NBA’deki tanıdık yüzler son zamanda sık sık Hollywood sinemasında da karşımıza çıkıyor. Gelin hem geçmişten günümüze NBA’in Hollywood’daki etkisine hem de dünyanın en büyük basketbol liginin Amerikan sinemasındaki yükselişine bir göz atalım.

Variety’de birkaç gün önce Stephen Curry‘yi merkeze alan bir röportaj yayınlandı. Bu yıl Golden State Warriors forması altında 3. şampiyonluğuna kavuşan Curry, her ne kadar bir kez daha final MVP’sini elinden kaçırsa da Steve Kerr’ün takımının belkemiği, bunu biliyoruz. Ancak onun aklında bundan daha fazlası var. Keza röportajın genel akışı içerisinde bu yılki şampiyonluk ve basketbolun yanı sıra Curry’nin çok değer verdiği ailesi ve yeni doğacak bebeğinden fazlası konuşulmuş. Gözlerimiz satırlar arasında ilerlerken dikkatimizi en çok çeken noktanın basketboldan ziyade Steph’in aile dostu dizi ve filmlerin yapımcılığını üstlenmeye hazırlanması olduğunu fark ediyoruz.

Bakışlarımızı yeni Laker LeBron James‘e çevirdiğimizde de benzer bir durumla karşılaşıyoruz aslında. Bu ayın başında kendisini Los Angeles Laker yapan sözleşmenin altına imzasına atan James’in daha Los Angeles’a adım atar atmaz başrolde yer almayı planladığı yeni bir komedi filmini Paramount’a sattığı konuşuluyor.

Peki NBA’in en tanındık iki yüzünün Hollywood’a doğru yelken açmasını sağlayan şey ne, gelin hep birlikte göz atalım.

NBA’in Hollywood’daki İlk Yılları ve Son Dönemde Değişen Anlayış

NBA oyuncularının filmlerde rol alması yeni bir şey değil. 80’li yıllarda Kareem Abdul-Jabbar ve Wilt Chamberlain, 90’lı yıllarda Shaquille O’Neal ve Gheorghe Muresan çeşitli filmlerde karşımıza çıkıyor aslına bakılırsa. Ancak onların filmlerdeki yer alma gayesi bahsini ettiğimiz isimlerin oyunculuklarından çok fiziksel özellikleri. Sonuçta 2 metre 20 santim civarlarında devasa cüsseler mevzubahis. Aynı dönemde bu ve benzerleri örneklere zıt yönde olduğunu öne sürebileceğimiz Ray Allen’lı He Got Game ve Dennis Rodman’lı Double Team ve elbette ki majesteleri Michael Jordan’ın başrolde yer aldığı Space Jam var. Ancak Space Jam haricindeki diğer iki filmin Amerika sınırının pek de dışına çıkmadığını söylemek gerekli.

Milenyumda ise Kevin Durant’tan LeBron James’a kadar pek çok oyuncu kamera önüne geçti aslında. Fakat son dönemde NBA dinamiklerinde yaşanan değişimler oyuncuların perspektifine de yansıdı ve karşımızdaki durum son 20 ya da 30 yıl öncekinden daha farklı. Onlar sinema sektöründeki piyon olmaktan çok daha fazlası olma yolundalar.

Bildiğiniz üzere 2011’de oyuncularla NBA yönetimi arasındaki anlaşmazlık sonucunda lokavt olmuştu. Pek çok isim dünyanın farklı yerlerindeki parkelerde sahaya çıkarken anlaşmanın uzaması sezonun 16 maç kısalmasına ve ligin önemli maddi kayba uğramasına neden oldu. Bu sürecin kısmen kendi lehlerine sonuçlanmasının ardından Oyuncular Birliği her geçen yıl daha da güçlenirken durum ‘NBA varsa basketbolcular da var’dan ‘Basketbolcular varsa NBA de var’a doğru evrildi. Böylelikle NBA’in bazı geleneksel katı kuralları -1 sezonda 82 maç olması gibi- haricinde kararların oyuncuların yararına olacak şekilde alınmasının da önü açılmış oldu. Bu süreçte takımların fiziksel olarak daha az yıpranması için hazırlık dönemi kısaltıldı -yani sezon daha uzun bir sürece yayıldı- ve All-Star maçı sonrası ara konuldu. Bu madalyonun bir yüzü.

Diğer yüz ise maddi boyut elbette ki. Artık oyuncular NBA’in medya havuzundan gelecek gelirlerden daha fazla hakka sahip ve birkaç yıl önce gelen anlaşmayla iyiden iyiye devasa bir hâl alan NBA ekonomisi, oyuncuların 200 milyon dolarlık kontratlar almasına önayak olabiliyor. Dememiz o ki NBA’deki oyuncular artık daha mutlu, rahat ve zengin. Bununla birlikte NBA oyuncuları kariyer planlarını 1 ya da 2 yıllık değil 15-20 yıl gibi uzun yılları kapsayacak şekilde kurguluyor. Çünkü onlar da bir gün çok güvendikleri bedenlerinin kendilerine ihanet edeceğinin farkında. Artık daha fazla maddi kaynak ve zamana sahip olduklarından enerjilerini basketbol dışındaki alanlara da harcayabiliyorlar. Dolayısıyla emekli olduktan sonra yönelmeyi planladıkları iş alanlarına daha aktif bir sporcu iken atılıyorlar. Kimi ticarete kimisi ise medyaya.

LeBron James’in yeni takımını seçerken sinema sektörünün kalbine gitme arzusuna da kulak vermesinin nedeni bu işte. Uzun metraj bir filmde ilk oyunculuk deneyimini yaşadığı Trainwreck’te hiç de fena olmayan bir performans gösteren Kral, önümüzdeki dönemde yalnızca yardımcı oyuncu olarak değil başrol ya da yapımcı olarak da karşımıza çıkacak. Hem profesyonel kariyerinde rekabet etmeyi sevdiği Kobe Bryant’ın artık bir de Oscar’ı var.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi