Özgürcan Uzunyaşa ile dünya prömiyerini Saraybosna Film Festivali’nde yapan son kısa metrajlısı Beyaz Bir Gece’yi, filmin yapım sürecini, gelecek planlarını ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Lohusa (2013), Güneş Bisikletimi Yaksın (2014), Maske (2015) gibi kısa filmlerin yönetmeni Özgürcan Uzunyaşa’nın son çalışması Beyaz Bir Gece, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanından serbest bir şekilde uyarlandı.

Söyleşi: Güvenç Atsüren

Fotoğraf: Övgü Avcıer

Güvenç Atsüren: Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Özgürcan Uzunyaşa: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden Beyaz Bir Gece ile mezun oldum. Bu sürece kadar beş tane kısa film yaptım. Onun dışında birçok kısa filmde yardımcı yönetmenlik ve kurgu işlerinde yer aldım. Fakat kendi projelerimi geliştirmek, yazmak ve bir görsele dönüştürmek, benim her zaman ilgimi çeken bir şeydi ve o tarafa doğru gitmeye çalışıyorum.

Güvenç Atsüren: Önceki yaptığını filmlerini festivallere göndermiş miydiniz, o filmler festivallerde yarıştı mı?

Özgürcan Uzunyaşa: Evet. 2014 yılında Kültür Bakanlığı’ndan destek alarak çektiğim Güneş Bisikletimi Yaksın diye bir filmim var. Bu filmle, yurtiçindeki ve yurtdışındaki bazı festivallerde yarıştım. SETEM’den En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazandım.

Güvenç Atsüren: Beyaz Bir Gece’nin ortaya çıkış süreci nasıl gelişti?

Özgürcan Uzunyaşa: Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanını ilk okuduğumda, özellikle ilk 15-20 sayfasında, karakterin şehirle olan ruh hâli çok ilgimi çekti. Karakterin, kent ile olan ilişkisi bana çok heyecan vermişti. Ama bunu, nerede ve nasıl kullanacağım konusunda herhangi bir fikrim yoktu açıkçası. KısaKes’in “Yaşayan Şehir” temasını görünce, romanı tekrar okumak aklıma geldi. Okuduktan sonra, nasıl bir şey olacak acaba diye bunu yazmaya başladım.      Yazdıkça daha çok hoşuma gitti. Karakterin hayal kırıklığıyla dolu olan dünyasına girmek, kendimden daha çok şey bulmamı sağladı ve yapmak istedim. Daha doğrusu paylaşmak istedim, çünkü benzer şeyleri hisseden çok insan olduğunu biliyorum. Kent dokusunun bozulmasından kaynaklanan hayal kırıklığı, aradığını bulamamak ve belki aradığını bilmemenin yarattığı huzursuzluk, herkesin hissettiği şeyler. Paylaşabilirsem güzel olacağını düşündüm ve fikir bu şekilde ortaya çıktı.

Güvenç Atsüren: Beyaz Bir Gece, aslında serbest bir uyarlama. Kendinden bir şeyler katmaya ne zaman karar verdin? Bunu ne şekilde ve ne zaman farkına vardın?

Özgürcan Uzunyaşa: Beyaz Bir Gece, tamamen serbest bir uyarlama. İlk çıktığında böyle değildi aslında. İlk çıktığında, yalnızca günümüze uyarlamayı düşünüyordum. Fakat orada benim asıl ilgimi çeken şey, adam ile kadının arasındaki kopuk ilişki değil de, adamın hayata karşı olan hayal kırıklığıydı. Benim yazdığım senaryo, oraya nasıl gidebilir diye düşünmeye başladım. Böylece ikisi arasındaki ilişkiden biraz koparak ikisini birer birey olarak değil de farklı duyguların temsilleri gibi düşünüp, biraz daha hayal dünyasına yöneldim. Gerçeklerle aram iyi değil. Kırılan gerçeklik kendimi güvende hissetmemi sağlıyor. Daha farklısına elim gitmiyor. Zorladığımda da samimi hissedemiyorum. Bu doğrultuda, binalarla konuşma atmosferini nasıl daha fazla kuvvetlendirebileceğimi ve nasıl şehirle iç içe bir hayal dünyası oluşturabileceğimi düşündükçe, yazdığım hikâye Beyaz Geceler’den uzaklaştı. Beyaz Bir Gece, duygu ve ruh bazında bir uyarlama olarak kabul edilebilir bence.

Güvenç Atsüren: Beyaz Bir Gece’nin senaryosunu ne kadar sürede yazdınız?

Özgürcan Uzunyaşa: İlk kelimeyi yazmamla, senaryonun bitirmem arasında bir buçuk saat var. Fakat sonrasında, ağustos ayından aralık ayına kadar, 8-9 kere senaryo baştan yazıldı. Her şey değişti. Filme girmeden önce, 12. taslağındaydı. Her şey, ilk yazdığım hâlinden tamamen farklıydı. Bu değişimlere yol açan şeyler, hikâyenin doğru yola gitmek zorunda olması ve prodüksiyon şartlarının da senaryoyu değiştirmesiydi. O süreç 6-7 ay sürdü. Set, 8 gün sürdü.

Güvenç Atsüren: Hikâyedeki biçimsel tercihlerin nasıl oldu? Filmin görsel dünyası nasıl oluştu? Bu görsel dünyaya ilham veren şeyler neler?

Özgürcan Uzunyaşa: Ben, filmimin yalnızca hikâye ve içerik olarak değil, biçimsel olarak da seyirciye benim paylaştığım şeyleri aktarabilmesini istiyorum. Metin de buna çok müsait. Bu biçimi nasıl aktarabileceğim üzerine çalıştım. Kısa film yapan bir kişi olarak, benim seyircim kısa film izlemeyi seçiyor diyebilirim. Hâliyle orada ne bulacağını biliyor ve anlamaya, mesajını almaya daha açık oluyor. O yüzden onlara, içerikten ya da verdiğim mesajdan öte bir şeyler de sunmak yükümlülüğünde hissediyorum. Biçimsel olarak farklı bir şeyler vermem gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kısa film izlerken -iyi bir kısa film izleyicisi olduğumu düşünüyorum- ben onu arıyorum. Sadece basit bir duygu ya da basit bir mesaj aramıyorum, biçimsel olarak da bana bir şey vermesini istiyorum. Biçimle ne kadar oynarım, seyirciye izlediği şeyin bir film olduğunu nasıl düşündürtürüm ve bundan nasıl bir mesaj çıkartabilirim üzerine çalıştım biraz. Kendimi bu doğrultuda geliştirmek için alan açabilecek bir proje vardı elimde, bunu değerlendirmekle uğraştım. Ufak tefek, sürprizli şeyler koymaya çalıştım.

Güvenç Atsüren: Referanslarınız var mı peki?

Özgürcan Uzunyaşa: Okuldaki danışman hocam, senaryoyu ilk okuduğunda bana Halit Refiğ’in Hanım filmini önerdi. Filmdeki ruh hâli tam olarak buydu. Oradan benim, Atıf Yılmaz’ın Hayallerim, Aşkım ve Sen filmi aklıma geldi. Tekrar izlediğimde, işte bu demiştim. Oradaki “Bir Beyoğlu Düşü” sekansını izlerken ne düşünüyorsam, seyircinin de bunu hissetmesini istedim.

Güvenç Atsüren: Peki şimdi yapımcısı olduğunuz projeden bahsedebilir misiniz?

Özgürcan Uzunyaşa: Şu an, Otis Tarda isimli projenin yapımcılığını üstleniyorum. Filmin yönetmeni, Beyaz Bir Gece’nin yapım tasarımını üstlenen Emre Öksüz. İnsanın temel kaygılarına, yaşadığımız düzenin körelttiği ve içimizde saklamamıza sebep olduğumuz insani, daha doğrusu hayvani içgüdülere hitap eden ve onları açığa çıkarmayı hedefleyen bir film olacak. Senaryonun çok etkili ve güçlü bir dili olduğunu düşünüyorum. Mart gibi filmin çekimlerine başlayacağız. Gelecek ağustos ya da eylülde izleyeceğiz umarım. Onun da ilk gösterimi Saraybosna’da yapılacak.

Güvenç Atsüren: Beyaz Bir Gece’nin festival süreci nasıl devam ediyor?

Özgürcan Uzunyaşa: Beyaz Bir Gece’nin, dünya prömiyerini Saraybosna’da yaptık. Filmin Türkiye’deki ilk gösterimini KısaKes Film Festivali’nde gerçekleştirdik. Saraybosna’da süreç çok güzeldi. İnsanlarda çok doğru fikirler aldım, paylaşımda bulunmak çok güzeldi.

Güvenç Atsüren: Uzun metraj bir film çekmeyi düşünüyor musunuz? Her zaman kısa metraj filmler mi çekmek istiyorsunuz? Kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Özgürcan Uzunyaşa: Her zaman kısa film çekebilecek olsam, her zaman kısa filmci olmayı tercih ederdim. Kısa film yaparak para kazanamıyoruz, bu bir gerçek var maalesef. Kısa film yapıp, sonra uzun metraj film çeken insanların kaygılarını görüyorum, anlıyorum. Benim de böyle kaygılarım var. Her zaman yalnızca ekonomik kaygılar değil, seyirciye ulaşma, paylaşacağın kitlenin sınırlı olması da bir kaygı yaratıyor. Uzun metraj fikirlerim var ama fikir, oraya doğru gittiği için uzun metraj oluyor. Ben kısa film yapmayı, daha doğrusu kısa film yazmayı daha çok seviyorum. Çünkü kısa film yaparken çok hızlı bir sürecin içine girebiliyorsunuz. Ben, yaptığım iş ile ilgili geri dönüş almayı çok seven biriyim. Kısa filmde bu süreç çok kısa sürede olabiliyor. Çok nadir de olsa, bazen bir ya da iki haftada ortaya bir şey çıkarabiliyorsunuz. Hadi bir sene olsun. Uzun metraja girdiğiniz zaman, bu süreç uzuyor. Ben kısa film çekmeyi bu açıdan daha çok seviyorum. Kısa filmin kitlesinin daha geniş olduğu, ekonomik olarak seni döndürebildiği yurtdışında olsaydım kısa film yapmaya devam etmeyi tercih ederdim sanırım.

Güvenç Atsüren: Çok teşekkür ederim.

Özgürcan Uzunyaşa: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi