“Diri diri yakılan, bir kamyon lastiği altında ezilen
çocuklar tarafından bir incir ağacına asılan
ama hala alınacak yedi, sekiz canı bulunan bir kedi gibiyim.
çünkü ölüm, başkalarıyla iletişimde bulunamamak değil,

anlaşılamamaktır başka insanlar tarafından…”
Pier Paolo Pasolini

Büyük bir sinema ustası olmasının yanı sıra, tarihe adını altın harflerle yazdırmış bir şair, roman, oyun ve senaryo yazarı, gazeteci, ressam, edebiyat ve sanat eleştirmeni, aktivist, direnişçi ve çevirmen gibi niteliklere de sahip olan Pier Paolo Pasolini; birçok alanda verdiği mücadeleler ve yaratıcılıkla dolu bir hayat deneyimiyle aramızdan ayrılalı tam 42 yıl olmuş. Bundan tam 42 yıl önce, henüz ellili yaşlarında, gerçek failleri hâlen bulunamayan son derece vahşi bir cinayete kurban giderek ayrılmıştır bu ‘kültürel çöl’den. Yarım asırlık hayatı boyunca, her koşulda direnerek ve sanata tutunarak kendini var edebilen gerçek bir efsanedir o. Bugünlere dek güncelliğini koruyarak gelen her eseri, yaşamdan umudu kesmiş herkese ilham verici niteliktedir. Akdeniz kültürüyle şekillenen hayatında evrensel hikayeleri ve değerleri ele alarak evrensel olmayı başarabilen Pasolini’nin hayatı hem sivil bir direnişin hem de doğaya yönelişin izlerini taşır. Accatone’den Mamma Roma’ya, Teorema’dan Medea’ya, II Decameron’dan Salò’ya tüm filmografisiyle ayrıksı bir noktada duran ve sansasyonel filmlere imza atan Pasolini’nin filmlerinde; politikadan edebiyata, mitolojiden din öğretilerine dek kendi hayatından izler taşıyan otobiyografik dokunuşlara rastlamak mümkündür.

Bu otobiyografik dokunuşların en başında gelen, annesine deliler gibi düşkün Pasolini’nin babasıyla olan kendi ödipal çelişkisinin hikâyesi olan Oedipus Rex – Kral Oidipus; Antik Yunan’ın üç büyük tragedya yazarından biri olan Sofokles’in Kral Oedipus oyunundan beyazperdeye uyarlanmıştır. Oedipus Rex, babasını öldürüp annesiyle evlenen Oedipus’un mitik ve trajik hikâyesini konu alır. Psikolojideki ‘oedipus kompleksi’ne de adını veren bu miti alegorik bir anlatım dili ve sık sık mitos’a başvurarak aktaran Pasolini, bizleri hem mitolojik hem de politik eleştirilerle bezeli bir evrenin içerisine sokar. Antik Yunan’da değil de, belirsiz bir zamanda, tarih öncesinin Kuzey Afrika’sında (Fas), karanlık zamanlarda yetişen Oedipus’un ilkel dürtülerle ve tutkularla dolu dünyasına giriş yaparız.

Oedipus Rex: Hayat Başladığı Yerde Biter

Pasolini’nin özgün yaklaşımıyla beyazperdeye aktarılan Oedipus Rex’in hikâyesi kısaca şöyledir: Bir gün Thebes Kralı Laios’a bir kahin, yeni doğan oğlu Oedipus (Franco Citti) tarafından öldürüleceğini ve sonra da Oedipus’un kendi annesiyle evleneceğini rivayet eder. Bunu duyan Laios onu bebekken ayaklarından bağlatarak bir çobana verir ve çöle bırakmasını ister. Çoban ise bu küçük bebeğe acır ve onu öldürmeden kaçar. Şans eseri bir başkası tarafından bulunan Oedipus’u çocukları olmayan Corinthos Kralı ve Kraliçe evlat edinir. Oedipus onların çocukları gibi büyür ama Delphoi tapınağı kahini bir gün ona yazgısındaki lanetten bahseder: Oedipus annesiyle beraber olacak, zina ürünü bir soyu türeyecek ve kendisine hayat vermiş olan babasının katili olacaktır. Dehşete düşen Oedipus nereye gideceğini pek düşünmeden oralardan kaçar; bir daha asla Corinthos’a dönmeyecektir. Delphoi’den çıkarken dar bir yol ağzında arabaya binmiş, yanında da birkaç hizmetçi bulunan bilinmedik yaşlı bir adama rastlar. Oedipus bu arabanın yolundan çekilmesini ister ama arabadaki kral hizmetlilerine Oedipus’u öldürmelerini emreder. Bunun üzerine Oedipus önce hizmetlileri sonra ise yaşlı kralı öldürür.

Maceralarla dolu bir yolculuğun sonunda Thebes kentine varan Oedipus, şehrin başına bela olmuş çiğ et yiyen Sfenks canavarını öldürerek Thebesliler tarafından kral ilan edilir. Kral olan Oedipus, annesi olduğundan habersiz, Kraliçe Jakoste (Silvana Mangano) ile evlendirilir. Birkaç mutlu yılın ardından şehri veba salgını sarar. Salgından kurtulmayı başaran insanlar Oedipus’a tekrar onları kurtarması için yalvarır. (Oedipus ile konuşmaya gelenlerin başındaki kişiyse Pier Paolo Pasolini’den başkası değildir.) Oedipus, Delphoi kahinine tekrar danışır ve kahin ona orada mutluluk içinde yaşamakta olan günahkarı ülkeden kovmasını önerir. Bunun üzerine Oedipus eski kral Laios’a karşı işlenip cezasız kalmış olan cinayetin suçlusunu cezalandırmaya ant içer. Biraz zaman sonra Oedipus babasının katili ve annesinin eşi olduğu gerçeğiyle yüzleşince kehanette olduğu gibi gözlerini oyar, şehri terk eder ve bilmediği yollara düşer. Annesi Kraliçe Jacoste ise haberi alır almaz kendini asarak hayatına son verir.

Pasolini’nin Oedipus Rex’inde öne çıkan düşünce tıpkı Sofokles’in Kral Oedipus’unda olduğu gibi ‘kader’ anlayışıdır. Zira Oedipus kaderini öğrenmesine rağmen bu kadere itimat etmez ve bir şekilde bundan kurtulmaya çalışır, büyüdüğü Khranos’a bir daha asla geri dönmez. Fakat ne yaparsa yapsın kaderinden bir türlü kaçamaz. Her yerde karşısına çıkan geçmişi onu köşeye sıkıştırarak kendini gerçekleştirir. Ve nihayetinde Oedipus en başta söz verdiği gibi kendi kendini cezalandırır. Bir diğer öne çıkan düşünceyse ‘adalet’ anlayışıdır. Zira yaptıklarının cezasını çeken yalnızca Oedipus değildir; Kral Laios ve Sfenks de yaptıklarının cezasını çeker. Bu anlamda film alt metninde insanın kaderini değiştirmeye çalışsa da değiştiremeyeceği ya yolunu değiştirebileceği ya da farklı yollardan giderek yolu uzatabileceği ortaya koyulmuştur.

Pasolini kendiyle yapılmış bir söyleşide, “Bir tür tümüyle metaforik –ve bu nedenle mitleştirilmiş- otobiyografi” şeklinde nitelediği Oedipus Rex filminde; mitik bir zaman ve mekana geri dönerek, aynı zamanda bu ünlü tragedyayı geçtiği yer ve zamanın çok dışında, tarih dışı bir noktada konumlandırarak mitik olduğu kadar poetik de olan bir filme imza atar. Estetik anlamda da Kuzey Afrika coğrafyasını ve çekimlerin yapıldığı Fas çölleri ile Bologna kentini ilginç dekorlarla süsleyerek filmin sinematik dokusunu güçlendirir.

Değinmeden geçmek istemediğim diğer bir nokta ise filmde kullanılan müzikler. Klasik müziğin duayen isimlerinden Mozart’ın yanı sıra, Romen halk şarkılarından eski Arap ve Japon müziklerine dek çok geniş bir yelpazede müzik tercihlerinde bulunan Pasolini, sanata ve sanatın evrensel gücüne olan inancını haykırır gibidir. Iskalamayın!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi