“Hayat hep böyle zor mudur, yoksa sadece çocuk olduğunda mı böyle gelir?” – Mathilda

Luc Besson imzalı Léon: The Professional’da Mathilda karakterine hayat veren Natalia Portman, yeteneğiyle dünyayı etkisi altına aldığında henüz 12 yaşındaydı. Kariyerinde attığı bu güçlü adıma, Star Wars evreniyle de devam eden  Portman, hafızalarımıza kazınan bir diğer önemli karakter Padmé’ye hayat verdi. Ardından gelen yeni projeler, başarılı yönetmenler, önemli isimler ve önlenemez bir Natalie Portman fırtınası! Kalbimizde ve kafamızda her zaman küt saçlarıyla elinde çiçek taşıyan Mathilda olarak kalsa da; V for Vendetta‘dan ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında Oscar ödülünü evine götürdüğü Black Swan’a kadar birçok önemli yapımda yer aldı. Son yıllarda ise bir yandan Jackie, Annihilation, Vox Lux gibi filmlerde başarılı performanslara imza atarken, bir yandan da yönetmen ve yapımcı olarak da Hollywood’da varlık göstermeye başladı. Natalie Portman’ı birbirinden farklı karakterlere hayat vereceği yeni projelerde görmek için sabırsızlanırken, başarılı oyununun mutlaka izlemeniz gereken 10 performansını derledik.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Natalie Portman Performansı

Léon: The Professional – 1994

Tabii ki Natalie Portman deyince akıllara ilk sinema tarihinin en ikonik karakterlerinden biri olan Matilda’dan bahsetmeden olmaz… Portman’ın kariyerinin başlangıcı olarak tanımlayabileceğimiz Léon: The Professional! Çiçeğiyle arasında özel bir bağı olan Leon, pek konuşmayan, siyah gözlüklerinin ardındaki insanı saklayan bir tetikçidir. Matilda ise ailesi bir narkotik polisi tarafından katledilen 12 yaşında bir kız. Ailesini kaybeden Matihlda kapı komşusu Leon’a sığınır, ve zamanla o tetikçiye aşık olur. Kendilerine ait bir dünya kuran sıra dışı ikilinin bir süre sonra Stansfield’la karşılaşmasıyla her şey değişir. Sicilini kirletmeye niyeti olmayan Stansfield, New York Polis Teşkilatıyla birlikte bu ikiliyi öldürmek için ant içer. Tarif edilemez güçlü bir sevgi bağı olan bu ikilinin hikâyesini konu alan Léon: The Professional’ın yönetmen koltuğunda ise Luc Besson oturuyor.

Star Wars – 1998, 2002, 2005

Bizleri 1977 yılında başlayan ve üçer yıl arayla izleyiciyle buluşan orijinal Star Wars üçlemesinin kökenlerine götürmek için on yıllarca bekleyen George Lucas, efsaneye iyi bir başlangıç yaptığı Star Wars: Episode I – The Phantom Menace ile yine üçer yıl arayla hayranlarına öncül bir üçleme sunmuştu. Naboo gezegeninin genç kraliçesi Padmé Amidala olarak izlediğimiz Natalie Portman, üç filmde de yer alıyor. Anakin Skywalker’ın gizli eşi, Luke Skywalker ile Prensen Leia Organa’nın annesi olan Padmé, diğer iki filmde ise Galaktik Senato’da Naboo gezegenini temsil eder. George Lucas tarafından yaratılan Star Wars evreninin sevilen karakterlerinden biri olan Padmé, Portman’ın Léon ile tırmanmaya başladığı başarı merdivenin güçlü bir adımıdır aslında.

Closer – 2004

Tek hayali bir gün önemli bir yazar olan gazeteci Dan, tesadüfen bir kaza nedeniyle farklı bir karakter olan Alice ile karşılaşır. Aslında Alice, Dan’in bunca zamandır aradığı ilham perisidir. Sonunda hayaline yaklaşan ve Alice’in hayatını konu alan bir kitap yazan Dan, kapak fotoğrafı için Anna’nın stüdyosuna gider. Ancak her şey altüst olur ve Dan, Anna’ya aşık olur. Bu ilgiye karşılık vermeyen Anna ise Dan sayesinde tanıştığı Larry ile evlenir. Ama daha sonra Dan ile Anna arasında oluşan kuvvetli çekim etkisini yeniden gösterir ve her ikisinin de sevdiklerini aldatmasına yol açar. Mike Nichols imzalı, aşkı ve genel anlamda tüm ilişkileri sert diyaloglarla ele alan Closer, Londra’da kesişen aşkları, yıllar içerinde değişen ilişkileri gerçekçi bir bakış açısıyla işler. Alice’e hayat veren Portman, kariyerinde akılda kalan karakter ile akıllara kazınmıştır.

Garden State – 2004

Pek başarılı olduğunu söyleyemediğimiz televizyon kariyerine bir şekilde devam etmeye çalışan aktör Andrew Largeman,  bu durumun sebebi olarak hep ailesini görmüş; hep baskı kuran psikiyatr babasının hayatını şekillendirdiğine ve tekerlekli sandalyeye mahkum olan annesinin durumuna onun sebep olduğuna kendini inandırmıştır. Annesinin ölüm haberini almasının ardından, 9 yıl sonra eve geri dönen Andrew, karşısında oldukça değişmiş bir kasaba bulur. Üstelik bir de kendisine tam zıt karaktere sahip olan, deli dolu bir kadın olan Sam ile tanışır. Sam, Andrew’in halının altına süpürdüğü tüm dertleri ortaya dökmesine sebep olacak; Andrew’in kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacaktır. Zach Braff’ın ilk uzun metraj filmi olan Garden State, Braff ve Portman’ın abartısız oyunculuğuyla da oldukça dikkat çeken samimi bir eve dönüş hikayesiyle bizleri buluşturur.

V for Vendetta – 2005

“Remember, remember the fifth of November!”

Geleceğin totaliter İngiltere’sinde geçen V for Vendetta; son derece karmaşık biri olan, hem de korkuyla sindirilmiş vatandaşlarına egemenliklerini geri vermeyi kafasına koymuş olan V olarak bilinen maskeli bir adam tarafından ölümden kurtulan genç kadın Evey’nin hikâyesini konu alıyor. Yalnız yaşayan ve intikam peşinde olan V ile onun tam tersi bir karaktere sahip olan Evey’in ekseninde; film aslında seçilmiş liderlerinin diktatörlük anlayışını eleştirir. Özgürlüğün ve bağımsızlığın geri kazanmasını amaç edinmiş olan V’yi keşfederken kendisini de içinde arayan Evey, maskeli adamla beklenmedik bir anlaşma içine girer.

Goya’s Ghosts – 2006

1700’lerin sonunda İspanya’nın en ünlü ressamı olarak Kral IV Carlos’un himayesinde sanatının en başarılı eserlerini vermekte olan Francisco Goya, iham perisi olarak kabul ettiği güzeller güzeli Inés, Engizisyon Mahkemesi ve bu mahkemenin kararlarına gizliden gizliye etkide bulunan rahip Lorenzo tarafından ahlaksızlık ve toplum değerlerine karşı gelmekle suçlanınca, Inés’in bağışlanması için büyük bir savaş verecektir. Güzel Inés’i mahkumiyetten, işkenceden ve ölüme terkedilmekten kurtaramasa da, 20 yıl sonra Fransızlar Engizisyonu kaldırıp mahkumlar serbest bırakılınca, Goya, Lorenzo ve Inés arasındaki asıl hesaplaşmayı anlatan Goya’s Ghosts, iki başarılı oyuncuyu bir araya getirmesiyle de dikkatleri çekiyor. Javier Bardem ile Natalie Portman’ın başrollerini paylaştığı filmin yönetmen koltuğunda ise Milos Forman oturuyor.

My Blueberry Nights – 2007

Wong Kar Wai’nin yönetmen koltuğunda oturduğu; oyuncu kadrosunda ise Norah Jones, Jude Law, Natalie Portman ve Rachel Weisz gibi isimlerin yer aldığı My Blueberry Nights; kalbi kırılan ve hayata karşı umudunu da kaybetmek üzere olan Elizabeth’in her şeyi geride bırakarak Amerika’da çıktığı yolculuğu anlatıyor. Sevgilisinden ayrıldığı ve oldukça mutsuz olduğu bir gece tanıştığı Jeremy ve onun sayesinde tattığı turta ile mutluluğa göz kırpan; ama yine de bir yerleri terk etmeden bazı şeylere ulaşamayacağını düşündüğü için bir yolculuğa çıkmaya karar veren Elizabeth’i bu yolculuğunda birçok farklı karakter ve bir o kadar da farklı olay bekler… Biz Elizabeth ile kırgınlık ve yeni başlangıçlar arasındaki uzun mesafede dramatik bir yolculuğa çıkıyoruz.

Black Swan – 2010

Natalie Portman’ın yarattığı karakterle Oscar’ı kucakladığı ve bizleri adeta hem performansıyla hem de öncesinde yaptığı hazırlıklara mest ettiği Black Swan, 2000’lerin en önemli yapımlarından biri olarak anılıyor. Zarif, saf, masumiyetin resmi olan beyaz kuğu ile onun tam zıttı bir kimliği temsil eden; kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliği tanımlayan siyah kuğu ekseninde insanı ve içinde taşıdığı diğer karakteri, dönüşümü ve çatışmayı onu alan Black Swan; hem hikâyesiyle hem de Portman’ın etkileyici performansıyla izleyicilerin akıllarında yer etmiştir. New York’ta yaşayan Nina başarılı bir balerindir ve hayatının tamamını kapsayan bir dans tutkusu vardır. Yeni sezonda beyaz kuğu olarak seyirci karşısına çıkacak olan Nina, ne yaparsa yapsın sahnede içindeki siyah kuğuyu ortaya çıkaramıyordur. Ancak rekabet, hırs ve tutku gibi güçlü duyguların bir araya gelmesiyle, Nina kendi karanlık tarafıyla yüzleşecek ve içindeki diğer tarafı gün yüzüne çıkaracaktır…

Jackie – 2016

No, El Club, Neruda gibi muhteşem filmleriyle gönüllerimizi fetheden Pablo Larraín’in yönetmenliğini üstlendiği Jackie filminde Natalie Portman, Amerika’nın ikonik First Lady’si Jacqueline Kennedy Onassis’i canlandırıyor. İzleyiciyi John F. Kennedy suikastı sonrasında yaşanan olaylara götüren film, John F. Kennedy’nin öldürülmesinden sonraki süreci Jackie Kennedy’nin gözünden anlatıyor. Jackie’nin bu travmayla başa çıkma sürecini ve eşinin tarihi mirasını yaşatıp çocukları için ayakta kalma sürecini izliyoruz filmde. Natalie Portman’ın ikinci kez Oscar’a aday olduğu film, konusu gereği politik bir çizgiye kaymaya müsait hikâye yapısına rağmen Pablo Larraín’in başarılı yönetmenliği ve Portman’ın izleyiciyi büyülediği performansıyla sıradan bir biyografi filminden uzaklaşıyor. Karakter psikolojisini etkili bir şekilde yansıtan bir film olarak hafızalarda iz bırakıyor.

Vox Lux- 2018

Brady Corbet imzalı Vox Lux, kurtulduğu silahlı saldırının ardından söylediği şarkıyla ülke çapında bir üne kavuşan ve zaman içerisinde bir popstar’a dönüşen Celeste’in hikâyesini anlatıyor. Madonna ve Lady Gaga gibi ikonik figürlerden esinlenerek yaratılan Celeste karakterinin yapısı, ülkede ve dünyada yaşanan trajik olaylarla ve katliamlarla büyük bir değişime uğruyor. Raffey Cassidy’nin hayat verdiği genç Celeste, masum ve nahif bir karakter olarak gösterilirken; Natalie Portman’ın canlandırdığı yetişkin Celeste ise kaprisli, kendini beğenmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Zamanın ruhunu ve çelişkilerini, popüler kültürle paralellik kurarak irdeleyen film, adeta popüler kültürün oyuncağı hâline gelmiş bir şarkıcının aşırılıklarını bizlere yansıtıyor. Özellikle final sahnesinde Natalie Portman’ın Celeste olarak söylediği şarkılar, uzun süre aklımızdan çıkmıyor. Natalie Portman, her zaman olduğu gibi bu filmde de izleyiciyi kendisine hayran bırakıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information