Brezilya’nın kuzeyindeki Pedra Branca isimli bir köy... Burası Brezilya yerlilerinden Krahô kabilesinin yaşadığı tahmini beş köyden birisi. Bugün Brezilya’da, aslında tüm dünyada 3000 civarı Krahô yaşadığı düşünülüyor. Kendilerine özgü dini inanış ve ritüelleri olan, modern dünyanın “nimetlerinden” uzak bir yaşam süren bu insanlar, genel itibarıyla ormanlık alanlarda ve nehir kenarlarında yaşıyorlar. Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Ödülü ile dönen Ölüler ve Diğerleri de tam olarak böyle bir coğrafi alanda açılıyor. Genç bir erkeğin, ormanlık bir alanda, nehir çevresindeki yaşam pratiklerini izliyoruz. Filmin hem biçimsel tercihleri hem de karakterleriyle arasına koyduğu mesafe açısından belgesel sinemaya oldukça yakın duran ilk bölümünde, açılışta gördüğümüz genç adamın ve aynı şartları, aynı alanı paylaştığı diğer Krahôların yaşamlarına şahitlik ediyoruz. Brezilya deyince aklımıza ister istemez, futbol, kahve ve Rio karnavalı gibi insanlığın ortak hafızasının parçası olmuş olgular geliyor; ya da Fernando Meirelles imzalı Tanrı Kent’ten de aşina olduğumuz, suça bulaşmış favelalar. Fakat bu ülke, arasında kültür ve yaşam şartları bağlamında ciddi uçurumların olduğu bir ülke. Filmin merkezinde yer alan Krahôlar, şehirleşmenin, modern hayat diye bildiğimiz konseptin sunduğu “imkân”ların tamamıyla uzağında, ilkel yaşam alışkanlıklarını devam ettiren bir topluluk. İşte Ölüler ve Diğerleri’nin ana izleğini de, ilkel ile modern ya da devlet kurumlarının varlığını hissettirdiği şartlarla doğanın göbeğinde devam eden hayatların arasındaki bu uçurum oluşturuyor. Ölüler ve Diğerleri: İlkelin Uzağında, Modernin Dışında Film boyunca, açılışta tanıdığımız, 15 yaşındaki genç Krahô Ihjãc’ı takip ediyoruz. Alıştığımız şartlar altında ergenlik dönemini yaşamasını bekleyeceğimiz bu gencin omuzlarında çok daha büyük sorumluluklar var. Zira o evli ve bir de çocuk sahibi, dolayısıyla onlara yaşamlarına devam etmelerini sağlayacak şartları sunmak zorunda Ihjãc. Bu “gündelik” dertler sürerken, bir yandan da babasının ölümünün ardından yaşanan durumla mücadele etmek durumunda. Fakat, bu mücadele kaybın yarattığı keder ve boşlukla mücadele etme türünden bir mücadele değil. Ihjãc’ın ölmüş babasının ruhuyla iletişim kurabildiği düşünülüyor. Burada filmin ses tasarımına ve görüntü yönetimine bir parantez açmak gerekli. Zira başkarakterin yaşadığı, dış dünyadan biriyle iletişim hâlinde olma durumunu -ya da buna dair şüpheyi- müthiş bir yoğunlukta hissettiriyor film. Ihjãc’ın ormanın içinde attığı her adım, onun sıradan biri olmadığını, bizim hissedemediğimiz olgularla temasta olabileceğine dair şüpheyi destekliyor. Fakat o, bu özelliklerinden dolayı onun bir şaman olacağına dair öngörülerden rahatsız. Hem ormanın onunla konuşur hâli, hem de şamanlık konularındaki baskıları göğüsleyememesi sonucu Ihjãc, ailesiyle birlikte şehre kaçıyor. Filmin kurduğu, yerliler ve bu topraklara gelip şehirler kuran “beyazlar”ın karşıtlığı da bu noktada görünür oluyor. Ihjãc ve ailesinin, şehir, betonarme yapılar, motorlu taşıtlar ya da devlet kurumlarına uyum sağlayamamasının yanında devletin onları yok sayması dahi kanıksanmış. Öyle ki, yerlilerin kimlikleri dahi yok; yani devlet nezdinde yok hükmündeler. Yönetmenler João Salaviza ve Renée Nader Messora, bu çatışmayı mesafeli, dingin ve belgeselvari bir üslupla ele alırken doğrudan bir söz üretme gayretine girmiyorlar. Durumun, kendisi hakkında konuşabilecek denli güçlü olmasını, sinematik tercihleriyle avantajlarına kullanıyorlar. Ve ortaya, teknik anlamda kusursuza yakın, yansıttığı sert gerçeklikle de çarpıcı bir film ortaya koyuyorlar.

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Ölüler ve Diğerleri'nde yönetmenler João Salaviza ve Renée Nader Messora, bu çatışmayı mesafeli, dingin ve belgeselvari bir üslupla ele alırken doğrudan bir söz üretme gayretine girmiyorlar. Ve ortaya, teknik anlamda kusursuza yakın, yansıttığı sert gerçeklikle de çarpıcı bir film ortaya koyuyorlar.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
75


Brezilya’nın kuzeyindeki Pedra Branca isimli bir köy… Burası Brezilya yerlilerinden Krahô kabilesinin yaşadığı tahmini beş köyden birisi. Bugün Brezilya’da, aslında tüm dünyada 3000 civarı Krahô yaşadığı düşünülüyor. Kendilerine özgü dini inanış ve ritüelleri olan, modern dünyanın “nimetlerinden” uzak bir yaşam süren bu insanlar, genel itibarıyla ormanlık alanlarda ve nehir kenarlarında yaşıyorlar.

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Ödülü ile dönen Ölüler ve Diğerleri de tam olarak böyle bir coğrafi alanda açılıyor. Genç bir erkeğin, ormanlık bir alanda, nehir çevresindeki yaşam pratiklerini izliyoruz. Filmin hem biçimsel tercihleri hem de karakterleriyle arasına koyduğu mesafe açısından belgesel sinemaya oldukça yakın duran ilk bölümünde, açılışta gördüğümüz genç adamın ve aynı şartları, aynı alanı paylaştığı diğer Krahôların yaşamlarına şahitlik ediyoruz. Brezilya deyince aklımıza ister istemez, futbol, kahve ve Rio karnavalı gibi insanlığın ortak hafızasının parçası olmuş olgular geliyor; ya da Fernando Meirelles imzalı Tanrı Kent’ten de aşina olduğumuz, suça bulaşmış favelalar. Fakat bu ülke, arasında kültür ve yaşam şartları bağlamında ciddi uçurumların olduğu bir ülke. Filmin merkezinde yer alan Krahôlar, şehirleşmenin, modern hayat diye bildiğimiz konseptin sunduğu “imkân”ların tamamıyla uzağında, ilkel yaşam alışkanlıklarını devam ettiren bir topluluk. İşte Ölüler ve Diğerleri’nin ana izleğini de, ilkel ile modern ya da devlet kurumlarının varlığını hissettirdiği şartlarla doğanın göbeğinde devam eden hayatların arasındaki bu uçurum oluşturuyor.

Ölüler ve Diğerleri: İlkelin Uzağında, Modernin Dışında

Film boyunca, açılışta tanıdığımız, 15 yaşındaki genç Krahô Ihjãc’ı takip ediyoruz. Alıştığımız şartlar altında ergenlik dönemini yaşamasını bekleyeceğimiz bu gencin omuzlarında çok daha büyük sorumluluklar var. Zira o evli ve bir de çocuk sahibi, dolayısıyla onlara yaşamlarına devam etmelerini sağlayacak şartları sunmak zorunda Ihjãc. Bu “gündelik” dertler sürerken, bir yandan da babasının ölümünün ardından yaşanan durumla mücadele etmek durumunda. Fakat, bu mücadele kaybın yarattığı keder ve boşlukla mücadele etme türünden bir mücadele değil. Ihjãc’ın ölmüş babasının ruhuyla iletişim kurabildiği düşünülüyor. Burada filmin ses tasarımına ve görüntü yönetimine bir parantez açmak gerekli. Zira başkarakterin yaşadığı, dış dünyadan biriyle iletişim hâlinde olma durumunu -ya da buna dair şüpheyi- müthiş bir yoğunlukta hissettiriyor film. Ihjãc’ın ormanın içinde attığı her adım, onun sıradan biri olmadığını, bizim hissedemediğimiz olgularla temasta olabileceğine dair şüpheyi destekliyor. Fakat o, bu özelliklerinden dolayı onun bir şaman olacağına dair öngörülerden rahatsız. Hem ormanın onunla konuşur hâli, hem de şamanlık konularındaki baskıları göğüsleyememesi sonucu Ihjãc, ailesiyle birlikte şehre kaçıyor. Filmin kurduğu, yerliler ve bu topraklara gelip şehirler kuran “beyazlar”ın karşıtlığı da bu noktada görünür oluyor. Ihjãc ve ailesinin, şehir, betonarme yapılar, motorlu taşıtlar ya da devlet kurumlarına uyum sağlayamamasının yanında devletin onları yok sayması dahi kanıksanmış. Öyle ki, yerlilerin kimlikleri dahi yok; yani devlet nezdinde yok hükmündeler.

Yönetmenler João Salaviza ve Renée Nader Messora, bu çatışmayı mesafeli, dingin ve belgeselvari bir üslupla ele alırken doğrudan bir söz üretme gayretine girmiyorlar. Durumun, kendisi hakkında konuşabilecek denli güçlü olmasını, sinematik tercihleriyle avantajlarına kullanıyorlar. Ve ortaya, teknik anlamda kusursuza yakın, yansıttığı sert gerçeklikle de çarpıcı bir film ortaya koyuyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi