İki hafta önce Netflix’le birlikte hayatıma giren yapımların bir kısmını sizlerle paylaşma kararımı “Frankie&Grace” ile başlatmıştım. Tutup da ikinci önerimin Netflix’in şu sıra en popüler yapımlardan biri olmasını beklemiyordum. Fakat reality show izlemeyi sevmeyenlerin direkt es geçme riskini göz önünde bulundurunca, bu hafta karşınıza Queer Eye’la çıkayım dedim çünkü başka kimsenin bu deneyimi kaçırmamasını canı gönülden diliyorum. Özellikle de uzun zamandır ilk kez beyaz ekrandan hayatıma yansıyan görüntüler beni hiç de olumsuz olmayan motivasyonlarla salya sümük ağlatmışken.

Yolculuğun İkinci Durağı: Queer Eye

Queer Eye

Queer Eye

Queer Eye, esasında bir yeniden canlandırma projesi. “Queer Eye for the Straight Guy” ismiyle 2003’te yayınlanan orijinal yapımı kaçıranlardanım. Bu ilk ayağın ardından pek çok ülkede çeşitli adaptasyonları olan Queer Eye’ın henüz izlemediğim orijinal versiyonu, yeni versiyondaki beşli dahil pek çok hayrana sahip. Tabii Queer Eye’ı Amerikan kültüründen uzakta geçirdiğim 2000’li yılların başlarında dizinin nasıl bir etkiye sahip olduğunu bilmeden açtığım için, diziden ne beklemem gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Bir sezgi mi tuttu beni, başlıktaki “Queer” kelimesi mi yoksa TLC izleyerek edindiğim reality show aşkı mı bilmiyorum. Ama ilk yapıma dair anlayamadığım referansları yadırgayışımı, çok klişe bulduğum ilk dakikalara dair kafamdaki sesleri nasıl bastırdım hatırlamasam da yola devam ettim. İlk bölüm biter bitmez, bir kutu mendil bacaklarımın arasında, boğazımdaki düğümlenme eşliğinde dizi hakkında kim ne demiş, orijinal yapım göndermeleri neymiş gibi soruların cevapları için interneti arşınlıyordum.

Queer Eye’daki mevzu ne derseniz, 2003 versiyonunun yapımcılarının aklına eşcinsellerle özdeşleşmiş klişelerin -yeme içme uzmanlığı, moda, kişisel bakım, ev dekorasyonu, kültür – gerçekten de- uzmanı olan beş gay erkeği, heteroseksüel bir erkeği baştan yaratmak amacıyla bir takım kurması geliyor. “Fab Five” diye anılan bu beşli, hetero erkeklerin hayatına onları dönüştürmek amacıyla birkaç günlük bir müdahalede bulunuyor. Netflix’in Queer Eye’ına göre orijinal takım, tolerans için toplanmışken Netflix sayesinde bir araya gelmiş bu yeni takım, kabul için sahaya çıkıyor.

Baştan yaratmak dediğimiz şey, diğer reality showlardaki gibi birini o kişinin hayatında sürdürülebilir olmayan müdahalelere maruz bırakıp önceki halini sonraki haliyle kıyaslamak için yola devam etmek şeklinde değil. Şovun gönlünüzü çalan kısmı da burası: her bölümde, kendi hayatına duvarlar örmüş bireylerin duvarları, sanki ona gömlek alıyormuş, saçını değiştirmuş gibi bir sunumun arkasında yıkılıyor. Anlatıyı bu denli güçlü kılan temel unsur, bu duvarları ören erkeklerin farklı şekillerde onlara biçilmiş rollerin altında ezilmeye mahkummuş gibi hissetmesi ve bütün hayatını bunun üzerinden örgütlemiş olması. Hayattan istedikleri şeyler, kendileri için yarattıkları yaşam alanları ve kendilerini dünyaya sunuş biçimleri arasındaki farkın onları sıkıştırdığı yerden, toplumun onlara biçmiş olduğu rollerin tamamını esneten 5 erkeğin işbirliğinin yardımıyla sıyrılıyorlar. Yaşadıkları dönüşüm, bireysel konumlarını aşan bir alt metni de bünyesinde barındırıyor. İzlemesi kolay ve keyifli bir televizyon programı, erkeklik kültürünün erkekleri sıkıştırdığı yere yönelik muazzam bir yergiye dönüşüyor. İstedikleri renklerden, hobilerden, ilgi alanlarından, kendine küçük armağanlar vermekten uzak kalan farklı adamların dönüşüm hikayelerini izlemek ilginç bir deneyim. Çevrenizde bununla yüzleşmek durumunda kalmış, biyolojik cinsiyeti “erkek” olduğu için arzuladığı bir sürü şeyi geri planda bırakmış olanların sadece karşınızdaki ekranda değil hayatınızın her köşesinde olduğunu anlamakla beraber sizin için de duygusal dalgalanmalar başlıyor. Pembe gömlek giymek istemek veya ailesine isteklerini sağlamak için kendisi için alış-veriş yapmamaya kadar uzanan geniş bir skalada, kendisini toplumun bir “erkek” olarak onlardan beklediklerine direnerek kendini yeniden yaratan bireylerin hikayesine şahit olmak, sıradan bir reality show tüketiminden çok daha fazlasını vadediyor.

Kuir kültürün televizyona yansıyan kısmında, ana akım kültürü dönüştürücü şeyler hep oluyor. Buna dair kafamdaki en yakın örnek RuPaul’s Drag Race’te, ortalama bir yarışmada diğer her şeyi döven ego ve kazanma hırsını deviren bir dayanışma arzusunun düzenli olarak ortaya çıkması olsa gerek. LGBTİ bireylerin hayatta kalmak için geliştirdikleri stratejiler, heteroseksist ve bireyci bir kültürün bizde açtığı yaraları sarmanın farklı stratejilerini geliştiriyor. Queer Eye da bu stratejilerin çeşitli kombinasyonlarını birbirinden farklı erkeklerin birbirinden farklı problemlerini çözmek için yürürlüğe koyuyor.

“Erkeklik” tartışmaları hayatımda önemli bir yer kazanmaya tam olarak bundan 3 yıl önce bu zamanlar, Özgecan Aslan’ın öldürülmesiyle başlamıştı. Bir veya birkaç bireyin üzerine yıkılmaya çalışılan toplumsal sorumluluk ve intikam arzusuyla nasıl savaşılacağı, ataerkil toplumun yalnızca kadınların veya kendini ikili cinsiyet normlarıyla tanımlamayanların değil, erkeklerin de üzerine nasıl tünemiş olduğunun üzerine o zamandan beri çok kafa patlattım. Üzerine konuşmadığımız, erkeklerin onları kayırıyor gibi duran bir sistemden nasıl olumsuz etkilendiğini dile getirmediğimiz bir gerçeklikle nasıl bir çözüm üretilebileceği kafamda ağ üretip duran bir örümcek olarak yaşamını sürdürüyor. En temel sıkıntılardan biri, erkekliğin onlara çektirdiği çileyi erkeklerin paylaşmasının yalnızca dönüştürücü kabul edilebilecek olması. Queer Eye tam da bu noktada özel bir yapım statüsünü kazanıyor. Cinsiyetçilik, ataerki, erkeklik gibi kavramları hiç anmadan, kişisel deneyimler üzerinden ilerleyen yapım, daha şimdiden 2018’in en efsane yapımlarından biri olarak kabul edilebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi