Yakın dönemde Avrupa sinemasının yetiştirdiği en şahsına münhasır yönetmenlerden biri olan Albert Serra, Avrupa tarihini ve tarihi mitleri kendi bakış açısıyla yeniden değerlendirdiği seyri de hazmı da zor filmlerine bir yenisini ekliyor: Özgürlük - Liberté. 2013’te kendisine Locarno Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazandıran Ölümümün Hikâyesi - Història de la meva mort’ta Kazanova ve Dracula gibi zaman-mekân birliğini paylaşmayan iki karakteri sonsuz aşk arayışı ve ölümsüzlük temaları altında birleştiren Serra, 2016 yapımı, yönetmenin Gaudi Ödülleri’ni silip süpürdüğü filmi XIV. Louis'in Ölümü - La mort de Louis XIV’de filme adını veren Fransız kralının son günlerini ve yavaş yavaş ölüme teslim oluşunu kendine has bir üslupla sergilemiş, tarihi gerçekleri kendi algılayış biçiminin süzgecinden geçirmek suretiyle perdeye yansıtmıştı. Bilhassa görsel üslubunda izleyiciyi kımıldayan gölgelerin ve bazen de mutlak bir karanlığın ortasında bırakmaktan imtina etmeyen, anlatımında sinemanın alışılageldik yöntemlerini bazen tümden terk edip, neredeyse yapısökücü bir tavır sergileyen bir portre çizdi bugüne dek Serra. Katalan yönetmen Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilip, Jüri Özel Ödülü’yle festivali tamamlayan son filmi Özgürlük'te de mevzu bahis üslubunu sürdürüyor. Lakin Özgürlük'ün yönetmenin şimdiye dek imza attığı en sert, en karanlık film olduğunu söylemek sanıyoruz ki mümkün. Özgürlük: İnsanın En Karanlık Arzularına Dair Zorlayıcı Bir Deneyim Filmde bizleri 1774 yılının sosyal çalkantılar içindeki Fransa’sına götüren Serra, evvela sürgün yemiş aristokratların, ormanın izbe köşesinde Alman dostları Walchen Dükü’nden yardım istediği bir sahneyle açıyor hikâyesini. Devrimin ve devrimde rol oynayabilecek cesur, “bir insanın canlı canlı parçalanmasına” iğrenmeden bakabilecek kadınların konuşulduğu bu diyalogun vaatlerinin aksine, Serra mevzu bahis karakterlerin devrim değil, özgürlük algılarıyla ilgileniyor, onların en karanlık fantezilerine odaklanıyor. Saatler geceyarısını geçtiğinde, ormanda, ıssızlığın ortasında her biri bir nevi arafta kalmış aristokrat sınıftan beyler, hanımlar, metresler ve uşaklar zevk almak için türlü yolların denendiği bir nevi toplu çıldırma hâlinin içinde buluyorlar kendilerini. Yer yer sado-mazoşist fantezilerin ağırlık kazandığı, karakterlerin gerçek hazzın ancak acı çekerek elde edilebileceğine dair söylevlerde bulunduğu film, gece ilerledikçe daha da çıldıran, daha da uç noktalara giden eylemlerle ilerlerken, bir yandan karakterlerin özgürlük ve devrimle ilgili diyaloglara yeniden tutundukları da oluyor. Bununla beraber film bir nevi karabasan, bir nevi kabusu andıran zorlayıcı görsel atmosferinden de, çıldırmanın eşiğindeki karakterlerin duygu durumundan da bir an olsun taviz vermeden, ritmini neredeyse hiç değiştirmeden, başladığı andaki ritmi neyse bitişinde de o olmak suretiyle finaline doğru ilerliyor. Serra’nın özen gösterdiği bir konuysa, filmin belirli bir diliminde sadece anlatılarda kalan, hassas mideleri zorlayabilecek fantezilerin hiçbir zaman görselde karşılığını bulmaması. Karakterlerin fantezileriyle, elde etmeye çalıştıkları basit hazlar arasında karşıtlıkların bulunması… Serra, Özgürlük'ü aslen bir sahne eseri olarak kaleme almış ve oyun Berlin’de, ünlü Voksbühne’de sahnelenmiş. Neredeyse tamamı ıssız bir ormanlık alanda geçen filmin, oyun uyarlaması olduğuna dair bir hisse kapılmamamız içinse Serra sinemanın olanaklarını zorluyor, kamerasını her daim izleyicide bir gözetleme hissi oluşturacak şekilde kullanıyor. Gözetlenenler, yani fantezilerini gerçekleştiren karakterlerse seks sahnelerine benzer sahnelerin içinde yer alıyorlar, ama bu sahneler asla bir sevişme sahnesine dönüşmüyor ya da bir sevişme sahnesi estetiğiyle çekilmiş sahneler değil. Bir noktadan sonra filmdeki bu grotesk sevişme, kendini tatmim ve takılma hâli, Gaspar Noé’nin geçtiğimiz yıl çok konuşulan filmi…

Yazar

Puan - 65%

65%

Serra kamerasını her daim izleyicide bir gözetleme hissi oluşturacak şekilde kullanıyor. Gözetlenenler, yani fantezilerini gerçekleştiren karakterlerse seks sahnelerine benzer sahnelerin içinde yer alıyorlar, ama bu sahneler asla bir sevişme sahnesine dönüşmüyor ya da bir sevişme sahnesi estetiğiyle çekilmiş sahneler değil. Bir noktadan sonra filmdeki bu grotesk sevişme, kendini tatmim ve takılma hali, Gaspar Noe’nun geçtiğimiz yıl çok konuşulan filmi Climax’i de andırıyor, film sinefil zihinlerde Serra’nın Noe’ya cevabına dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65

Yakın dönemde Avrupa sinemasının yetiştirdiği en şahsına münhasır yönetmenlerden biri olan Albert Serra, Avrupa tarihini ve tarihi mitleri kendi bakış açısıyla yeniden değerlendirdiği seyri de hazmı da zor filmlerine bir yenisini ekliyor: Özgürlük – Liberté. 2013’te kendisine Locarno Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazandıran Ölümümün Hikâyesi – Història de la meva mort’ta Kazanova ve Dracula gibi zaman-mekân birliğini paylaşmayan iki karakteri sonsuz aşk arayışı ve ölümsüzlük temaları altında birleştiren Serra, 2016 yapımı, yönetmenin Gaudi Ödülleri’ni silip süpürdüğü filmi XIV. Louis’in Ölümü – La mort de Louis XIV’de filme adını veren Fransız kralının son günlerini ve yavaş yavaş ölüme teslim oluşunu kendine has bir üslupla sergilemiş, tarihi gerçekleri kendi algılayış biçiminin süzgecinden geçirmek suretiyle perdeye yansıtmıştı. Bilhassa görsel üslubunda izleyiciyi kımıldayan gölgelerin ve bazen de mutlak bir karanlığın ortasında bırakmaktan imtina etmeyen, anlatımında sinemanın alışılageldik yöntemlerini bazen tümden terk edip, neredeyse yapısökücü bir tavır sergileyen bir portre çizdi bugüne dek Serra. Katalan yönetmen Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilip, Jüri Özel Ödülü’yle festivali tamamlayan son filmi Özgürlük’te de mevzu bahis üslubunu sürdürüyor. Lakin Özgürlük’ün yönetmenin şimdiye dek imza attığı en sert, en karanlık film olduğunu söylemek sanıyoruz ki mümkün.

Özgürlük: İnsanın En Karanlık Arzularına Dair Zorlayıcı Bir Deneyim

Filmde bizleri 1774 yılının sosyal çalkantılar içindeki Fransa’sına götüren Serra, evvela sürgün yemiş aristokratların, ormanın izbe köşesinde Alman dostları Walchen Dükü’nden yardım istediği bir sahneyle açıyor hikâyesini. Devrimin ve devrimde rol oynayabilecek cesur, “bir insanın canlı canlı parçalanmasına” iğrenmeden bakabilecek kadınların konuşulduğu bu diyalogun vaatlerinin aksine, Serra mevzu bahis karakterlerin devrim değil, özgürlük algılarıyla ilgileniyor, onların en karanlık fantezilerine odaklanıyor. Saatler geceyarısını geçtiğinde, ormanda, ıssızlığın ortasında her biri bir nevi arafta kalmış aristokrat sınıftan beyler, hanımlar, metresler ve uşaklar zevk almak için türlü yolların denendiği bir nevi toplu çıldırma hâlinin içinde buluyorlar kendilerini. Yer yer sado-mazoşist fantezilerin ağırlık kazandığı, karakterlerin gerçek hazzın ancak acı çekerek elde edilebileceğine dair söylevlerde bulunduğu film, gece ilerledikçe daha da çıldıran, daha da uç noktalara giden eylemlerle ilerlerken, bir yandan karakterlerin özgürlük ve devrimle ilgili diyaloglara yeniden tutundukları da oluyor. Bununla beraber film bir nevi karabasan, bir nevi kabusu andıran zorlayıcı görsel atmosferinden de, çıldırmanın eşiğindeki karakterlerin duygu durumundan da bir an olsun taviz vermeden, ritmini neredeyse hiç değiştirmeden, başladığı andaki ritmi neyse bitişinde de o olmak suretiyle finaline doğru ilerliyor. Serra’nın özen gösterdiği bir konuysa, filmin belirli bir diliminde sadece anlatılarda kalan, hassas mideleri zorlayabilecek fantezilerin hiçbir zaman görselde karşılığını bulmaması. Karakterlerin fantezileriyle, elde etmeye çalıştıkları basit hazlar arasında karşıtlıkların bulunması…

Serra, Özgürlük’ü aslen bir sahne eseri olarak kaleme almış ve oyun Berlin’de, ünlü Voksbühne’de sahnelenmiş. Neredeyse tamamı ıssız bir ormanlık alanda geçen filmin, oyun uyarlaması olduğuna dair bir hisse kapılmamamız içinse Serra sinemanın olanaklarını zorluyor, kamerasını her daim izleyicide bir gözetleme hissi oluşturacak şekilde kullanıyor. Gözetlenenler, yani fantezilerini gerçekleştiren karakterlerse seks sahnelerine benzer sahnelerin içinde yer alıyorlar, ama bu sahneler asla bir sevişme sahnesine dönüşmüyor ya da bir sevişme sahnesi estetiğiyle çekilmiş sahneler değil. Bir noktadan sonra filmdeki bu grotesk sevişme, kendini tatmim ve takılma hâli, Gaspar Noé’nin geçtiğimiz yıl çok konuşulan filmi Climax’i de andırıyor, film sinefil zihinlerde Serra’nın Noe’ya cevabına dönüşüyor.

Son kertede Özgürlük’ün herkese göre bir beyazperde deneyimi olmadığı kesin, yer yer anlamsızlığın sınırlarında dolandığını, sınırı geçtiğini de söylemek mümkün, bununla beraber filmi sinemada çok az şahitlik edebileceğiniz türden bir deliliğin ürünü olarak selamlamak gerekiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi