Advertisement

Oscar’ın filmlerin ödüllendirilmesi hususunda ne kadar güvenilir bir kaynak olduğu uzun süredir tartışılan bir konu. Ama bu durum, Oscarlar’ın ya da resmi adıyla Akademi Ödülleri’nin hem sektör hem de sinemaseverler için bir cazibe merkezi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Zira sinema tarihi -her konuda olduğu gibi- kazananlar üzerinden yazılıyor; sinema tarihine baktığımızda karşımıza evvela Oscar kazanmış filmler çıkıyor.

Akademi ödülleri, geçtiğimiz günlerde 92. kez dağıtıldı ve gecenin en büyük ödülü olan En İyi Film Oscarı’nı ilk kez İngilizce çekilmemiş bir film, yani Parazit kazandı. Biz de bu vesileyle En İyi Film Oscarı’ını kazanan filmlere çevirdik gözümüzü ve 92 film içinden en iyi 20 filmi belirlemek adına sinema yazarlarından mütevellit bir jüri oluşturduk. 14 sinema yazarının kişisel listelerinden hareketle tarih boyunca En İyi Film Oscarı’nı kazanan 92 yapım arasından en iyi 20’sini seçtik.

Oylamaya Katılan Sinema Yazarları: Melis Behlil, Abbas Bozkurt, Ali Deniz Şensöz, Selin Gürel, Şenay Aydemir, Aras Keser, Ekin Can Göksoy, Engin Ertan, Kaan Karsan, Hasan Cömert, Ali Ercivan, Murat Emir Eren, Güvenç Atsüren, Utku Ögetürk

Oscar Ödüllü En İyi 20 Film

20. Affedilmeyen – Unforgiven (1992)

Bir oyuncu olarak kariyerinin zirvesindeyken, 1971 yapımı Ölümün Sesi – Play Misty For Me’yle başladığı yönetmenlik kariyerini, günümüze dek başarılı bir biçimde sürdüren Clint Eastwood’un yönetmen olarak çok daha prestijli ödüllere layık görüldüğünü söylemek mümkün. Geneli itibarıyla ılımlı muhafazakar kanadın temsilcisi olarak görülen Eastwood, kendi ekran personasıyla da yüzleştiği Affedilmeyen – Unforgiven’da görece özgün bir Western’e imza atmıştı. Eastwood’un, yeniden eline silah alan yaşlı bir tövbekârı canlandırdığı film, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo dahil 9 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve En İyi Film Ödülü’nü kazanmıştı. Bu filmle En İyi Yönetmen Ödülü’nü de kazanan Eastwood, daha sonra 2004 yapımı Milyonluk Bebek – Million Dollar Baby’le de yine bu kategoride ödüle uzanmıştı.

19. Schindler’in Listesi – Schindler’s List (1992)

Thomas Keneally’nin kitabından Steven Spielberg’in sinemaya uyarladığı ve İkinci Dünya Savaşı sırasında sayısız insanı konsantrasyon kamplarından kurtaran Oskar Schindler’in gerçek hikâyesini anlatan film, gösterime girdiği dönemin fırtına yaratan filmlerinden birine dönüşmüştü. Akademi’nin kayıtsız kalamadığı film, 12 kategoride Oscar’a aday gösterilmiş ve bu kategorilerden yedisinde ödüle uzanmayı başarmıştı. Yıllar geçse de filmin başrol oyuncuları Liam Neeson, Ralph Fiennes ve Ben Kingsley’nin antolojilik performansları, John Williams’ın olağanüstü özgün müzik çalışması hafızalardan silinmedi.

18. Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü – The Lord Of The Rings: The Return Of The King (2003)

Peter Jackson’ın Yeni Zelandalı heveskâr bir sinemacıdan, bir yıldız yönetmene evrilmesine sebep olan dev üçlemenin finalini oluşturuyordu The Return of the King. Frodo’nun yolculuğunun sona erdiği, Gandalf, Aragorn, Legolas, Gimli ve sevdiğimiz bütün karakterlerin epik bir finalle veda ettiği serinin son filminde Jackson, Tolkien’in dünyasını, kendi dünyası ve görsel vizyonuyla birleştirmiş, pürist hayranları kızdıran tarafları olsa da, geneli itibarıyla çoğunluğun takdirini kazanan bir uyarlamaya imza atmıştı. Akademi, önceki iki filmde adaylığa boğduğu seriye, henüz En İyi Film Ödülü’nü vermemişti. 11 kategoride aday olan film, En İyi Film Ödülü dahil bu kategorilerin hepsinde Oscar’ı kucakladı. Peter Jackson’ın En İyi Yönetmen Ödülü’nü de kazandığı törene film tam anlamıyla damgasını vurmuştu.

17. Parazit – Gisaengchung (2019)

10 Şubat’ta Türkiye saati ile sabaha karşı sahiplerini bulan Oscar ödüllerinin tarihi bir anlamı da vardı. Bong Joon-ho’nun geçtiğimiz yılın Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmasından bu yana yere göğe sığdırılamayan filmi Parazit, süresi neredeyse bir seneye varan bu şanlı yürüyüşünü ödül sezonunun sonunda En İyi Film Oscarı’nı kazanarak taçlandırdı. Böylelikle bu ödüle ulaşan, İngilizce olmayan ilk film olarak tarihe geçti. Güçlü bir sinema ülkesi olan Güney Kore’nin herhangi bir dalga Akademi Ödülü’ne ulaşan ilk filmi olması da cabası. Sınıf farklılığına dair yerel olduğu kadar evrensel olmayı da başaran bir anlatı kuran Parazit, politik sinemaya güncel bir bakış getirmesine ek olarak, neredeyse kusursuz olan senaryosu, incelikli rejisi ve müthiş kurgusu ile tam bir sinema şöleni.

16. Guguk Kuşu – One Flew Over Cuckoo’s Nest (1975)

Ken Kesey’in aynı adlı romanından uyarlanan Guguk Kuşu, akıl hastası numarası yaparak güvenlik önlemleri daha az olan bir akıl hastanesine sevkedilen bir mahkûmun hikâyesini ele alır. Söz konusu mahkûm, bu süre içerisinde hem kaçma planları yapar hem de akıl hastanesindeki diğer hastalarla farklı bir diyalog kurar. Jack Nicholson’ın canlandırdığı Randle Patrick McMurphy, terapilerdeki başına buyruk hareketleri ve özgürlüğe olan düşkünlüğü nedeniyle ise diğer hastalara kötü örnek olduğunu düşünen baş hemşire Mildred ile büyük sorunlar yaşamaktadır. Tüm bunlar, Miloš Forman’ın yönettiği bu başyapıtın bir özgürlük destanına dönüşmesi için uygun şartları sağlarken, ortaya çıkan sonuç da bu potansiyelin hakkını sonuna kadar verir. En İyi Film Oscarı’nın yanında dört ana kategorinin daha galibi olan Guguk Kuşu, Akademi Ödülleri tarihinin en başarılı yapımlarından biridir.

15. Arabistanlı Lawrence – Lawrence of Arabia (1962)

Çift yönlü bir hayat yaşayan İngiliz ajanı Thomas Edward Lawrence’ın hikâyesini aktarır Arabistanlı Lawrence. Efsanevi oyuncu Peter O’Toole tarafından canlandırılan Lawrence, içsel çatışma ve karmaşanın sinema tarihinde en güçlü şekilde yanşatıldığı karakterlerden biridir. Filmin ana karakteri, Osmanlı egemenliğine karşı Arap birliklerini harekete geçiren bir askerdir. Fakat bu hareket sonrası İngiliz hükümetinin sözünde durmayarak Arapları karmaşanın ve bölünmüşlüğün içinde bırakması ile Lawrence sadakatini ve amacını sorgular. Çölün uçsuz bucaksız mekânsallığında geçen bu film görselliği açısından da sinema tarihinin zirvelerinden birine işaret eder.

14. İhtiyarlara Yer Yok – No Country For Old Men (2007)

Yazarlar Sendikası’nın grevinden dolayı “Oscar filmleri”nden ziyade sanatsal kaygıları ön planda tutan yapımları Akademi Ödülleri için yarışırken gördüğümüz 2007’nin kazananı İhtiyarlara Yer Yok olmuştu. Ve bu özelliği Coen Kardeşler’in imzasını taşıyan bu filmin yakın dönemde en iyi film seçilen yapımlar arasında özel bir konuma yerleştirdi. Kader, vicdan ve şiddet sorgulaması olarak yorumlanabilecek bir hikâye anlatan film, Akademi’nin konvansiyonel yapısını bozması, başta Javier Bardem’in canlandırdığı Anton Chigurh olmak üzere unutulmaz karakterleri ve Roger Deakins’in göz alıcı görüntüleri ile hafızalara kazınmıştır. Kadın Avcıları – The Ladykillers ve Dayanılmaz Zulüm – Intolerable Cruelty ile yarattıkları hayal kırıklığının ardından gelen İhtiyarlara Yer Yok, Coen Kardeşler’in yeniden doğumunu da müjdeleyen filmdir aynı zamanda.

13. Kanunun Kuvveti – The French Connection (1971)

William Friedkin’in polisiye filmi The French Connection, New Yorklu narkotik polisi Jimmy Doyle’un önderliğindeki bir grup polisin, yüklü miktardaki eroin sevkiyatının önüne geçme çabasına ve Doyle’la, Fransız asıllı suçlu Alain Charnier’in satranç oyununa dönen mücadelesine odaklanır. Başrollerinde Gene Hackman, Fernando Rey ve Roy Scheider’in yer aldığı filmde Friedkin gerçek anlamda bir yönetmenlik gösterisi sunar. Sekiz dalda Oscar adayı olan film, En İyi Film dahil olmak üzere beş kategoride bu ödülü kazanma başarısını göstermiştir.

12. Rıhtımlar Üzerinde – On The Waterfront (1954)

Marlon Brando’yu, yozlaşmış sendika patronlarına kafa tutan bir liman işçisi ve eski bir boksör rolünde izlediğimiz Elia Kazan’ın imzasını taşıyan On the Waterfront, Hollywood’un içinden çıkan ve Akademi’nin ödüllendirdiği toplumsal içerikli nadir filmlerden biridir aynı zamanda. Senaryo yazarı Budd Schulberg’in kendi kısa hikâyesinden sinemaya uyarladığı film, Brando’nun canlandırdığı Terry başta olmak üzere o güne dek Klasik Hollywood’un radarına pek de girmeyen, “sokaktaki insan” olarak basitçe tanımlanabilecek karakterlerin hayatlarını yansıtmasıyla dikkat çekmiştir. Marlon Brando’ya En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Oscar kazandıran film, En İyi Film dahil sekiz dalda Oscar kazanmıştı.

11. İki Gönül Bir Olunca – It Happened One Night (1934)

Frank Capra’nın imzasını taşıyan İki Gönül Bir Olunca – It Happened One Night, zengin ailesinden ve yaşantısından bunalıp kaçmayı tercih eden genç bir kadınla yolu kesişen bir gazetecinin hikâyesini konu ediyordu. Başrollerinde Clark Gable ve Claudette Colbert’in yer aldığı film, gerek Capra’nın kurduğu büyülü melodramatik yapısı, gerekse Gable-Colbert ikilisinin beyazperdede yakaladığı müthiş kimyayla bugün bile eskimeyen bir başyapıt. Film, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu kategorilerinin tamamında Oscar kazanan ilk film olmuştu.

10. Amadeus (1984)

Çek yönetmen Milos Forman’ın, Peter Shaffer’in oyunundan sinemaya uyarladığı film, isminden de anlaşılacağı üzere efsanevi müzisyen ve besteci Wolfgang Amadeus Mozart’ın hayat hikâyesini konu ediyordu. Mozart’ı Tom Hulce’un, Salieri’yse F. Murray Abraham’ın canlandırdığı film, görsel estetiği ve Forman’ın her iki karaktere de mesafeli duran yaklaşımıyla farklı bir biyografik çalışmaya dönüşmüştü. 11 dalda Oscar adayı olan film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu kategorilerinde bu ödülü kazanmayı başarmıştı.

9. Annie Hall (1977)

Woody Allen’ın New York filmleri arasında, Manhattan’la birlikte ilk sıralarda yer alan Annie Hall, Alvy Singer adlı yükselişte olan, varoluş sorunlarıyla mücadele halindeki bir komedyeni ve Annie Hall adlı genç, bağımsız ruhlu New Yorklu bir kadını odağına alır. Günümüzde, hakkındaki taciz suçlamaları nedeniyle pek hayırla anmadığımız Allen’ın başrolünü Diane Keaton’la paylaştığı yapım, bilhassa Amerikan yeni dalgasına dahil edebileceğimiz anlatısı, romantik filmlere getirdiği yenilikçi bakış açısı ve mizahıyla modern bir klasik. 5 dalda Oscar adaylığı kazanan filmdeki performansıyla Diane Keaton’ın En İyi Kadın Oyuncu ödülünü de kucakladığını belirtelim.

8. Rebecca (1940)

Akademi’nin görmezden geldiği usta yönetmenlerden biri de Alfred Hitchcock. Hitchcock’un yönettiği ve En İyi Film kategorisinde Oscar kazanan tek filmse ustanın Daphne Du Maurier’in romanından beyazperdeye uyarladığı Rebecca. Başrollerinde Laurence Olivier ve Joan Fontaine’in yer aldığı Rebecca, evlendiği aristokrat ve onun ilk eşinin arasında kalan bir kadının hikâyesini konu ediyordu. Hitchcock’un başyapıtlarında elde ettiği gerilimli atmosferi, klasik Hollywood anlatısıyla harmanladığı filmi 11 dalda Oscar adaylığı elde etmişti.

7. Casablanca (1942)

Michael Curtiz’in imzasını taşıyan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen melankolik bir aşk hikâyesine odaklanan Casablanca, gelmiş geçmiş en iyi aşk filmlerinden de biri aynı zamanda. Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın perdedeki büyüleyici birlikteliği, savaşa dair çok az şey göstermesine rağmen, savaşın yıkıcı etkilerini ve insanların üzerindeki şok edici etkisini yansıtmaktaki başarısıyla film gerçek bir klasik şüphesiz. Casablanca’nın En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen kategorilerinde de Oscar’a uzandığını belirtelim.

6. Kuzuların Sessizliği – The Silence of the Lambs (1991)

80’lerle birlikte iyice hareketlenen postmodernist sinema anlayışının en önemli temsilcilerinden biri olan Jonathan Demme’in imzasını taşıyan Kuzuların Sessizliği filminin, Oscar tarihi açısından da ayrıksı bir yerde durduğu söylenebilir. Zira film, gönül rahatlığıyla korku-gerilim janrına dâhil edilebilecekler arasında En İyi Film Oscarı’nı kazanmış yegane yapım. Anthony Hopkins’in performasıyla Hannibal Lecter’ı 15 dakikalık ekran süresine rağmen beyazperdenin gördüğü en kompleks katillerden birine dönüştürdüğü ve Jodie Foster’ım genç FBI ajanı Clarice Starling rolünde harikalar yarattığı Kuzuların Sessizliği, sadece En İyi Film değil, dört ana kategoride daha (En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo) heykelciğe uzanmıştı o yıl. Seri katil filmleri alt türünün psikolojik gerilim unsurlarıyla zenginleştiği, cinsiyet rollerinin altüst edildiği, sinema tarihinin gördüğü en büyük anti-kahramanlarından birinin perdede arz-ı endam ettiği bir başyapıttır Kuzuların Sessizliği.

5. Garsoniyer – The Apartment (1960)

Billy Wilder’ın yönettiği romantik komedi başyapıtı Garsoniyer, En İyi Film kategorisinin yanında En İyi Yönetmen ve En İyi Orijinal Senaryo başta olmak üzere beş dalda Oscar heykelciğine uzanmıştır. Film, Jack Lemmon’ın hayat verdiği sigortacı C.C Baxter’a odaklanır. Karakterin mesleğinin, kapitalizmin sacayaklarından sigorta sektöründen seçilmesiyle eleştirel yönünü daha en baştan açık eden Garsoniyer, iş hayatının çarpıklıklarını sosyal hayattaki yansımalarıyla birlikte ele alarak anlatısını genişleten bir yapıya sahiptir. Böylelikle romantik komedinin kalıplarından sıyrılır. Özellikle geniş ekranın nimetlerinden yararlanarak elde ettiği nefes kesici kompozisyonlarla görsel anlamda da kusursuz bir seviyeye ulaşır.

4. Geceyarısı Kovboyu – Midnight Cowboy (1969)

70’lerin arifesinde, New York’un kalabalık sokaklarında kovboy çizmeli, kovboy şapkalı, neredeyse western filmlerinden fırlamış gibi görünen genç bir adamın ne işi vardır? John Schlesinger’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Geceyarısı Kovboyu, tam olarak bu sorunun cevabını arar -ve aslında verir. Yaklaşık iki saat boyunca güçlü, tuttuğunu koparan beyaz Amerikalı erkeğin simgesine dönüşmüş olan kovboy imajını yerle yeksan eden anlatı, 60’larla birlikte dönüşmeye çoktan başlamış bir dünyada, bu türden “ikon”ların yeri olmadığını olabilecek en tavizsiz şekilde gözler önüne serer belki de. Hem Dustin Hoffman hem de Jon Voight’ın harika performanslar sergilediği, üç Oscarlı Geceyarısı Kovboy’u Amerikan rüyası mevhumuna dair çekilmiş en iyi filmlerden biridir kesinlikle.

3. Baba 2 – The Godfather: Part II (1974)

En İyi Film Oscarı kazanan iki devam filminden biri olma özelliğini taşıyan Baba 2, serinin ilk filmde kurulan geniş dünyayı, daha da genişletmeyi başarır. İlk filmde Marlon Brando’nun efsaneleştirdiği Vito Corleone karakterinin gençliğine Robert De Niro’nun hayat verdiği film, hem flashback‘lerle efsanevi mafya liderinin gençliğine alan açar hem de Al Pacino’nun Michael Corleone’nin yaşadığı dönüşümün sonuçlarına odaklanır. Bu suç anlatısının ulaşabileceği genişlik, toplamda altı Oscar kazanmış olan Baba 2’yi bir başyapıta çeviren detayların başında geliyor.

2. Perde Açılıyor – All About Eve (1950)

Hollywood’un altın çağının en önemli isimlerinden Joseph L. Mankiewicz hem yönetmen koltuğunda oturduğu hem de senaryosunu kaleme aldığı Perde Açılıyor’u bir derinlikli karakterler galerisi olarak tanımlayabiliriz. 1950 yılında benzer temalarda gezinen bir başka başyapıt Sunset Bulvarı – Sunset Boulevard’la yarışıp, En İyi Film dalında uzandığı ödülün yanında beş Oscar daha kazanmıştır Perde Açılıyor. Kariyerinin en parlak günlerini geride bırakmakta olan bir tiyatro oyuncusu ve çevresindeki güruhun üzerinden yıldızlık mertebesinin yarattığı tahribata dair keskin ve dokunaklı bir anlatı kurarken, bu anlatıyı zamanda atlamalarla zenginleştiren film, sinema tarihinin en ilham verici yapımlarından biri olmayı da başarmıştır.

1. Baba – The Godfather (1972)

Dünya sinemasında çok az film hem her çevreden eleştirmen ve yönetmen tarafından saygıyla anılmış hem de izleyici kitlelerinin sevgi gösterisine maruz kalmıştır. Francis Ford Coppola’nın suç filmlerinin en önemlilerinden biri olan Baba’sı bunların başında geliyor. Önemli sinema dergisi Sigh t& Sound’un dergisinin 1952’den bu yana on yılda bir yaptığı gelmiş geçmiş en iyi filmler soruşturmalarının sonuncusuna, 2012’de yapılanına baktığımızda Baba, eleştirmenler listesinde yirmi birinci, yönetmenler listesinde ise yedinci sırada karşımıza çıkıyor. Tamamen kullanıcı oyları ile oluşturulan IMDb Top 250 listesinde -bu metin kaleme alındığın esnada- ikinci sırada yer alır bu efsanevi yapım. Mario Puzo’nun kendi romanından hareketle yönetmen Coppola’yla beraber beyazperdeye aktardığı son derece güçlü metin, organize suç şebekesi şeklinde işleyen bir ailenin hikâyesinden, enfes rejisinin de yardımıyla çok katmanlı sinematik bir anlatıya dönüşüyor.

Jürinin kişisel listelerine ikinci sayfaya geçerek göz atabilirsiniz.

1 2
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information