Uluslararası Şanghay Film Festivali’nin bu yılki jüri başkanı olan Nuri Bilge Ceylan, festivalde yaptığı konuşmada hayatı, sinema görüşü, film çekme süreci ve kendisini etkileyen yönetmenler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Uluslararası Şanghay Film Festivali’nin jüri başkanı olan Nuri Bilge Ceylan, kişiliğine ve sinemasına dair öz eleştirisel açıklamalarda bulundu. En son baba-oğul ilişkisinin merkezde olduğu Ahlat Ağacı filmini izleyicilerle buluşturan Ceylan kendisi için ” Oğullarım için ideal bir baba olamayabilirim.” ifadesini kullandı. Ceylan aynı zamanda Londra’da yaşadığı dönemde kaset çalarken yakalandığını itiraf etti.

Düzenli çalıştığını ve tek seferde tek bir film ortaya çıkardığını söyleyen Ceylan, spontanlığa da değer verdiğini ifade etti. 35mm lenslerin yanı sıra dijital lenslerle çekim yapmayı da benimseyen Ceylan, senaryoya önem verse de filmlerini asıl olarak kurgu odasında son hâllerine getiriyor. Ceylan’ın fikrine göre film yapmak ve sinema seyircisi olmak bir yandan keşif ve ilham ile ilgiliyken, diğer yandan da söylenmemiş ve görülmemiş şeylerle ilgilidir; “Bir filmi yönetmek Tanrı olmak gibidir. Yönetmen seyirciyi etkin tutmalı, seyirciyi işe yarar bir hâle getirmelidir.”

“Bir Filmi Çekerken Bir Şeylerden Emin Olmak Başınıza Gelebilecek En Tehlikeli Şeydir.”

Kendisi, eşi ve üçüncü bir diğer kişi tarafından gözden geçirilmiş bir senaryo için bile “Yine de birçok sahne çekiyorum, birçok alternatif olsun istiyorum. Her zaman bir şeyleri kaybedeceğimden ve geri getiremeyeceğimden korkuyorum.” ifadelerini kullanıyor. Ceylan için bir sahnede asgari çekim adeti 10 iken, kırka kadar tekrar çekim yapılması olağan bir şey.

“Birbirine zıt birçok şey çekiyorum. Eğer karakter ağlayacaksa, onu gülerken de çekebilirim. İçimizde olup bitenleri dış dünyaya göstermiyoruz. Dikkatli bir göz daha çok şey görür.” diyor ve ekliyor “Bir filmi çekerken bir şeylerden emin olmak başınıza gelebilecek en tehlikeli şeydir. Bu, sizi farklı şeyler denemekten alıkoyar.”

Dijital çağ ve Ceylan’ın üretim aşamasının üç ay sürdüğü saplantılı tarzı tam da birbirine göre. “35mm lensler pahalı. Oyuncu için herhangi bir hata yapmak, her seferinde 200 dolara patlayacağı için riskli ve güç bir şeydir. Görüntüde nostaljiyi, greni ve tozu sevmem. Hayatın kendisi grenli değildir. Benim için ses kalitesi görüntü kalitesinden daha önemlidir.”

“Prodüksiyon sürecinde, ses ile hiç ilgilenmem. Yalnızca diyaloğun anlaşılabilir olmasını isterim. Prodüksiyonda yalnızca görüntüye odaklanmamız gerekir, bu tamamen aktörler ve mizansenle alakalı bir kısımdır.”

Sesin post-prodüksiyon sürecinde aşama aşama yaratıldığını ve istediği kaliteyi elde edebilmek için yabancı ses tasarımcılarıyla çalıştığını belirten Ceylan, auteur bir yönetmenin gerçekliğin ben merkezli bir versiyonunu aradığını itiraf etti. “Her şeyi, en ufak şeyi bile kontrol ederim. Ses gerçekçiliğine inanmam. Binlerce ses duyarız ama dinlemek istediklerimizi seçeriz.” Buna benzer bir örneği Ceylan’ın sinema kahramanlarından biri olan Bresson da vermiştir; “eğer yalnızca sesle bir şeyleri söyleyebiliyor olsaydınız, onu göstermeye ihtiyacınız kalmazdı.”

“Ne Yazık ki Birçok Marvel Filmini İzlemek Zorunda Kalıyorum.”

Ceylan kendisini mühendislikten bir fotoğrafçı ve yönetmene dönüştüren büyük auteur yönetmenlere referans vererek  konuşmasını keyifli bir hale getiriyor. “Bresson bana birçok şey öğretmiştir. Yasujiro Ozu, Andrei Tarkovsky, Michelangelo Antonioni de benim öğretmenlerimdir.”

“Rus öykü ve oyun yazarı Anton Çehov‘un filmlerimde etkisi büyüktür. Bana hayata nasıl bakmam gerektiğini öğretmiştir. Tüm hikâyelerini birçok kez okumuşumdur. Onun bakış açısına göre, her bir insan bir hikâye, herkes farklı. Ben dünyayı Çehov filtresinden görmeye geldim.”diyen Ceylan, Kış Uykusu’nun Çehov’un iki öyküsünün serbest bir uyarlaması olduğunu ve birebir edebiyat uyarlamalarının onu rahatsız ettiğinden bahsediyor.

Romanyalı yönetmen Christi Puiu, Meksikalı yönetmen Carlos Reygadas ve Çinli yönetmen Jia Zhangke‘yi de beğenisini kazanan sinemacılar listesine ekleyen Nuri Bilge Ceylan, buna rağmen kendisinin bir sinefil olmadığı konusunda ısrarcı. “Ben yalnızca hoşuma giden filmleri izlemeyi seviyorum. Jüride olduğum zaman her şeyi izlemek zorundayım, ama normalde izleyeceğim şeyleri seçmem için bir şeyler tarafından yönlendirilmiş olmam gerekiyor.” diyor Ceylan.

“Ne yazık ki, oğullarım yüzünden birçok Marvel filmi izlemek zorundayım. Benim cezam da bu sanırsam.” diyen Ceylan izleyicinin yaşının film zevkini etkileyeceğini söylüyor ve ekliyor, “Oğullarımın hayatlarının bu evresinde filmlerimi beğenmelerini beklemiyorum.”

Kaynak: Variety

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi