Gerilim ve korku türünün efsanevi İtalyan yönetmeni Mario Bava’nın kan ve şiddetin doruklarında gezinen giallo filmleri pek çok yönetmene ilham vermışti. Korku sinemasının dönüşümü ve gelişimi içinde çarpıcı filmlere imza atan Bava’nın filmografisine dönüp baktığımızda, bu filmlerin çoğunun korku klasiğine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Yönetmen korku janrı için öylesine kilit bir noktada durur ki; giallo’nun yanında psikolojik unsurların ağır bastığı modern korku filmlerinde de ya da etkisi hâlâ sürmekte olan slasher türünde de onun etkisini görmek mümkündür. Filmlerin çoğunda görüntü yönetmenliği de yapan, renk ve ışık kullanımdaki ustalığıyla bu alanda da çığır açan Mario Bava’nın tüyler ürpertici ve stilize sinemasına hâkim olmak adına mutlaka izlenmesi gereken beş filmi bir araya getirdik.

Mutlaka İzlenmesi Gereken 5 Mario Bava Filmi

Şeytanın Maskesi – La maschera del demonio (1960)

Türkçede orijinal adının tam çevirisiyle Şeytanın Maskesi ismiyle bilinen uluslararası alanda daha çok Black Sunday olarak tanınır. Kült mertebesine olaşmış bir bir korku klasiği olan La maschera del demonio modern korku türünün oluşmasında da ciddi anlamda etkili olmuştur. Mario Bava’nın büyü ve cadılık meselesine yönelik en etkileyici yaklaşımlarından birini sergilediği yapım; çok uzun yıllar önce idam edilen bir 17. yüzyıl cadısının düşmanlarından intikam almak için kendi torununun bedenini kullanmasını ve bu cadının mükemmel biçimde stilize edilmiş hikâyesini konu alıyor. Gogol’un Viy isimli öyküsünden uyarlanan, rüyavari bir atmosfer yaratan görüntü yönetimiyle şiirsel bir ton da kazanan La maschera del demonio, dehşet ve güzelliğin aynı potada eritilmesiyle ortaya çıkan, eşine rastlamanın oldukça zor olduğu bir korku başyapıtı.

Çok Şey Bilen Kız – La ragazza che sapeva troppo (1963)

Adı bariz bir şekilde Hitchcock’un Çok Şey Bilen Adam – The Man Who Knew Too Much’ına gönderme olan film, anlatısından Mario Bava’nın cameo’suna kadar birçok Hitchcockvari unsur barındırır. Ama bu yapımın sinema tarihi açısından asıl önemi, giallo alt türünün ilk örneği olarak anılmasından ileri gelir. Daha çok spagetti westernleriyle tanınan Sergio Corbucci’nin senaryo yazarlarından biri olduğu La ragazza che sapeva troppo, gizem romanları okumaktan fazlasıyla hoşlanan bir Amerikalı turistin Roma’da bir öldürme eylemine şahit olmasının ardından kendini bir cineyet serisinin içinde bulmasını konu alır. Şaşırtıcı finali ile o alanda da öncü yapımlardan biri olan film, başroldeki Valentina Cortese’nin performansıyla da akıllarda yer etmiştir. La ragazza che sapeva troppo aynı zamanda yönetmenin sonra siyah-beyaz filmi olma özelliğini taşıyor.

I tre volti della paura (1963)

Mario Bava’nın La ragazza che sapeva troppo ile aynı yıl çektiği ikinci film I tre volti della paura, daha ziyade Black Sabbath ismiyle biliniyor. Yapım, Türkçeye Korkunun Üç Yüzü olarak çevrilebilecek orijinal isminden de anlaşılabileceği üzere üç farklı korku hikâyesi anlatan bir antoloji filmi. Fakat bu yapımı sıradan bir korku antolojisinden ayıran bazı önemli unsurlar da mevcut. Bunlardan ilki bu hikâyelerin, korku sinemasının en unutulmaz figürlerinden, beyazperdenin ilk Frankenstein filminde bilim insanının yaratığına hayat veren Boris Karloff tarafından sunuluyor olması. I tre volti della paura’nın içerdiği öykülerin Anton Çehov ve Guy de Maupassant gibi yazarların metinlerin uyarlanması ya da esintiler taşıması. Bu yapım korku türünün dışında hem genel itibarıyla sinemayı hem de popüler kültürü derinden etkilemiştir. Öyle ki efsanevi metal grubu Black Sabbath adını bu filmden alır; Tarantino Ucuz Roman – Pulp Fiction’daki anlatı yapısını yine bu filmden aldığı ilhamla kurgular.

Kanlı Körfez – Ecologia del delitto (1971)

Teksas Katliamı – The Texas Chain Saw Massacre, Cadılar Bayramı – Halloween, Elm Sokağı Kabusu –  A Nightmare on Elm Street, Çığlık – Scream… 1970’lerin ortalarından itibaren korku sinemasına damga vuran slasher türünün bu güzide örnekleri, Mario Bava’nın Ecologia del delitto filmine çok şey borçludur. Zira bu yapım, söz konusu alt türün normlarını oluşturan filmlerin başında gelmektedir. Film, hayatına tekerlekli sandalyede devam eden bir kontesin eşi tarafından öldürülmesiyle başlayan ve devamında bu çevrede işlenmeye başlayan vahşi cinayetleri konu alır. İlk gösterildiği dönemde eleştirel anlamda karışık tepkiler alan Ecologia del delitto, bir kesim tarafından mide bulandırıcı da bulunmuştur. Zira film o dönemde çekilen diğer yapımlara kıyasla çok daha fazla grafik şiddet içerir, hatta Bava’nın kariyerinin en şiddet içerikli filmi olarak gösterilir. Aslında filmin korku sineması üzerindeki etkisi de tam olarak bu noktadan ileri gelir; bu yapımın açtığı “kanlı” yoldan daha sonra birçok farklı korku klasiği ortaya çıkmıştır.

Lisa ve Şeytan – Lisa e il diavolo (1973)

Mario Bava’nın kariyerinin sonlarında, görece yüksek bir yaratıcı özgürlükle ve bütçeyle imza attığı Lisa e il diavolo yönetmenin anlatısal anlamda en kompleks filmlerinden biridir. Fakat Bava’nın ezberbozan, kafa karıştırıcı hikâye kurgusu, filmin akıbetini de oldukça tartışmalı hâle getirmiştir, öyle ki filmin Bava tarafından tasarlanan orijinal versiyonu ancak yönetmenin ölümünün ardından sinemaseverlerle buluşabilmiştir. Tam da bu sebeple Bava’nın başyapıtı olma potansiyeline sahip olan yapım, yapımcısı tarafından yeniden kurgulanan, farklı versiyonları gösterilmiş bir eser olarak anılmaktadır. Lisa e il diavolo, bir İspanyol kasabasından yanlış bir yola sapan bir turistin, karşısına çıkan bir villaya sığınır ama burada sıradışı karakterlerle karşılaşır ve gerçeklik ve halüsilasyonlar arasındaki ayrımı -seyirciyle birlikte- an be an kaybeder. Bava’nın gerçeküstücülükle gotik ögeleri harmanladığı bu yapımı, yönetmenin en iddialı işleri arasında kolaylıkla sayabiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi