Advertisement


Beğeniyle karşılanan Normal People dizisiyle, ona kaynaklık eden Sally Rooney imzalı roman arasındaki farkları derledik.

İrlandalı yazar Sally Rooney‘nin çoksatan romanından uyarlanan Normal People, geçtiğimiz günlerde yayınlanmaya başladı ve hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı. Başrollerindeki iki genç oyuncunun başarılı performansı, etkileyici görselliği, usta işi diyalogları, doğallıktan güç alan anlatısı ve tüm bunlara eşlik eden müthiş soundtrack‘i ile izleyicilerin gönlünü kazanan dizi, adından övgüyle söz ettirirken, BBC’nin son dönemde en çok izlenen dizilerinden biri oldu.

Marianne ve Connell’ın İrlanda’da küçük bir kasabadaki lisede başlayıp yıllar içinde farklı şehirlerde, farklı şekillere bürünen karmaşık ilişkisine odaklanan dizi, bir yandan iki ana karakterin büyüme hikâyesini anlatırken, bir yandan etkileyici bir aşk hikâyesini ekranlara yansıttı. Lady Macbeth‘in senaristi Alice Birch‘ün Sally Rooney ile birlikte yazdığı, Lenny Abrahamson ve Hettie Macdonald‘ın yönettiği Normal People, bu güçlü anlatısını kurarken uyarlandığı romana büyük ölçüde sadık kalsa da, bazı konularda ufak değişiklikler yapıldı. Dizi ile uyarlandığı roman arasındaki bu farkları aşağıda bulabilirsiniz.

Normal People Dizisiyle Uyarlandığı Roman Arasındaki Farklar

Marianne ve Connell’ın Aklından Geçenler

Sally Rooney, romanda karakterlerinin duygu ve düşüncelerini okuyuculara aktarmak için diyaloglar kadar karakterlerin aklından geçenleri de kullandığı için diziyi hazırlarken en önemli değişiklik, romanda karakterlerin dile getirmediği, sadece düşündüğü bu fikirleri diyaloglara aktarmak için yapıldı. Elbette bu duygu ve düşünceleri aktarmak için sadece diyaloglar kullanılmadı, dile getirilmeyen duygu ve düşüncüleri performanslarıyla izleyiciye aktarma konusunda oyunculara da büyük görev düştü.

***Yazının bundan sonraki bölümü Normal People ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Örnek vermek gerekirse, romanda Marianne, Connell’ı başkasıyla seks yaparken görmek istediğini futbol maçı sırasında kendi içinde düşünüyor: “Marianne onu başkasıyla seks yaparken görmeyi ne kadar çok istediğini fark etti; Marianne’le olması gerekmiyordu, başkasıyla da olabilirdi. Sadece onu izlemek de güzel olurdu. Bu tarz düşüncelerin onu okuldaki herkesten daha farklı, daha tuhaf yaptığını biliyordu.”

Dizide ise Marianne bu düşünceleri yatakta birlikte uzanırken Connell ile paylaşıyor. Futbol maçı sırasında aklından geçenleri Connell’a dürüstçe anlatıyor.

Sally Rooney’nin Romanı Kronolojik İlerlemiyor

Dizinin aksine Sally Rooney’nin romanı kronolojik ilerlemiyor. Bazen aynı bölüm içinde hikâye bir iki hafta ileriye ya da geriye gidebiliyor. Yaşananlar her zaman lineer bir çizgide ilerlemiyor. Dizinin ilk altı bölümünü yöneten Lenny Abrahamson, ilk başta kitabın bu lineer olmayan yapısını korumak istediklerini, ancak sonra daha anlaşılabilir bir hikâye sunmak için bundan vazgeçtiklerini söylüyor.

Dizi, Lisede Yaşananlara Daha Çok Zaman Ayırıyor

Normal People

Sally Rooney’nin romanında Connell ve Marianne’in gittiği lisede yaşananlara doğrudan yer verilmiyor. Bunun yerine ikilinin evde birlikte geçirdiği vakitlerde hem okulda yaşananları, hem de Connell’ın bu ilişkiyi gizli tutma ısrarının etkilerini ikili üzerindeki okuyoruz. Dizide ise iki karakterin lise koridorlarında yaşadıklarına daha çok yer ayrılıyor. Sadece karakterler üzerindeki etkilerine değil, doğrudan yaşananlara da şahitlik ediyoruz. Başkalarının yanındayken yaşadıklarını görmemiz, Connell’ın Marianne’i soktuğu durumun ne kadar yanlış olduğunu daha açıkça görmemizi sağlıyor.

Connell’ın Marianne’e Bıraktığı Mesaj

Normal People

Dizide olduğu gibi romanda da Connell okul balosuna Marianne yerine Rachel ile gittiği için pişman oluyor ve partiden erken ayrıldıktan sonra hislerini anlatmak için Marianne’i arıyor ve ona sesli mesaj bırakıyor. Ancak romanda Marianne bu mesajı dinlemeden sildiği için Connell’ın ne söylediğini öğrenemiyoruz. Dizide ise bu sahne Connell’ın bakış açısından çekiliyor, böylece ne kadar büyük bir pişmanlık yaşadığını ve bu pişmanlığın onda neden olduğu çöküşü görme şansı yakalıyoruz.

Marianne’in Ailesi

Normal People

Marianne’in babası nedeniyle çocukluğunda yaşadığı travmaların dizide de bahsi geçiyor. Babasının ölmeden önce annesini dövdüğünü Connell’a söyleyen Marianne, kendisine ise hiç dokunmadığını söylüyor. Romanda ise sadece annesinin değil, Marianne’in de fiziki istismara maruz kaldığı anlatılıyor.

Öte yandan romanda Marianne’in annesi de kızına karşı çok daha acımasız. Dizide ise Marianne ile annesi Denise arasındaki sorunlar, annesinin acımasızlığından ziyade kayıtsızlığından doğuyor. Denise, oğlu Alan’ın Marianne’e karşı saldırgan tavırlarına göz yumuyor. Alan’ın Marianne’e uyguladığı istismar da kitapta çok daha ciddi boyutlarda. Marianne’e sözlü ve fiziki saldırılarda bulunan Alan, Marianne’i odasına kovalayıp zorla kapıyı açmaya çalıştığı bir bölümde kapıyı iterek kardeşinin burnunu kırıyor, sonra da “bunun için beni mi suçlayacaksın” diyor.

Peggy

Dizide özellikle Trinity’de geçen bölümde zaman zaman karşımıza çıkan Peggy, aslında romanda çok daha önemli bir rol üstleniyor. Marianne’in pek de iyi niyetli olmayan arkadaşı olarak karşımıza çıkan Peggy, özellikle Marianne’in kendine güvensizliğini ortaya çıkarması ve sorunlu ilişkilere yatkınlığını gözler önüne sermesiyle Marianne’i anlamamız için kritik bir rol üstleniyor. Dizide Peggy karakteri bu kadar büyük bir rol oynamıyor ama senaristler Marianne’in bu yönünü izleyiciye aktarmak için farklı yollar bulmayı da ihmal etmiyor.

Connell ile Lisedeki Öğretmeni Arasındaki İlişki

Dizinin ilk bölümlerinde Connell ise lisedeki öğretmenlerinden biri arasında cinsel bir çekim olduğunu görüyoruz. Dizide bu ikisi arasındaki ilişki sonraki bölümlerde öpüştükleri kısa bir sahne dışında pek yer almıyor. Kitapta ise bu ilişki daha farklı işleniyor. Connell, Sligo’da yaşadığı dönemde öğretmeninin evine gidiyor ve burada rızası dışında cinsel ilişkiye zorlanıyor. Marianne’in de daha sonra bu ilişkiden haberi oluyor ve bir daha Connell’ın yanına yaklaştığı takdirde o kadını öldüreceğini söylüyor.

Marianne’in Connell’a karşı takındığı bu korumacı tavır, daha sonra Connell, Alan’a karşı benzer bir tehditte bulunduğunda karakterler arasındaki dengeleri eşitliyor. Marianne’in hikâyenin o bölümündeki “yardıma muhtaç kadın” imajını ortadan kaldırıyor. Ayrıca cinsel ilişkiye rıza verme konusunu erkek tarafından ele almasıyla da önem taşıyor.

Marianne ve Lukas

Marianne ve Lukas arasındaki ilişki Sally Rooney’nin romanında dizide olduğunda çok daha büyük bir yer kaplıyor. Kitapta İsveç’e giden Marianne, burada Lukas ile ilişki yaşamaya başlıyor ve Lukas’a modellik yaptığı fotoğraflarla BDSM dünyasına adım atıyor. Bu konu dizide olduğundan çok daha uzun işlenirken, bu fotoğrafların Trinity’deki okul arkadaşları tarafından görülmesi Marianne’in bir kez daha dedikoduların odağında yer almasına neden oluyor. Dizide ise Lukas’ın çektiği bu çıplak fotoğraflar arkadaşları tarafından görülmüyor.

Marianne’in Lukas’tan ayrılması da dizide biraz daha farklı işleniyor. Kitapta Marianne, bir fotoğraf çekimi sırasında Lukas onu sevdiğini söyleyince, hemen kendisini çözmesini istiyor ve çözmediği takdirde polisi aramakla tehdit ediyor. Dizide ise Marianne’in Lukas’tan ayrılmasına neyin sebep olduğu açıkça gösterilmiyor. Marianne çekimin ortasında kalkıp, üstünü giyinip stüdyodan ayrılırken ikisi arasında böyle bir diyalog geçmiyor.

Connell-Helen Ayrılığı

Connell’ın Marianne’i aradığı sahneyi kitaptakinden çok daha kapsamlı bir şekilde işleyerek izleyiciyi Connell’ın aklından geçenlere ortak neden dizi, Connell ile Helen ayrılığında da benzer bir yol izliyor. Kitapta Connell’ın Helen ile birlikteliği tek bir cümleyle sona eriyor: “İki hafta sonra bitmişti, ayrıldılar”. Dizide ise bu ayrılık ve sebepleri daha açıkça gösteriliyor. Depresyondaki Connell yatağında uzanmış tepkisiz bir şekilde dinlerken Helen ilişkilerinin neden artık yürümediğini anlatıyor.

Hikâyenin Sonu

Dizi ve romanın sonu büyük ölçüde aynı olsa da, Connell ve Marianne arasında yaşananlar romanda daha muğlak bir şekilde noktalanıyor ve hikâyenin nasıl bittiğinin okuyucu tarafından farklı yorumlanmasına açık kapı bırakılıyor. Connell, New York’ta bir programa başvurduğunu ve kabul edildiğini söyleyince Marianne de ona gitmesini söylüyor. Connell’ın gerçekten New York’a gidip gitmediği ise açıklanmıyor. Okuyucunun Connell ile Marianne’in birlikte kaldığına dair umutlarını koruması için ucu açık bir son. Dizide ise ana karakterler bu ayrılığı detaylarıyla konuşuyor ve Connell’ın New York’a gideceğine dair şüpheye yer bırakmayan bir finalle dizi noktalanıyor.

Kaynak: Mashable, Den of Geek, Elle

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information