İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesi hâlâ güncelliğini koruyan bir konu. Bilindiği gibi Birleşik Krallık’ı oluşturan dört ülkeden biri olan İskoçya, kendi parlamenter sistemine sahip olsa da tamamen bağımsız bir ülke değil. Ülke, en son 2014 yılında Birleşik Krallık’tan kopup bağımsız bir devlet olmayı teklif eden bir referandum gerçekleştirdi. Sonuç ise %55,30 oranında hayır çıkmıştı. Bunun da nedeni daha çok ekonomik etkenlerdi. Böylesi dağılma talepleri AB politikasında sıkça gündeme gelmekte: Brexit, Swexit, Katalonya vs... Yani muhteşem imajıyla Avrupa Birliği’nden ayrılma talepleri çıkabiliyor; o kimsenin ulaşamadığı toplumsal barışın gıptayla gösterildiği, Türkiye’nin yıllarca kapısında beklediği o birlikten... Bir topluluğa ait olmanın, o topluluk için mücadele vermenin anlamı yalnızca dayanışma adı altında açıklanamaz. Toplumsal hareket, toplumsal hissetmekle alakalıdır. Bu his ise o toplumu oluşturan bireylerin kişisel çıkarlarının bir nehir gibi ayrı kanatlardan birleşerek kolektif yarar hâline gelmesiyle gerçekleşebilir. Buna ister özgürlük, ister barış, ister demokrasi diyelim; eğer bir birlikten söz edeceksek çıkarların birliğinden söz edebiliriz ancak. Bu insanın doğasına da uygundur, ilkel insan bile korunma ihtiyacına karşılık olarak komün hâlinde yaşamayı tercih etmiştir. Zira AB de öncelikli olarak ortak ekonomik çıkarlarla kurulmuştu, ‘’barış birliği’’ onunla beraber sonradan gelmişti. Ancak şimdi bakıyoruz ki bu çok gözde birliği oluşturan bazı ulusların çıkarları artık buluşamıyor... Buradan filme ve dolayısıyla İskoçya’nın çok köklü bağımsızlık mücadelesine gelecek olursak, Robert Bruce zamanlarındaki bu ülkede, William Wallace’ın ‘’Freedom’’ diye bağırdığı ideallerin artık aynı mücadeleyi temsil etmesi mümkün gözükmüyor. Zira 2014’teki bağımsızlık referandumu bunu belli etti. Görüyoruz ki dünyada da 1300’lü yıllardaki kadar mertlik, onur ve yurtseverlik yankılanamıyor. Belki de para gibi global bir etken hemen her şeyin önüne geçiyor. Outlaw King filmini bu çerçevede değerlendirmeye çalışalım. Outlaw King: Az Görkemli Bir Bağımsızlık Hikâyesi Öncelikle filmin en büyük iddiası gerçekliği. Giriş jeneriğinde bile bizi ‘’Tarihi olaylara dayanmaktadır’’ diyerek uyarıyor. Bu bakımdan aslında profesyonel bir gözle bu kıyaslamayı yapmamamız gerekse de ister istemez aklımız Mel Gibson’ın Braveheart filmine gidiyor. Çünkü çoğumuz William Wallace’ı ve İskoçya mücadelesini bu filmden öğrendi. Yönetmen David Mackenzie, bu tarihi mücadeleyi daha gerçekçi bir dille, daha az kahramanlık ögesi kullanarak anlatmayı tercih ediyor. Örneğin Robert (Chris Pine) sık sık İngiltere’ye mağlup oluyor, kalabalık bir ordu toplamakta zorluk çekiyor ve destansı bir karakter olmaktan çok, daha naif bir halk kahramanı gibi resmediliyor. Ayrıca filmin çok gerçekçi savaş sahneleri ve mekân tasarımları bulunuyor. Fakat eğer ki izleyici olarak Gibson’ın Braveheart’ına benzer bir dil ve hikâye arayışı içindeyseniz filmin sizi memnun etmesi çok zor. Zaten filmin bu yönde de bir memnun etme zorunluluğu bulunmuyor. Mackenzie’nin bu gerçekçi üslubu, epik filmlerden -Braveheart, Gladiator, Ben-Hur gibi- alışık olduğumuz teatral dilden de yoksun. Bununla beraber filmdeki kadın temsili oldukça sorunlu. Kadın temsili diye ayrı pencere açmamın nedeni özellikle her filmde bu temsili aramam değil. İzlediğim filmde eğer bir kadın karakter yan rollerde karşımıza çıkıyor ve filmin öyküsü dışında belirli bir amaca hizmet ediyorsa ‘’temsil’’ kelimesini kullanıyorum. Burada karşımızda olan Edward’ın eşi olarak sunulan İngiliz kökenli Elizabeth (Florence Pugh) ‘’Birleşik Krallık’’ vurgusu için sinsice kullanılıyor. Edward ile Elizabeth’in gösterilen coşkulu aşkı iki ulus arasındaki birliktelik mesajı için çok ustaca filme yerleştirilmiş gibi görünüyor. Örneğin Edward ile Elizabeth’in sarılmasıyla ‘’mutlu…

Yazar Puanı

Puan - 58%

58%

Outlaw King, Robert Bruce’un İskoçya’yı bağımsızlığa götüren mücadelesini olabildiğince az görkemli olarak anlatmayı tercih ediyor. Ancak bu az görkem, filmi sahneleri dağınık ve sönük bir kahramanlık hikâyesi yapıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.78 ( 5 votes)
58

İskoçya’nın bağımsızlık mücadelesi hâlâ güncelliğini koruyan bir konu. Bilindiği gibi Birleşik Krallık’ı oluşturan dört ülkeden biri olan İskoçya, kendi parlamenter sistemine sahip olsa da tamamen bağımsız bir ülke değil. Ülke, en son 2014 yılında Birleşik Krallık’tan kopup bağımsız bir devlet olmayı teklif eden bir referandum gerçekleştirdi. Sonuç ise %55,30 oranında hayır çıkmıştı. Bunun da nedeni daha çok ekonomik etkenlerdi. Böylesi dağılma talepleri AB politikasında sıkça gündeme gelmekte: Brexit, Swexit, Katalonya vs… Yani muhteşem imajıyla Avrupa Birliği’nden ayrılma talepleri çıkabiliyor; o kimsenin ulaşamadığı toplumsal barışın gıptayla gösterildiği, Türkiye’nin yıllarca kapısında beklediği o birlikten…

Bir topluluğa ait olmanın, o topluluk için mücadele vermenin anlamı yalnızca dayanışma adı altında açıklanamaz. Toplumsal hareket, toplumsal hissetmekle alakalıdır. Bu his ise o toplumu oluşturan bireylerin kişisel çıkarlarının bir nehir gibi ayrı kanatlardan birleşerek kolektif yarar hâline gelmesiyle gerçekleşebilir. Buna ister özgürlük, ister barış, ister demokrasi diyelim; eğer bir birlikten söz edeceksek çıkarların birliğinden söz edebiliriz ancak. Bu insanın doğasına da uygundur, ilkel insan bile korunma ihtiyacına karşılık olarak komün hâlinde yaşamayı tercih etmiştir. Zira AB de öncelikli olarak ortak ekonomik çıkarlarla kurulmuştu, ‘’barış birliği’’ onunla beraber sonradan gelmişti. Ancak şimdi bakıyoruz ki bu çok gözde birliği oluşturan bazı ulusların çıkarları artık buluşamıyor… Buradan filme ve dolayısıyla İskoçya’nın çok köklü bağımsızlık mücadelesine gelecek olursak, Robert Bruce zamanlarındaki bu ülkede, William Wallace’ın ‘’Freedom’’ diye bağırdığı ideallerin artık aynı mücadeleyi temsil etmesi mümkün gözükmüyor. Zira 2014’teki bağımsızlık referandumu bunu belli etti. Görüyoruz ki dünyada da 1300’lü yıllardaki kadar mertlik, onur ve yurtseverlik yankılanamıyor. Belki de para gibi global bir etken hemen her şeyin önüne geçiyor. Outlaw King filmini bu çerçevede değerlendirmeye çalışalım.

Outlaw King: Az Görkemli Bir Bağımsızlık Hikâyesi

Öncelikle filmin en büyük iddiası gerçekliği. Giriş jeneriğinde bile bizi ‘’Tarihi olaylara dayanmaktadır’’ diyerek uyarıyor. Bu bakımdan aslında profesyonel bir gözle bu kıyaslamayı yapmamamız gerekse de ister istemez aklımız Mel Gibson’ın Braveheart filmine gidiyor. Çünkü çoğumuz William Wallace’ı ve İskoçya mücadelesini bu filmden öğrendi. Yönetmen David Mackenzie, bu tarihi mücadeleyi daha gerçekçi bir dille, daha az kahramanlık ögesi kullanarak anlatmayı tercih ediyor. Örneğin Robert (Chris Pine) sık sık İngiltere’ye mağlup oluyor, kalabalık bir ordu toplamakta zorluk çekiyor ve destansı bir karakter olmaktan çok, daha naif bir halk kahramanı gibi resmediliyor. Ayrıca filmin çok gerçekçi savaş sahneleri ve mekân tasarımları bulunuyor. Fakat eğer ki izleyici olarak Gibson’ın Braveheart’ına benzer bir dil ve hikâye arayışı içindeyseniz filmin sizi memnun etmesi çok zor. Zaten filmin bu yönde de bir memnun etme zorunluluğu bulunmuyor. Mackenzie’nin bu gerçekçi üslubu, epik filmlerden -Braveheart, Gladiator, Ben-Hur gibi- alışık olduğumuz teatral dilden de yoksun.

Bununla beraber filmdeki kadın temsili oldukça sorunlu. Kadın temsili diye ayrı pencere açmamın nedeni özellikle her filmde bu temsili aramam değil. İzlediğim filmde eğer bir kadın karakter yan rollerde karşımıza çıkıyor ve filmin öyküsü dışında belirli bir amaca hizmet ediyorsa ‘’temsil’’ kelimesini kullanıyorum. Burada karşımızda olan Edward’ın eşi olarak sunulan İngiliz kökenli Elizabeth (Florence Pugh) ‘’Birleşik Krallık’’ vurgusu için sinsice kullanılıyor. Edward ile Elizabeth’in gösterilen coşkulu aşkı iki ulus arasındaki birliktelik mesajı için çok ustaca filme yerleştirilmiş gibi görünüyor. Örneğin Edward ile Elizabeth’in sarılmasıyla ‘’mutlu sona’’ ulaşan film, bu görüntüye eşlik eden Birleşik Krallık’ın ilk İskoç kralı I. James’ten bahsederek kapanıyor. Burada aslında film hikâyeye bunu geçirmese de bağımsızlık için nihai kararını kendine geçirmiş gibi. Oysa ki İskoçya’da bağımsızlık tartışması sona ermiş değil, bu bakımdan filmi bir miktar dayatmacı buldum. Bununla beraber filmin diğer karakterleri de oldukça sorunlu. Örneğin Uzun Bacaklı Edward’ın oğlu olan Edward; bir çizgi film karakterini andıran komiklikte ve yüzeysel şekilde liyakat yoksunu olarak gösteriliyor. Tabii bu biraz da onu canlandıran aktörün (Billy Howle) yetersiz oyunuyla da ilgili.

Sonuç olarak Outlaw King, Robert Bruce’un İskoçya’yı bağımsızlığa götüren mücadelesini olabildiğince az görkemli olarak anlatmayı tercih ediyor. Ancak bu az görkem, filmi sahneleri dağınık ve sönük bir kahramanlık hikâyesi yapıyor.

Küçük bir not: Birçok tarihçiye göre aslında ‘’Braveheart’’ tanımı William Wallace için değil Robert Bruce için söylenirdi. 1329’da öldüğünde Bruce’un kalbi İskoçya’daki Melrose Manastırı’na gömülmüştür.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi