerin motivasyonlarının yeterince temas etmesi gereken yerlere ulaşamamasıyla sonuçlanıyor. Örneğin Amerika'nın ülke sınırları içerisindeki uyuşturucu tacirliğinden hoşnut olmaması üzerine Escobar'ın elini kolunu bağlamaya çalışması, Escobar için siyasete atılmayı da zorunlu kılan problemlerden biri olarak perdeye yansıtılıyor ancak sosyal gerçekçi yaklaşımları seven Fernando León de Aranoa'nın buradan önemli vurgular yapabilme ihtimali güçlüyken bu süreç de fazla dallanıp budaklandırılmadan geçiriliyor. Film, Virginia Vallejo'nun kitabından uyarlansa da kadın temsillerinin sorunlu olduğunu…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Pablo Escobar'ı Sevmek, hem oyuncularıyla hem de odaklandığı konu itibarıyla bir cevhere dönüşebilecekken verilen birçok yanlış kararla, uyuşturucu karteli Escobar'ın hayatına yavan ve etkisiz bir bakış sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 2.52 ( 3 votes)
45

1970’li yıllarda uyuşturucu kaçakçılığına başlayan Pablo Escobar, öyle bir karakter ki onu nasıl anlatırsanız anlatın muhakkak yapılan tasvirlerden memnun kalmayacak kesimler olacaktır. Ancak Pablo Escobar’ı Sevmek, genel itibarıyla kimseyi memnun edemeyecek tercihlerde bulunuyor.

Escobar, filmin de konu aldığı dönemde, Forbes dergisine göre dünyanın en zengin 7. kişisi seçilmiştir. Muhasebecinin Hikâyesi adlı kitapta, Pablo’nun kardeşi ve aynı zamanda muhasebecisi konumunda bulunan Roberto Escobar, Pablo’nun en etkin ve güçlü olduğu yıllarda kokain satışlarından günde yarım milyon Amerikan doları kazanabildiğinden, para destelerini bir arada tutabilmek için alınan lastiklere bile haftada 2500 dolar civarı para ödediğinden ve ıslaklıktan dolayı paraların bir kısmının çürüdüğünden bahsetmiştir. Sonradan gerçekleştirilen röportajlar okunduğunda Pablo Escobar ile ilgili herkesin farklı ve birbirini tutmayan hikâyelerinin olduğunu da görmek mümkün. Çünkü Pablo Escobar bir efsaneydi, iyi, kötü ya da aynı anda her ikisi de. Aslında Pablo Escobar, iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sorgulamak adına inanılmaz bir karaktere sahip. Escobar’ı salt bir kötülük timsali olarak ilan etmek mümkünken, Kolombiya’da yaptığı yardımları, önemsediği detayları açıklamak zorlaşacaktır ancak aynı şekilde onun içten içe iyi bir insan olduğunu ancak hayat şartlarının onu kötüleşmeye ittiğini söylemek de fazla romantik bir yorum olarak görülebilir.

Pablo Escobar’ı Sevmek: Sevgi ve Nefretin İç İçeliği

Güneşli Pazartesiler (2002) filmiyle de tanıdığımız ve o filmde de yine birlikte çalışan yönetmen Fernando León de Aranoa ve Javier Bardem, bir kez daha bir araya geliyor ve iddialı bir adım atıyor: Pablo Escobar’ı dönemin ses getiren isimlerinden Virginia Vallejo’nun gözünden anlatmak. Pablo Escobar gibi yüksek hayat standartlarının yanında bir o kadar da tehlike saçan biriyle duygusal bir ilişki yaşamanın yol açacağı psikolojik yaralar elbette malumunuz. Virginia Vallejo, Escobar’ın karısının ardından ikinci kadın olarak anılmış ve Escobar narko-terör eylemlerine başladığında ölüm tehditleri eşliğinde hayatta kalmaya çalışmış bir karakter. Pablo Escobar’ın isteği üzerine onun hayatını kaleme alan Virginia Vallejo kitabı için Pablo’yu Sevmek, Escobar’dan Nefret Etmek başlığını seçmiştir. Aslında bu başlık, Escobar’ın bir türlü ayırdına varılamayan iyi ve kötü yanları üzerinden oldukça açıklayıcı bir tanımdır.

O dönem güzelliğinin ve şöhretinin zirvesinde bir haber sunucusu olan Virginia Vallejo’yu filmde Penélope Cruz canlandırıyor. Pablo Escobar’a ise Javier Bardem hayat veriyor. İkilinin uyumu elbette Vicky Cristina Barcelona (2008)’dan beri hayranlık uyandırıcı olsa da bu filmde performanslarında bir düşüş sezilmesi mümkün. Bu durumu senaryoya mı yoksa oyuncu yönetimine mi bağlamalı yoksa bir Escobar hikâyesinden izleyici olarak hâlâ çok şey beklememize mi, bilinmez. Ancak aslolan filmin oyuncu performanslarının pek yeterli olmadığı. Bunda karakterlerin hızlı dönüşümler geçirmesinin de etkisi var elbette. Pablo Escobar’ın hayatında nispeten uzun bir döneme tekabül eden çalkantılı yıllar filmde hızlıca geçiliyor ve ikilinin arasındaki aşkın doruğa ulaştığı anlar ve düşüşe geçişi, inanılmaz kuvvetli bir imparatorluğun ardından yalnız kalmaya doğru evrilen sürecin hızlı hızlı geçilmesi, karakterlerin motivasyonlarının yeterince temas etmesi gereken yerlere ulaşamamasıyla sonuçlanıyor. Örneğin Amerika’nın ülke sınırları içerisindeki uyuşturucu tacirliğinden hoşnut olmaması üzerine Escobar’ın elini kolunu bağlamaya çalışması, Escobar için siyasete atılmayı da zorunlu kılan problemlerden biri olarak perdeye yansıtılıyor ancak sosyal gerçekçi yaklaşımları seven Fernando León de Aranoa’nın buradan önemli vurgular yapabilme ihtimali güçlüyken bu süreç de fazla dallanıp budaklandırılmadan geçiriliyor.

Film, Virginia Vallejo’nun kitabından uyarlansa da kadın temsillerinin sorunlu olduğunu da söylemek mümkün. En nihayetinde elde edilen sonuç, Pablo Escobar’ın karısı Maria Victoria’nın kayıtsız şartsız kocasını sevdiği ve Escobar için hayatındaki en değerli kadın olduğu ve her hâlükârda diğerlerinin gelip geçici olduğu, Virginia Vallejo’nun ise daha ziyade Escobar’ın şaşaalı hayatından etkilendiği vurgusu. Durumun böyle olmasında bir problem yok aslında, Vallejo Escobar’ın şaşaalı hayatından etkilenmiş de olabilir. Bir ilişkinin motivasyonu her açıdan kurulabilir. Ancak “Karım beni beş parasızken de seviyordu.” cümlesinin ardındaki aşağılayıcı tavır bir kadının yüzüne savrulurken düşünülmesi gereken bir detay daha var: Pablo Escobar’ın karısı Virginia Vallejo’nun şöhretine sahip bir pozisyonda olsaydı, beş parası olmayan Pablo’ya aynı aşkı yine hiçbir şey değişmeden besler miydi? Bunlar elbette hiçbir zaman bilinemeyecek detaylar ancak farklı koşullardaki iki karakteri aynı biçimde karşılaştırmak sonuç açısından pek sağlıklı doneleri sunmuyor. Tüm bu koşullar altında Escobar’ın hayatındaki kadınlardan hangisinin sevgisinin en gerçek olduğunun kıyası filmin vurgulayacağı en son noktalardan biri olmalı. Ayrıca eklemeden geçmemek gerekiyor ki, Javier Bardem’e ve Penélope Cruz’a Kolombiya sınırlarında geçen bir hikâyede kendi aralarında bile aksanlı bir İngilizce konuşturmak, filmin kalitesi için verilebilecek en yanlış kararlardan biri. Dünyada tüm insanların ve hatta uzaylıların dahi İngilizce konuştuğu tasvirler artık geçerliliğini yitirmeli. Kolombiya’da yerli bir uyuşturucu kartelinin planlarını İngilizce yapıyor olması filmin inandırıcılığını baltalamaktan başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

Kısacası, Pablo Escobar’ı Sevmek, hem oyuncularıyla hem de odaklandığı konu itibarıyla bir cevhere dönüşebilecekken verilen birçok yanlış kararla, uyuşturucu karteli Escobar’ın hayatına yavan ve etkisiz bir bakış sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi