Sinema tarihinde önemli başyapıtların yeniden çevrilmesi sıkça rastlanan bir durum olmasa da, gerekli nedenler dâhilinde yönetmenlerin başvurduğu bir yöntem olabiliyor. Bu nedenler bazen başarılı bulunan ve izleyici tarafından sevilen bir yapımın daha büyük bir kitleye hitap edebilmesi, orjinal filmdeki teknik bir sorunun  giderilmesi ya da orjinal filmdeki yapının değiştirilerek daha farklı yorumlanmasının iyi bir fikir olacağı yönünde gelişen bir sürecin sonucu olabilir. Bazen de, yönetmenler kendi filmlerini yeniden çekmeyi uygun bulurlar ki, aslında bu daha da nadir görülen bir durumdur, bu noktada yönetmen, aynı film evreni ve anlatı hakkında söyleyeceği sözün daha fazla olduğunu göstermek ister. 19 Temmuz’da gösterime girecek olan Gloria Bell’in de yeniden çevrim hikâyesinden ilham alarak, orjinal filmin yönetmeni tarafından çekilmiş 5 yeniden çevrimi sizler için derledik.

Orijinal Filmin Yönetmeni Tarafından Çekilmiş 5 Yeniden Çevrim

Ukikusa monogatari (1934) & Ukikusa (1959)

Yönetmen: Yasujirô Ozu

Japon sinemasının en büyük yönetmenlerinden Yasujirô Ozu’nun imzasını taşıyan iki film de hemen hemen aynı anlatıyı takip eder. Yaşlanmakta olan bir oyuncunun, küçük bir kasabaya dönerek eski sevgilisi ve oğlu ile yeniden bir araya gelmesini ve bu dönüşün yarattığı sonuçları anlatır filmler genel olarak. İki film arasındaki en büyük fark birinin sessiz, diğerinin ise sesli çekilmesinin yanında görkemli ve Technicolor destekli bir görselliğe sahip olmasıdır. Öyle ki Ukikusa’nın Ozu filmografisindaki en önemli filmlerinden biri olmasına ek olarak görsel anlamda da en çarpıcı halkalarından biri olduğu sıklıkla dile getirilir. Bu görsel başarıda Japon sinemasının Rashomon ve Ugetsu diğer bazı başyapıtlarının da görüntü yönetmenliğini de yapan Kazuo Miyagawa’nın katkısı büyüktür. Ama Ukikusa monogatari ve Ukikusa filmlerinin en önemli özelliği sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden birinin kamerasından sinemanın gelişimine şahitlik edebilmektir belki de.

The Man Who Knew Too Much (1934 & 1956)

Yönetmen: Alfred Hitchcock

Sinemada anlatım konvasiyonlarının yaratımında yarattığı etkinin yanında gerilim ustası olarak da bilinen Alfred Hitchcock’un kariyerini genel itibarıyla İngiltere ve Hollywood dönemi olarak ikiye ayırabiliriz. Bu bağlamda The The Man Who Knew Too Much’un iki versiyonu da bu iki dönemin yansıması olarak dikkat çeker. İçerdiği mizah tonu ve tipik Hitchcock sineması ögeleriyle yönetmenin 39 Basamak – The 39 Steps ve Kaybolan Kadın – The Lady Vanishes gibi işlerine yakın durur. Dönemin Alman sinemasının en önemli oyuncularından Peter Lorre’nin ilk İngilizce performansını da içerek ilk versiyonu, bizzat Hitchcock tarafından yetenekli bir amatörün elinden çıkma olarak tanımlanırken, 1956 tarihli yeniden çevirimi için ise bir profesyonelin işi demiştir usta yönetmen. İki film arasından karakterizasyon ve olay akışı açısından da farklar vardır. Her ne kadar 1934 tarihli film de başarısız bir yapım olmanın çok uzağında konumlansa da 1956 tarihli, Türkiye’de Tehlikeli Adam olarak gösterilen ve başrolünde efsanevi aktör James Stewart’ın yer aldığı yapım her anlamıyla Hitchcock’un ustalığını yansıtır.

Funny Games (1997 & 2007)

Yönetmen: Michael Haneke

İlk sinema filmi Yedinci Kıta – Der siebente Kontinent’ten bu yana Avrupa toplumun üzerine inşa olduğu değer ve kurumlara provokatif bakışlar atan Michael Haneke’nin en bilinen filmlerinden biri Ölümcül Oyunlar – Funny Games’tir şüphesiz. Burjuva toplumunun ve onun güvenlik sisteminin oldukça sert ve ağır bir eleştirisi olan yapım, aynı zamanda sinemadaki şiddet ve bunun seyirciler nezdinden bir haz unsuruna dönüşmesine dair de önemli fikirler barındırır. Yönetmen Haneke, böylesi bir temanın asıl muhatabı olarak gördüğü Amerika’da orijinal filmin karşılığını yeterli miktarda bulamadığını düşünmesi sebebiyle, bu yapımı daha tanınan oyuncularla ve İngilizce olarak yeniden çekmiştir 10 yıl sonra. Orijinal filmin -neredeyse- plan plan bir kopyası olan 2007 yapımı Funny Games, karşılığını yine bulamaması sebebiyle bir başarısızlık olarak değerlendirilebilir. Öyle ki film, bütçesinin ancak yarısı kadar gişe getirisi elde edebilmiştir.

Ju-on (2002) & The Grudge (2004)

Yönetmen: Takashi Shimizu

2000’li yılların ilk yarısında korku sinemasına dair en üretken yönetmenlerin ülkesi Japonya’dan tüyleri ürperten filmler ardı ardına geldi. Ringu, Ju-on, Chakushin Ari, Honogurai Mizu No Soko Kara gibi yapımların hemen hepsi tüm seri hâlinde Amerikan yapımı olarak yeniden çevrildi ve filmlerin bu versiyonları da ayrıca kültleşti. İşte bu kendilerine ait bir korku evreni yaratan filmlerin arasından Ju-on filmi ve serisi orjinal dilinde o kadar yetkin bulundu ki, Hollywood tarafından yeniden çevrilmek istendiğinde yönetmen koltuğunda yine Takashi Shimizu yerini aldı. İki filmin ortak noktada buluştukları “garez” duygusunun ötesinde, ikinci versiyon The Grudge’da yönetmen Shimizu ilk filmin getirdiği başarının gölgesinde kalmayı reddetti ve esaslı bir dil değişimiyle filmi adeta Hollywood’a bir çok Hollywood’lu yönetmenden daha başarılı olacak şekilde uyarladı.

Gloria (2013) – Gloria Bell (2018)

Yönetmen:  Sebastián Lelio

Sebastián Lelio’nun dünyaya adını duyurduğu 2013 yapımı Gloria, sinemaseverler için heyecan verici bir keşif oldu. Orta yaş bunalımını cebine koyup hayatın tadını nasıl çıkarabiliriz sorusunun cevabını olabilecek en eşsiz hâliyle gösteren Gloria, o kadar çok sevildi ki film aynı hikâyeyi Amerika topraklarında yeniden görmemiz için tekrar çekildi. Bu süreçte de Gloria’yı Gloria yapan sinematik unsurların korunması için de yönetmen koltuğuna yine Lelio oturdu. Sinema tarihinde şimdiye dek büyüme hikâyesi konvansiyonları dahilinde daha genç karakterlerin hikâyesini izlerken, en az genç karakterler kadar çarpıcı bir enerjisi olan Gloria’yı 2018 yapımında Julianne Moore canlandırıyor. Moore orjinal yapımı izledikten sonra heyecanla Lelio’yla bir araya gelmek istiyor ve bir saatlik bir görüşmenin ardından yönetmenin filmin yeniden çevrimiyle ilgilenmediğini düşünüyor. Ancak görüşmenin sonunda Lelio yanlış anlaşılmayı düzelterek yeniden çevrimin yönetmen koltuğunda oturmayı tek şartla kabul edebileceğini söylüyor: eğer Moore Gloria’yı canlandırmayı kabul ederse. Bu sevindirici haberi duyan Julianne Moore o anki coşkusunu Gloria karakterini canlandırırken de korumuşa benziyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi