“Annem hep şöyle derdi: ‘Hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir.’ Benim koşmam da bununla ilgiliydi sanırım. 3 yıl, 2 ay, 14 gün ve 16 saat koştum.” – Forrest Gump

1980’li yılların başında televizyon filmleri ve serilerinde ilk kez izleyici karşısına geçen sonrasında ise beyazperdenin büyülü atmosferinde bizlerle buluşan başarılı oyuncu Tom Hanks; 1984 yılında Splash filmiyle kariyerinde yükselişe geçmeye de hemen başlamıştı. Kendi kuşağının romantik komedilerinin vazgeçilmezi hâline gelmesinde şüphesiz ki sonrasında yeniden bir araya geleceği Meg Ryan ile birlikte rol aldığı film Sleepless in Seattle’ın büyük payı vardı. Ancak Hanks’in sinemadaki başarısı ve adını daha geniş kitlelerce tanınmasına sebep olan film, kırılma noktası rolü için onlarca kilo veren ve yarattığı karaktere tamamıyla bürünen bir Tom Hanks izlediğimiz Philadelphia’ydı şüphesiz. Hanks’in Philadelphia ile gelen başarısı sinema tarihinde önemli bir yeri olan bir diğer film Forrest Gump ile devam etti. Filmin yönetmeni Robert Zemeckis verdiği bir röportajda Tom Hanks’in performansını övmüş ve şu sözleri dile getirmiştir; “Hanks gerçek bir oyuncu ne yapıyorsa, ki bu gerçek dürüstlüktür, bu rolde onu gerçekleştiriyor.”

“Annem her zaman hayatın bir kutu çikolata gibi olduğunu söylerdi. içinde ne olduğunu asla bilemezsin.” Forrest’in repliğiyle hafızalarımıza kazınan ve sonrasında yer aldığı her projede karakter yaratımındaki yeteneğiyle bizleri büyülemeye devam eden Tom Hanks; üç filmiyle En İyi Erkek Oyuncu Oscarı’nı eve götürürken bizlerin hafızalarında terminalde yaşamaya başlayan sevimli Viktor, merhametli baş gardiyan Paul Edgecomb, savaşın zorluğunu “öldürdüğüm her adamla birlikte evden daha da uzaklaştığımı hissediyorum.” repliğiyle bize etkileyici bir şekilde anlatan yüzbaşı Miller… ve daha birçok karakter ile kalmayı başarıyor. Biz de muazzam bir filmografiyle bizi hala kendisine hayran bırakmaya devam eden Tom Hanks’in mutlaka izlemeniz gereken 10 performansını derledik.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Tom Hanks Performansı

Büyük – Big (1988)

Akademi tarafından En İyi Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterilen Tom Hanks, hikâyede, lunaparktaki dilek makinesine artık büyümek istediğini söylemesinin ardından bir anda dileğinin gerçekleşmesi sonucu kendini yetişkin bir adam olarak bulan Josh’a hayat veriyor. Penny Marshall’ın yönetmeliğini yaptığı Big’in oyuncu kadrosunda Hanks’in yanı sıra Elizabeth Perkins, Robert Loggia ve John Heard yer alıyor.

Philadelphia (1993)

Eşcinsel ve işinde başarılı bir avukat olan Andrew Beckett’in bir gün AIDS virüsü taşıdığını fark edilip, çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine de sudan bir nedenden ötürü son verilir. Şirketin patronu ile arasının çok iyi olmasından ötürü buna çok şaşıran avukat, şirketi ve patronu aleyhine mahkemeye dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanı bir bireyin toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava da başlamış olur ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı Joe Miller destekçisi olur. Jonathan Demme’nin yönetmenliğini üstlendiği; başrollerini ise Tom Hanks ile Denzel Washington’un paylaştığı Philadelphia; Hanks’in En İyi Erkek Oyuncu Oscarı’na layık görüldü.

Sevginin Bağladıkları – Sleepless in Seattle (1993)

Annie Reed, Noel arifesinde nişanlısının evine giderken, yolda hayatını değiştirecek bir radyo programını dinler. Sekiz yaşındaki Jonah kısa bir süre önce dul kalan babası Sam için çok üzüldüğünden, bir radyo istasyonunu aramıştır. Telefonda konuşmaya ikna edilen Sam, ölen karısına duyduğu aşkı ve birlikte geçirdikleri zamanın nasıl unutulmaz olduğunu anlatır. Annie, bu duygusal sözlerden o kadar etkilenir ki, Sam’la tanışmanın yollarını aramaya başlar… Tom Hanks ile Meg Ryan ikilisinin muazzam kimyasını hissettiğimiz, oldukça samimi bir hikayenin anlatıldığı Sleepless in Seattle; aslında masalsı bir film.

Forrest Gump (1994)

‘Zeki bir insan değilim ama sevgi nedir bilirim…’ Tesadüf rüzgarlarının estiği hikâyesini, izleyiciye en saf ve yalın hâliyle sunabilen Forrest Gump, izleyiciye farklı bir perspektiften bakmasını sağlıyor. Film, öğrenme güçlüğü yaşayan ancak atletik olarak inanılmaz yeteneklere sahip olan; bir bankta oturup yanındaki yabancılara kendi hayat hikâyesini anlatan Forrest’in öyküsü. Winston Groom’un aynı adlı romanından Robert Zemeckis tarafından beyazperdeye uyarlanan Forrest Gump; müziklerinden, renklerine varıncaya dek birçok konuda sinemanın göz bebeklerinden biridir. Özellikle Tom Hanks’in muhteşem performansıyla sinema tarihine geçen Forrest Gump, hayata karşı takındığımız tüm o umutsuz ve mutsuz halleri ortadan kaldıran, adeta mutluluk aşılayan bir film.

Apollo 13 (1995)

Tek mekânda geçen filmler arasında unutamadığımız bir yapım olarak kendini tanıtan Apollo 13, biyografik filmlerin ustası Ron Howard yönetmenliğinde gerçek olaylardan esinlenerek sinemaya uyarlandı. Dönemin en ünlü astronotları olan Jim Lovell, Fred Haise ve Jack Swigert’tan oluşan üç kişilik bir ekibin aya varmadan önce oksijen tanklarından birinin patlamasıyla ölüm kalım mücadelesinin yaşandığı film, Nasa komuta merkezi Houston çalışanlarının ekibe yardım etmek üzere yürüttüğü kurtarma çalışmalarını konu alıyor. Amerikan tarihinde yaşanan en büyük krizlerinden biri olarak anılan Apollo 13 projesinin sinemaya aktarıldığı film, bilim kurgu olmasının yanında aynı zamanda insanlığın sadece dünyada var olan sisteme ya da doğaya karşı değil, uzayda da bir şeylerle baş edebilme ve mücadele edebilme gücünün de bir göstergesi. Yaşadıkları zorluklar karşısında asla pes etmeyen ve kurtulmak için her yolu deneyen ekibin NASA’nın yardımı ile kaçınılmaz sona boyun eğmeyi reddeden ideolojisi, sisteme karşı gelerek bir topluluğun ortak bir paydada buluşmasını gözler önüne seriyor.

Er Ryan’ın Kurtarmak – Saving Private Ryan (1998)

Normandiya çıkarmasının yapıldığı 6 haziran 1944 günü küçük bir askeri birlik farklı bir göreve yönlendirilir. Düşman bölgesine sızarak paraşütçü er James Ryan’ı kurtarmaları istenmektedir. Çünkü dört çocuk annesi bir kadın, diğer üç çocuğunu savaşta kaybetmiştir ve son çocuğunu da kaybetmek istemiyordur. Başkanın emri kesindir; kadının oğlu bulunacak ve sağ olarak getirilecektir. Yüzbaşı Miller’ın askerleri bir yandan tehlikelere göğüs gererken bir yandan da emri sorgulamaktadır: “Bir insanın hayatı sekiz insanın hayatını tehlikeye atmaya değer mi?”

Yeşil Yol – The Green Mile (1999)

Oldukça iri yarı biri adam olan John Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkûm olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Hapishanenin infaz odası baş gardiyanı Paul Edgecomb’un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile birlikte aralarında bir diyalog başlar. Hasta olan Edgecomb’un Coffey’in güçleri sayesinde iyileşmesiyle olaylar ise gelişir… Coffey bu gücü sayesinde mucizeler yaratmaktadır ve Edgecomb bu mucizenin yaşamaya devam etmesi gerektiğini düşünmektedir. Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanan The Green Mile’ın yönetmenliğini ise Frank Darabont üstleniyor.

Yeni Hayat – Cast Away (2000)

Chuck Noland, kişisel ve iş yaşamını saatin akışına göre kurmuş bir sistem mühendisidir. Chuck’ın son derece titizlikle yürüttüğü bu dakik düzen beklenmedik bir uçak kazası sonunda ansızın kesintiye uğrar. Büyük Okyanus’taki ıssız bir bölgede bulunan küçük bir adaya sağ olarak çıkmayı başaran Chuck burada tek başına ilginç bir yaşam mücadelesi vermeye başlar. Burada, şehir hayatındaki kimliğinden tamamen uzaklaşarak alışkanlıklarının hiçbir işe yaramadığını görmüştür. Tom Hanks’in Chuck olarak izleyici karşısına çıktığı Cast Away’in yönetmen koltuğunda ise başarılı isim Robert Zemeckis oturuyor.

Azap Yolu – Road to Perdition (2002)

Sam Mendes imzasını taşıyan Road the Perdition, kiralık bir katil olan babayla oğlunun intikam hikâyesini anlatır. Tom Hanks, Jude Law, Paul Newman gibi önemli isimleri bir araya getiren bu yapım; 1930’larda Ekonomik Buhran’ın hâkimiyet sürdüğü yıllarda geçen, John Rooney adına çalışan, hayatını tetikçilik yaparak kazanan Michael Sullivan’ın intikam hikâyesi üstüne kurulu. Jr. Sullivan’ın, Rooney’in oğlu Connor Rooney’in babasının isteklerine karşı geldiği için bir adamı öldürdüğü sahneye tanıklık etmesiyle olaylar karışır. Görünürde küçük Sullivan’ın tanık olduğu cinayeti açığa çıkarmaması yüzünden, ama esas sebebin babası Sullivian’a olan kıskançlığından, Sullivan’ın karısı Annie’yi ve diğer oğlu Peter’i öldürür. Oğlu Jr. Sullivan’ı yanına alan Michael için artık intikam zamanıdır.

Terminal – The Terminal (2004)

Bir doğu Avrupa vatandaşı, ülkesini yaşanmaz bir yer hâline getiren savaş sonucu evsiz barksız kalır. Yeni evine gitmek üzere New York’da bir havaalanında beklerken, aklının ucundan geçmeyen bir olay gerçekleşir. Ülkesindeki ani bir siyasal gelişme sonucu sınırlar değişmiş ve ülkesi haritadan silinmiştir. Bunun sonucunda ise pasaportu ve kimliği geçersiz hale gelmiştir ve havaalanından ayrılması, kanunlar nedeniyle yasadışı hâle geldiği için havaalanında yaşamaktan başka çaresi yoktur. Zamanla havaalanı görevlileri ile dost olacak ve hatta bir tanesiyle arasında duygusal bir bağ gelişecektir. Steven Spielberg imzalı The Terminal; Tom Hanks’in hayat verdiği Viktor karakteriyle hafızlarımızda yer etmeyi başarmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information