Takvimi biraz geriye saralım. 1997 yılında Reed Hastings ve Marc Randolph tarafından kurulan Netflix, o dönemde yeni bir konsept olan DVD’leri, online şekilde kiralayan bir şirket olarak kuruldu. DVD’leri, kullanıcılarına posta yoluyla ileten şirket, 2000’lere geldiğimizde 300 binden fazla abone edinmiş durumdaydı. 21. yüzyılın ilk yıllarıyla birlikte yayınlarını çevrimiçi bir platforma taşımak isteyen Netflix, ilk etapta internetin o zamanlardaki kısıtlamalarına takılsa da 2007 yılıyla birlikte resmi olarak bu alana giriş yaptı. Daha sonra 2012’de ilk Netflix orijinali Lilyhammer yayına girerken, yine aynı yıl Avrupa’ya da yayına başlamasıyla beraber bugün tecrübe ettiğimiz durumun ilk adımları atılmış oldu. Aynı şirket, yedi yıl sonra kendi orijinalleri için yıllık 8 milyar dolardan fazla para harcarken dünya çapında 150 milyona yakın kullanıcıya ulaşacaktı. Bu adımlar, zaman içerisinde Amazon ve Hulu gibi platformlar tarafından takip edilse de hiçbiri kendisini o seviyeye taşıyamadı. Gelgelelim özellikle bu yıl yayına girecek AppleTV+ ve Disney+’ın rüzgarın yönünü değiştirebileceği konuşuluyor.

2019’a dönelim. Mart ayının son haftasında, medya sektöründeki neredeyse herkesin gözü, California’daki Steve Jobs Tiyatrosu’nda gerçekleşecek Apple sunumundaydı. Genellikle donanım alanındaki yenilikleriyle çığır açan şirket, bu kez işin yazılım kısmıyla ilgili birtakım yenilikler sunmak için karşımızdaydı. Sinema ve dizi sektörünü yakından takip eden bizler için ise etkinliğin en önemli noktası bir süredir üzerinde çalışıldığını bildiğimiz, Apple dizilerinin nasıl bir platformda ekranlara geleceğiydi. Steven Spielberg, Jennifer Aniston, Reese Witherspoon ve Steve Carell gibi isimlerin katıldığı sunum, AppleTV+’a dair pek çok soruyu yanıtsız bıraksa da genel bir fikir edinmemize olanak sağladı. Sonbahar aylarında yayın hayatına başlanacağı belirtilen ama aylık ücreti hakkında herhangi bir açıklama yapılmayan platformda ilk etapta işe dizilerle başlanacağını biliyoruz. Sonrasını ise hep birlikte göreceğiz.

Öte yandan Disney’in, CEO’su Bob Iger’ın önderliğinde gerçekleşen sunumu ise çok daha şeffaftı. 12 Kasım’da, aylık 6.99 dolarlık ücretiyle Amerika içinde yayına başlayacak Disney+, 2020 ve 2021’de ise diğer ülkelere açılacak. Disney’in, elindeki dizi ve filmler sayesinde güçlü bir açılış yapması beklenen platformun zaman içerisinde 7500’den fazla dizi bölümüne ve 500’den fazla filme ev sahipliği yapması bekleniyor.

AppleTV+ ve Disney+ bir yana, yakın zamanda WarnerMedia ve Comcast’ın de benzer bir konseptle karşımıza çıkacağını biliyoruz. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?

Öncelikle şunu en baştan söylemek gerekiyor: Apple’ın aklındaki oluşum, bire bir Netflix’i kopyalamaktan ziyade dünya çapında hizmet verecek karasal yayın oluşturmaktan geçiyor. Dolayısıyla AppleTV+’a gelecek olan dizi ve filmler bir amaç değil, cazibeyi artıracak araçlar. Öte yandan Disney+ ise, Netflix’in doğal rakibi. Hatta iki platform arasındaki savaş Bob Iger’ın, kendi online yayın ağını açacağını söylediği 2017’de başladı. O zamandan bu yana kendi filmlerinin haklarını Netflix’ten geri alan Disney, 71 milyar dolara satın aldığı Fox sayesinde eli oldukça güçlü şekilde başlıyor yayın hayatına. Dahası, onların elinde Netflix’in sahip olmadığı bir şey var: 2010’ların yeni çılgınlığı sinematik evrenler. Star Wars’tan, Marvel Sinematik Evreni’ne, Fox’tan ellerine geçen X-Men evreninden Simpsons’a kadar milyonlarca insanın yakından takip ettiği fenomenler, Disney’in en büyük kozları. Keza şirketin Star Wars ve Marvel Sinematik Evreni’nde geçecek dizileri üst üste açıklamasının sebebi de bu. Netflix’in elinde ise yalnızca diziler olduğunu söylemek mümkün. Bird Box ya da Bright gibi çok izlenen işler çıksa da Netflix’in filmler alanındaki başarısı bu yapımlarla sınırlı almış durumda. Dahası Disney+, tüm bunları Netflix’in en ucuz paketinden bile ucuza yapacak.

Gelgelelim tüm ibreler Disney’i işaret etmiyor elbette ki. Netflix, bu işin öncüsü ve karşı atakları olacaktır elbette ki. Bununla birlikte Netflix’in elinde de önemli bir koz bulunuyor: Uluslararası piyasa. Şirket, son iki yıldır başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yerel dillerde özgün içerikler üretti ve dahası çok da iyi izlenme sayılarına ulaştı. Bunun sonucunda İspanya’da, hem ülke içerisindeki hareketlerini, hem de tüm Avrupa’yı kontrol edecek bir merkez bile açmış durumdalar. İspanyolcanın dünya çapında en çok konuşulan ikinci dil olduğunu göz önünde bulundurursak bunun doğru bir hamle olduğunu varsayabiliriz. Disney’in gelecek planlarında uluslararası pazar da bulunuyor fakat 2024 için, üçte biri Amerika’dan olmak üzere, 60 ila 90 milyon arasında kullanıcı hedefi var. O sıralarda Netflix kuvvetle muhtemelen 200-250 milyon bandında olacak. Yani yakın gelecek hâlen Netflix’e ait gibi görünüyor ancak artık ciddi bir rakibi var.

En azından 3-4 yıllık bir süreç boyunca herhangi bir şekilde kâr etmesi beklenmeyen Disney+’ın, uzun vadede piyasada ne şekilde yer alacağı da merak konusu. Gelgelelim Netflix’in her geçen sene bünyesine kattığı üye sayısına bakarsak sektörün henüz tavanına ulaşmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla pazar, hem Netflix’i hem de Disney+’ı kaldırabilirmiş gibi görünüyor, hele ki bu kültürün nispeten yerleşik olduğu Amerika’da bu ihtimal çok daha yüksek. Bu noktada hemen herkesin aklındaki soru, kullanıcıların her platforma ayrı para vermeyi ne ölçüde kabul edebileceği. Buradaki belirleyici nokta, televizyon yayıncılığının ya da televizyon izleyicisinin alışkanlıklarının gelecekte nasıl şekilleneceği bana kalırsa. Geleneksel yayıncılığın, artık online mecralara kaydığı ve özellikle genç neslin televizyonda karasal yayın izlemek yerine, Netflix ya da YouTube’taki içerikleri izlediği bilinen bir gerçek. Karasal yayıncılık için ödenen ücretlerin pek de ucuz olmaması da cabası. Dolayısıyla zaman içerisinde bildiğimiz anlamdaki yayıncılığın yavaş yavaş yok olup, yerine farklı bir anlayışın gelmesinin belki de ilk adımlarını görüyoruz şu anda. İşte global bir karasal yayın ağı planladığını hissettiğimiz AppleTV+, bu geçiş aşamasının kilit taşlarından birisi olabilir. Dolayısıyla kültürleri birbirinden ayıran çizgilerin her geçen gün silikleştiği ve markaların bir norm hâline gelmeye başladığı şu günlerde görsel medyanın geleceğini bu üç şirket belirleyebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi