Ofansif mizah; kabaca toplumun genel olarak kabul ettiği değerlere, âdetlere, inançlara ya da kabul görmüş tüm olgulara doğrultulmuş mizah anlayışı olarak tanımlanabilir. Tam da bu sebeple bu mizah türü, riskli ve girilmesi cesaret isteyen bir alana denk gelir. Fakat, bu olgunun işlevsel kullanıldığında, yapılan eleştirileri daha da keskin kıldığını söyleyebiliriz. Bu fikirden yola çıkarak eleştirel dilini sivrilten ve böylece seyirciyi başka bir bakış açısına davet eden yapımların yer aldığı, ofansif mizahı işlevsel bir biçimde kullanan 7 cesur film listesini sizin için derledik.

Ofansif Mizahı İşlevsel Bir Biçimde Kullanan 7 Cesur Film

Life of Brian (1979)

Başlığında mizah olan bir listede bir Monty Python filmi olması nedeyse kaçınılmaz bir durum. İngiliz mizahi diye bildiğimiz kavramı yaratanların başında gelen bu komedi topluluğunun efsanevi televizyon programları Flying Circus’un yanında, imza attıkları uzun metrajlı filmlerden biri de 1979 yapımı Life of Brian. İsa ile aynı gün doğan Brian karakterini merkezine alan bu komedi başyapıtı, ana karakterinin İsa’nınkine benzerlikler taşıyan hayatı üzerinden özellikle Hristiyanlık inancının kurallarına -hiç de ufak olmayan- göndermeler yapıyor. Ama Life of Brian’ın ofansif olduğunu söyleyebileceğimiz tek konu din kavramına bakışı değil. Hikâyesi boyunca takip ettiğimiz Brian’ın yolu, o dönem yükselişte olan hemen hemen tüm toplumsal kavramlarla kesişiyor ve bu kavramlar Monty Python’ın sivri dilinden nasibini bir şekilde alıyor.

South Park: Bigger, Longer & Uncut (1999)

Ofansif mizah denince akla gelen ilk yapımlardan biri de şüphesiz 1997’de yayınlanmaya başlayan animasyon dizisi South Park. 1999 yapımı, uzun metrajlı bir animasyon olan South Park: Bigger, Longer & Uncut da dizinin sözünün sakınmayan mizahını sinema perdesine taşıyor. Kanada yapımı bir çizgi film olan Terrance & Phillip’in Amerikalı çocukların ahlakını bozduğu düşüncesiyle tetiklenen süreç, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasında bir savaşın çıkmasına kadar varıyordu filmde. Böylesi bir süreci anlatan bir South Park filmi, tahmin edileceği üzere, ırkçı ve ofansif sayılabilecek onlarca şakanın yanında, işi Saddam Hüseyin ve şeytanın yaşadığı homoseksüel ilişkiye kadar vardırıyordu.

Borat (2006)

Borat, ya da tam adıyla Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious, filme adını veren Kazak televizyon muhabirinin, dünyanın en harika ülkesi olarak lanse edilen Amerika Birleşik Devletleri’yle ilgili bilgi toplamak için bu ülkeye gelişiyle yaşananları kurmaca belgesel formunda aktarıyor. Sacha Baron Cohen’in canlandırdığı Borat karakterinin Batı dünyası ile ilgili sahip olduğu fazla nahif düşünceleri üzerinden üretilen şakaların ulaştığı nokta, filmin bazı ülkelerde yasaklanmasına sebep olmuştu. Hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerin değerlerine dokunmaktan geri durmayan bir mizah olarak tanımlayabiliriz Borat’ın genel tutumunu. Filmin Kazakistan’ın bilinirliğini artırıcı bir etki yapmasını da, Borat’ın satirik dilinden çıkmış bir şakaya benzetebiliriz pekâlâ. Son olarak Borat’ın başarısının ardından, Sacha Baron Cohen’in benzer sularda yüzen, Brüno ve The Dictator isimli iki film daha yaptığını da ekleyelim.

Tropic Thunder (2008)

Bir Vietnam gazisinin anılarından uyarlanacak büyük bütçeli bir savaş filminin aktörlerinin yaşanan talihsizlikler sonucunda canlandırdıkları askerlere dönüşmek zorunda kaldığı bir hiciv olarak düşünebiliriz Tropic Thunder’ı. Ben Stiller’ın yönetmenliğini yapmasının yanında, Jack Black ve Robert Downey Jr.’la başrolünü paylaştığı film için, Hollywood’a yöneltilen bir eleştiri de diyebiliriz. Lakin bunu pek de masum bir şekilde yapmadığı da gerçek. Özellikle Robert Downey Jr.’ın canlandırdığı, filmin büyük bir bölümünde siyah bir suratla dolaşan karakter üzerinden ırk kavramı hakkında tehlikeli sulara giren Tropic Thunder, aynısını zihinsel hastalıklarla ilgili de yapıyor birçok noktada. Lakin, eleştirel bir tonu olmasına rağmen kendini ciddiye almayan tutumu Tropic Thunder’ı özel yapan birincil etmen belki de.

Death at a Funeral (2010)

Game of Thrones serisiyle yıldızı daha da parlayan Peter Dinklage’in rol aldığı Death at a Funeral’ı bir “cenaze komedisi” olarak tanımlayabiliriz. Yan yana gelmesi zor olan bu iki kelimeyi bir araya getiren Dean Craig’in kaleme aldığı kıvrak bir senaryoya sahip olan filmin yönetmen koltuğunda ise Frank Oz oturuyor. Death at a Funeral’da babalarının ölmesiyle birlikte cenazede bir araya gelen aile bireylerinin içine düştüğü trajikomik durumları izlemek bir yana, ilk olarak ölümün perdede her zamankinden daha fazla normalleştirilmesine ardından da gelen durumları bambaşka bir komediye evirmesine şahit oluyoruz Frank Oz’un. Zira Peter Dinklage’in canlandırdığı Peter karakteri, aile fertlerine ölen babalarıyla aşk yaşadıklarını açıklıyor. Bu açıklamanın ardından belki de en gerildiğimiz, en mutsuz olduğumuz mekânlar olan cenaze evleri, ofansif mizahın deyim yerindeyse merkezi hâline dönüşüyor. Ölüm üzerinden şaka yapabilmenin zorluğu her daim ortadayken Death at a Funeral bütün anlatısını ve komedisini ölüm üzerine kurmaktan çekinmiyor.

Deadpool (2016)

Tim Miller’ın yönetmenliğini üstlendiği Deadpool, Guardians of the Galaxy’nin biraz olsun kırmış olduğu ciddiyeti daha başlangıç anından itibaren ortadan kaldırarak Marvel evreninin en konuşkan ve en eğlenceli filmlerinden birine imza atmıştı. Hatta Ryan Reynolds filmde o kadar çok konuşuyor ki, esprilerin tamamını yakalamak için filmi birkaç kez izleme ihtiyacı duymak oldukça doğal. Filmin karakteriyle ve dünyanın kendisiyle sıklıkla dalga geçmesi bizzat kendi evrenine de yansıyor ve bu sayede eksik olarak tanımlayabileceğimiz her bir detayla dalga geçerek bir dezavantajı keyifli bir avantaja dönüştürüyor. Bütün vücudunun deforme olması durumu büyük bir dramın kapısını aralayabilecekken Deadpool’un bunu bambaşka bir mizah aracına dönüştürmesi ofansif mizahın başarılı örneklerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

Sausage Party (2016)

Bir sosisin varlığıyla ilgili gerçekleri öğrenmesinin ardından gelişen olayları -en az bu fikrin kendisi kadar- absürt bir tonda anlatan yetişkinlere yönelik animasyon Sausage Party, seyircinin bu türün altında değerlendirilebilecek filmlerle ilgili beklentilerini yerle yeksan edebilecek cesarete sahip bir yapım. Zira ilk bakışta görsel dil olarak Pixar ya da Disney animasyonlarından farklı bir noktada durmadığını söyleyebiliriz Sausage Party’nin. Fakat bu durum, içindeki karakterlerle, -o ırka mensup kişileri ziyadesiyle rahatsız edebilecek- ırklara yapılan sert göndermelerle tersine dönüyor. Fakat ofansif dilini her yöne yöneltmesi ve buradan ırkçılık kavramına dair tutarlı argümanlar üretmesi bu “çılgın” filmi özel bir noktaya taşıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi