Genel Japon sineması algısı ile Uzak Doğu algısı arasında ciddi paralellik var. Bu da Japonya deyince aklımıza son derece genel geçer özellikler gelmesine sebep oluyor ister istemez. Edebiyattan görsel sanatlara, dövüş sanatlarından mutfak kültürüne birçok alanda kendine has özellikler gösteren Japon kültüründe güçlü bir hayalet-korku hikâyeleri geleneği de mevcut. Bu durum Japonya’da tarihin her aşamasında üretilen sinema filmlerinde de kendisini gösteriyor; dolayısıyla bu ülkeden çıkan son derece özgün korku filmlerinden de söz edebiliriz. Büyük ölçüde Japon folklorundan beslenen bu filmler, tam da bu sebeple Hollywood ya da Avrupa sinemasından alışık olduğumuz korku filmlerinden farklı özellikler taşıyor. Mutlaka izlenmesi gereken Japonya yapımı 5 korku klasiği listesini sizler için derledik.

Mutlaka İzlenmesi Gereken Japonya Yapımı 5 Korku Klasiği

Kurutta ippêji (1926)

Erken dönem Japon sinemasının en üretken yönetmenlerinden Teinosuke Kinugasa’nın IMDb verilerini baz alırsak toplam 124 filmi bulunuyor. Cannes’dan Büyük Ödül kazanmış, aynı zamanda En İyi Kostüm tasarımı dalında Oscar’a layık görülmüş, 1953 yapımı Jigokumon, bu yoğun filmografinin en bilinen halkası belki de. Lakin Kinugasa’nın sessiz korku klasiği Kuratta ippêji, ya da tüm dünyada bilinen adıyla söyleyecek olursak, A Page of Madness da kesinlikle gözden kaçmaması gereken bir yapım. Akıl hastanesinde tutulan eşini kurtarmak amacıyla bu hastanede işe giren bir adamı takip eden film, akli melekelerini yitiren ya da yitirmeye yaklaşan insanların dünyasını yansıtmakta döneminin çok ilerisinde bir başarı gösteriyor. Dönemin, özellikle Almanya çıkışlı korku filmlerinde, korku unsurunun daha çok set tasarımları ve makyajlar vasıtasıyla yaratıldığını düşünürsek, Kuratta ippêji’de dinamik ve rahatsız edici kamera hareketleriyle yaratılan hissiyatla, Kinugasa’nın yenilikçiliği daha da dikkat çekici hâle geliyor.

Jigoku (1960)

1911 yapımı İtalyan filmi L’Inferno’dan bu yana cehennemin sinematik karşılığını arayan pek çok yapım var sinema tarihinde. “Japon korku sinemasının babası” olarak bilinen Nobuo Nakagawa’nun imzasını taşıyan -kelime anlamı “cehennem olan- Jigoku ise, bunu belki de olabilecek en şiirsel yolla yapan filmdir. Bir grup “günahkâr”ın cehennemde bir araya gelmesini konu alan Jigoku, doğrusal bir olay örgüsü ortaya koymak yerine, cehennemde olma anına odaklanır. Özellikle grafik şiddet açısından -dönemine göre- hayret verici olan film, cehennem azabını vahşetle eşleştirerek, metinsel anlamda da ilginç bir konumda duruyor. Klasik Japon korku geleneklerinden ayrılma niteliği de taşıyan Jigoku, korkunun ve dehşetin görselleştirilmesi noktasında sinema tarihinin de en özgün yapımlarından biri.

Şeytan Kadın – Onibaba (1964)

Adını Japon folklorunda ihtiyar kadın görünümündeki insan yiyen canavarlardan alan Onibaba için Japon sinemasının en bilinen korku filmlerinden biri diyebiliriz. Ormana yolu düşen samurayları öldürerek eşyalarını çalan iki kadının başından geçenleri konu alan Onibaba, dönemin önemli yönetmenlerinden Kaneto Shindô’nun imzasını taşıyor. Çekildiği tarihe göre sert ve vahşi diyebileceğimiz sahnelerle dolu olan film; içerdiği simgesel anlatım ve derinlikli sinematografisi ile her an daha da zenginleşen bir yapı kuruyor. Cinsellik, insan doğasının karmaşık yapısı bir çetrefilli konuları gibi ezberbozan bir müzik kullanımı eşliğinde izlediğimiz Onibaba, bir kez izleyenin asla aklından çıkmayacak -hatta derinlikli anlam dünyası sebebiyle tekrar tekrar izleme arzusu uyandıracak- eşsiz bir sinema deneyimi.

Kaidan (1964)

Kendine has birçok özelliği olan Japon kültüründe zengin bir hayalet hikâyesi külliyatı da bulunuyor. Bu hikâyelerin hatırı sayılır bir kısmı İngiliz kökenli edebiyatçı Lafcadio Hearn tarafından Kaidan başlığı adı altında bir araya getirilmişti. Türkçeye de çevrilen bir kıymetli eser, Japon sinemasının hak ettiği değeri göremeyen, en önemli sinemacılarından biri olan Masaki Kobayashi’nin aynı isimli filmine de kaynaklık etmiştir. Dört farklı hayalet hikâyesini farklı bölümlerde ele alan Kaidan, özellikle tüyler ürpertici set tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Yönetmen Kobayashi’nin politik yönü ağır basan dramalar çektiği dönemin ardından hayata geçirdiği bu film, onun kariyerinde de ayrıksı bir yerde duruyor. Jump scare mantığından tamamıyla uzak duran anlatı yapısı, yönetmenin imzası hâline soğukkanlı rejisi filmi, korku janrı içinde kendine has konuma oturtuyor.

Ev – Hausu (1977)

Nobuhiko Obayashi’nin yönettiği Hausu, sinema tarihinin tarif edilmesi en zor filmlerinden biri belki de. 70’lerin saykodelik atmosferini ödünç alan bir korku filmi olduğunu söyleyebiliriz ya da giallo türüyle temas hâlindeki bir Scooby Doo bölümüne benzetebiliriz belki. Ama bunlar bile bir grup öğrencinin son derece masumane olan gezisinin dönüştüğü “şeyi” tanımlamak için yetersiz. Sinemanın gördüğü en özgün korku filmlerinden biri olan, ama bir yanda da son derece absürt olmayı başaran, kelimenin tam anlamıyla “deli işi” bir film Hausu. Başka hangi filmde şeytani bir ev kedisi ya da kana susamış bir piyano görebiliriz ki?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi