Nazizm'in insanlık üzerinde yarattığı dehşet, tetiklediği savaşın doğurduğu vahim sonuçlar ya da türlü sebeplerle toplama kamplarına kapatılmış insanların maruz bırakıldığı korkunç şartlar ve akıl almaz idamlarla sınırlı değil. Emellerine ulaşmak amacıyla, sonuçlarıyla ilgilenmeden her yolu deneyebilen bir rejim olarak tanımlayabiliriz Nazizm'i. Bu durumun en net örneklerinden biri de, rejimin kendi askerleri üzerinde giriştiği deneyler. Hitler'in "Süper Asker" fikrini baz olan bu deneyler, Alman askerlerinin daha uzun süre savaşmasını sağlamak, hatta öldükten sonra yeniden diriltmek gibi amaçlar taşıyorlardı. Özellikle metamfetamin bazlı bir ilaç olan Pervitin, sıradan askerleri maksimum kapasiteyle savaşacak robotlara çevirme amacıyla kullanılmıştı. Hatta Pervitin planının arkasındaki isim olan Doktor Otto Ranke'nin kayıtlarında "Kar içinde ölmek üzere yere yığılmaya başladıklarında onlara Pervitin vermeye karar verdim. Bir buçuk saat sonra eş zamanlı olarak daha iyi hissettiklerini bildirmeye başladılar. Yeniden yürüyüşe geçtiler, daha ayık hale geldiler, canlandılar.” gibi ifadeler de yer alıyor. Askerlere ekstra özgüven ve atiklik kazandırma gibi etkileri de olan bu ilacın, bağımlılık yarattığı ve insan psikolojisine ciddi zararlar verdiği de biliyor. J.J. Abrams'ın yapımcılığını üstlendiği, yönetmen koltuğunda Julius Avery'nin oturduğu Overload filmi, ilhamını Nazi Almanyası'nın insanlar üzerinden gerçekleştirdiği bu ve benzeri korkunç deneylerden alan bir anlatı sunuyor. Overlord: Yüksek Bütçeli Bir B-Filmi Overlord'un bir diğer önemli ilham kaynağı da sinemanın kendisi. Zira film, İkinci Dünya Savaşı'nın, dolayısıyla da dünya tarihinin gidişatı konusunda çok önemli bir operasyonu baz alsa da, tarihi gerçeklere dair belgesel niteliklere sahip bir anlatı sunmak yerine; sayısız örneğini sayabileceğimiz, bu dönemi ve yaşananları yansıtan savaş filmlerinin trüklerini takip ediyor. Bunu, filmin daha açılış sekansından itibaren görebiliyoruz. Son derece iyi kotarıldığını söyleyebileceğimiz bu sekans esnasında izlediğimizin bir savaş filmi olduğunu, seyirciye sunulan bilgilerle değil, gördüğümüz imajlar ve kurulan cümleler sayesinde öğreniyoruz. Bir grup askerin Overlord Operasyonu'na katılmak üzere küçük bir uçakla yaptığı yolcuğu aktarıyor bu sahne. Sonrasında uğradıkları saldırı sebebiyle asıl varış noktasına ulaşamadan bitmek zorunda kalıyor bu yolculuk. Bu askerlerin öncelikli görevi, bir kilise kulesine yerleştirilmiş telsizi yok ederek, bölgedeki Alman birliklerinin diğer birliklerle olan iletişimini keserek başlayacak operasyonu kolaylaştırmak. Buraya kadar her şey, Overlord'u tam olarak savaş filmi janrına oturtuyor. Lakin, düşen uçakta yer alan askerden biri olayların devamında mevzu bahis kilisenin bodrumunda kurulan laboratuvarda, Nazilerin gerek askerler gerek yerel halktan insanlar üzerinde yapmakta olduğu deneylere şahit oluyor. Bu noktada Overlord'un anlatısına güçlü bir korku janrı damarı ekleniyor. Ama bunun da güncel korku filmlerinden uzakta, "çılgın bilim insanı" temalı yapımları andıran tatta olduğunu söyleyebiliriz. Üzerinde deney yapılan insanların deforme hâllerinden, bu deneylerde kullanılan araç gereçlere kadar her şey B-filmlerini andıracak şekilde tasarlanmış. Yani Overlord için, savaş filmleriyle B sınıfı korku filmlerinin bir melezi diyebiliriz. Bu noktada dönüp bakmamız gereken, Hollywood'un en gözde yapımcılarının birinin neden bu janrları bir araya getirdiği, neden bu kadar yüksek bütçeli bir B-filmi yapmaya karar verdiği belki. Bu soruların cevabı da dönüp dolaşıp yine sinema endüstrinin içinde bulunduğu yaratıcılık krizine bağlanıyor. Blockbuster tabir edilen filmlerin artık sadece çizgi roman uyarlamaları olması, klasikleşmiş tüm serilerin tekrar tekrar hortlatılması gibi bariz kanıtları olan bu şartlar altında, İkinci Dünya Savaşı filmleriyle bilimkurgu/korku türündeki bir B-filmini birleştirmek parlak bir fikir olarak bile görülebilir. Önemli olan bu melezin…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Özellikle B filmi ögeleri anlatıya hakim oldukça Overlord'un tarihi bağlamı da esneyip izlediğimizin sadece bir sinema filmi olduğu belirginleşiyor. Bu durumda da Overlord, seyirciye perdeye baktığı yaklaşık iki saat boyunca eğlendirmenin ötesinde vaadi olmayan bir filme dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 1 votes)
65

Nazizm’in insanlık üzerinde yarattığı dehşet, tetiklediği savaşın doğurduğu vahim sonuçlar ya da türlü sebeplerle toplama kamplarına kapatılmış insanların maruz bırakıldığı korkunç şartlar ve akıl almaz idamlarla sınırlı değil. Emellerine ulaşmak amacıyla, sonuçlarıyla ilgilenmeden her yolu deneyebilen bir rejim olarak tanımlayabiliriz Nazizm’i. Bu durumun en net örneklerinden biri de, rejimin kendi askerleri üzerinde giriştiği deneyler. Hitler’in “Süper Asker” fikrini baz olan bu deneyler, Alman askerlerinin daha uzun süre savaşmasını sağlamak, hatta öldükten sonra yeniden diriltmek gibi amaçlar taşıyorlardı. Özellikle metamfetamin bazlı bir ilaç olan Pervitin, sıradan askerleri maksimum kapasiteyle savaşacak robotlara çevirme amacıyla kullanılmıştı. Hatta Pervitin planının arkasındaki isim olan Doktor Otto Ranke’nin kayıtlarında “Kar içinde ölmek üzere yere yığılmaya başladıklarında onlara Pervitin vermeye karar verdim. Bir buçuk saat sonra eş zamanlı olarak daha iyi hissettiklerini bildirmeye başladılar. Yeniden yürüyüşe geçtiler, daha ayık hale geldiler, canlandılar.” gibi ifadeler de yer alıyor. Askerlere ekstra özgüven ve atiklik kazandırma gibi etkileri de olan bu ilacın, bağımlılık yarattığı ve insan psikolojisine ciddi zararlar verdiği de biliyor. J.J. Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği, yönetmen koltuğunda Julius Avery’nin oturduğu Overload filmi, ilhamını Nazi Almanyası’nın insanlar üzerinden gerçekleştirdiği bu ve benzeri korkunç deneylerden alan bir anlatı sunuyor.

Overlord: Yüksek Bütçeli Bir B-Filmi

Overlord’un bir diğer önemli ilham kaynağı da sinemanın kendisi. Zira film, İkinci Dünya Savaşı’nın, dolayısıyla da dünya tarihinin gidişatı konusunda çok önemli bir operasyonu baz alsa da, tarihi gerçeklere dair belgesel niteliklere sahip bir anlatı sunmak yerine; sayısız örneğini sayabileceğimiz, bu dönemi ve yaşananları yansıtan savaş filmlerinin trüklerini takip ediyor. Bunu, filmin daha açılış sekansından itibaren görebiliyoruz. Son derece iyi kotarıldığını söyleyebileceğimiz bu sekans esnasında izlediğimizin bir savaş filmi olduğunu, seyirciye sunulan bilgilerle değil, gördüğümüz imajlar ve kurulan cümleler sayesinde öğreniyoruz. Bir grup askerin Overlord Operasyonu’na katılmak üzere küçük bir uçakla yaptığı yolcuğu aktarıyor bu sahne. Sonrasında uğradıkları saldırı sebebiyle asıl varış noktasına ulaşamadan bitmek zorunda kalıyor bu yolculuk. Bu askerlerin öncelikli görevi, bir kilise kulesine yerleştirilmiş telsizi yok ederek, bölgedeki Alman birliklerinin diğer birliklerle olan iletişimini keserek başlayacak operasyonu kolaylaştırmak. Buraya kadar her şey, Overlord’u tam olarak savaş filmi janrına oturtuyor. Lakin, düşen uçakta yer alan askerden biri olayların devamında mevzu bahis kilisenin bodrumunda kurulan laboratuvarda, Nazilerin gerek askerler gerek yerel halktan insanlar üzerinde yapmakta olduğu deneylere şahit oluyor. Bu noktada Overlord’un anlatısına güçlü bir korku janrı damarı ekleniyor. Ama bunun da güncel korku filmlerinden uzakta, “çılgın bilim insanı” temalı yapımları andıran tatta olduğunu söyleyebiliriz. Üzerinde deney yapılan insanların deforme hâllerinden, bu deneylerde kullanılan araç gereçlere kadar her şey B-filmlerini andıracak şekilde tasarlanmış. Yani Overlord için, savaş filmleriyle B sınıfı korku filmlerinin bir melezi diyebiliriz.

Bu noktada dönüp bakmamız gereken, Hollywood’un en gözde yapımcılarının birinin neden bu janrları bir araya getirdiği, neden bu kadar yüksek bütçeli bir B-filmi yapmaya karar verdiği belki. Bu soruların cevabı da dönüp dolaşıp yine sinema endüstrinin içinde bulunduğu yaratıcılık krizine bağlanıyor. Blockbuster tabir edilen filmlerin artık sadece çizgi roman uyarlamaları olması, klasikleşmiş tüm serilerin tekrar tekrar hortlatılması gibi bariz kanıtları olan bu şartlar altında, İkinci Dünya Savaşı filmleriyle bilimkurgu/korku türündeki bir B-filmini birleştirmek parlak bir fikir olarak bile görülebilir. Önemli olan bu melezin nasıl sonuç verdiği ve ortaya çıkan filmin vaatlerinin ne kadarını karşılayabildiği.

Overlord, ilhamını gerçek olaylardan, ürpertici deneylerden alsa da bu konulardaki gerçeklikleri yansıtmak gibi bir gaye gütmediğini her anında hissedilebiliyor. Zira gerek sanat yönetiminde, gerek olayların gidişatında, gerekse yapılan deneylerin insanlar üzerindeki etkilerini yansıtırken bir abartı hissi kolaylıkla sezilebiliyor. Özellikle B-filmi ögeleri, anlatıya hakim oldukça Overlord’un tarihi bağlamı da esneyip izlediğimizin sadece bir sinema filmi olduğu belirginleşiyor. Bu durumda da Overlord; seyirciye, perdeye baktığı yaklaşık iki saat boyunca sunduğu eğlencenin ötesinde vaatte bulunmayan bir filme dönüşüyor. İlham aldığı filmlerin klişelerini tekrar ederken, zaman zaman kendi olay örgüsünde de bir tekrar durumuna düşse de Overlord’un sinemaseverlere, B sınıfı filmleri özleyen sinefillere keyifli bir seyir sunduğunu söyleyebiliriz. Hollywood’un yaratıcılık noktasında böylesine kısır olduğu bugünlerde, uçlarda gezinmekten çekinmeyen, savaş filmlerini Nazilerin kalkıştığı tüyler ürpertici deneylerle birleştirerek -en azından 21. yüzyıl için- taze bir anlatı sunabilen Overlord’un dikkate değer bir film olduğu pekâlâ söylenebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi