Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenlik kariyerinin, şarkıcılık yıllarının ardından başlamış olması çektiği tüm filmlere karşı ister istemez bir önyargı oluşmasına sebep oluyor. Mucize’yi değerlendirmeden önce bu önyargının ne kadar doğru veya yanlış olduğunu ele almak gerekiyor. Sinema kültürü veya bilgisi açısından değerlendirdiğimizde Mahsun Kırmızıgül ismini türkücü olarak tanımış ve bilmiş olsak da bu detay; önyargıları haklı bir çerçevenin içine yerleştirmemize yetmiyor. Üstelik gerçekçi olmak gerekirse bu zamana kadar yönetmenlik koltuğuna oturduğu filmler tatmin edici olmasa da ne yazık ki yıl içerisinde onlarca çöp film üretimine sahip olan sinema sektörümüzün içinde göze batmıyor. Bu sebeple; her ne kadar seyirciyle dalga geçildiğini düşündüğüm bir afişe sahip olsa da Mucize’yi değerlendirirken bu önyargıları bir kenara bırakıp o şekilde ele almak gerekiyor. Fakat, Mahsun Kırmızıgül son filmiyle “Siz önyargılarınızı boşuna yıkmayın” mesajı veriyor. 

Sırasıyla Beyaz Melek, Güneşi Gördüm ve New York’ta Beş Minare filmleriyle şarkıcılıktan yönetmenliğe geçiş yapan Mahsun Kırmızıgül filmlerinde dert edindiği meseleleri işlemekten çekinmiyor, filmlerini bu meseleler üzerine kuruyor. Mucize’den önceki üç filminde de kendisine dert edindiği doğu-batı arasındaki adaletsiz düzeni, Batı’nın, Doğu’ya karşı bakış açısındaki cehaleti bu filmde de es geçmiyor; aksine yine filminin merkezine bu meseleleri almaya gayret gösteriyor. Ancak, Mucize’nin bu diğer üç filmden farkı arkasına BKM’nin popüler oyuncularını alan Kırmızıgül’ün seyirciyi güldürme çabası diyebiliriz. 

1960’ların Türkiye’sinde geçen Mucize’nin en, ya da tek etkileyici sahnesi hiç kuşku yok ki, 3 dakikaya yakın süren açılış sekansı. Ait olduğu dönemi oldukça gerçekçi bir biçimde yansıtan bu sahne aynı zamanda yönetmenin kullandığı canlı renk skalasıyla da filmin görsel açıdan seyirciyi büyülediği bir açılış yapmasını sağlıyor. İzmir’de geçen bu sahnenin ardından iki bölüm halinde ele alabileceğimiz filmin ilk bölümü başlıyor. Film, ilk bölümde; şark hizmeti için Anadolu’nun sahipsiz bir köyüne tayin olan bir öğretmenin yaşadıklarını merkezine alırken ülkenin içinde bulunduğu dönemin sorunlarını dile getirmeye çalışıyor. Bu çaba oldukça basit bir söylemden ibaret kalırken, filmin seyirciyi güldürmeyi amaçladığı bölümler ise güldürmekten ziyade seyirciyle dalga geçen bir yapıya sahip. Bir saatten fazla süren ilk bölüm boyunca hikaye sürekli aynı şeylerden bahsediyor, lafı dolandırıyor ve sonuç olarak hiçbir yere bağlanmıyor. Malum süreç ile ilgili söylenecekler bitince de sazı eline engelli olan Aziz alıyor. Evlilik çağı gelen ve köye gelen öğretmen sayesinde bir şekilde hayata tutunmaya başlayan Aziz’in hikayesi göreceli olarak sıra dışı olsa da Mahsun Kırmızıgül’ün müzik altyapısı burada da kendini hissettiriyor ve film her sıkıştığında Türkiye seyircisini kandırmanın en ucuz yolu olan abartı müzik kullanımını tercih ediyor. Özetle; bu topraklardan bir Forrest Gump hikayesi yaratmaya çalışan Mahsun Kırmızıgül seyirciyi bir güzel kandırıyor. “Gerçek bir hikayeden alındı” söylemiyle yola çıkıyor ve ülke insanının bu tarz hikayeleri ne kadar sevdiğini de bilerek senaryosu yerlerde sürünen bir hikayeyi seyirciye sevdirebilmek için bir güldürmeye çalışıyor, bir ağlatmaya.

Dram türünde bir film bekleyenlerin, afişiyle kısa bir şok geçirdiği Mucize ilk dakikadan itibaren seyircinin duygularıyla oynamayı amaç edinmiş bir film. Kötü olduğu kadar kötü niyetli de… Mekanlarının sunduğu avantajlarla görsel açıdan birkaç güzel kare sunmayı başarsa da, açılış sekansı dışında sinemasal anlamda hiçbir şey sunamıyor ve ne yazık ki Mahsun Kırmızıgül’ün zayıf filmografisinin dibine hızlı bir giriş yapıyor. 

Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenlik kariyerinin, şarkıcılık yıllarının ardından başlamış olması çektiği tüm filmlere karşı ister istemez bir önyargı oluşmasına sebep oluyor. Mucize’yi değerlendirmeden önce bu önyargının ne kadar doğru veya yanlış olduğunu ele almak gerekiyor. Sinema kültürü veya bilgisi açısından değerlendirdiğimizde Mahsun Kırmızıgül ismini türkücü olarak tanımış ve bilmiş olsak da bu detay; önyargıları haklı bir çerçevenin içine yerleştirmemize yetmiyor. Üstelik gerçekçi olmak gerekirse bu zamana kadar yönetmenlik koltuğuna oturduğu filmler tatmin edici olmasa da ne yazık ki yıl içerisinde onlarca çöp film üretimine sahip olan sinema sektörümüzün içinde göze batmıyor. Bu sebeple; her ne kadar seyirciyle dalga geçildiğini düşündüğüm bir afişe sahip olsa da Mucize’yi değerlendirirken bu önyargıları bir kenara bırakıp o şekilde ele almak gerekiyor. Fakat, Mahsun Kırmızıgül son filmiyle “Siz önyargılarınızı boşuna yıkmayın” mesajı veriyor.  Sırasıyla Beyaz Melek, Güneşi Gördüm ve New York’ta Beş Minare filmleriyle şarkıcılıktan yönetmenliğe geçiş yapan Mahsun Kırmızıgül filmlerinde dert edindiği meseleleri işlemekten çekinmiyor, filmlerini bu meseleler üzerine kuruyor. Mucize’den önceki üç filminde de kendisine dert edindiği doğu-batı arasındaki adaletsiz düzeni, Batı’nın, Doğu’ya karşı bakış açısındaki cehaleti bu filmde de es geçmiyor; aksine yine filminin merkezine bu meseleleri almaya gayret gösteriyor. Ancak, Mucize’nin bu diğer üç filmden farkı arkasına BKM’nin popüler oyuncularını alan Kırmızıgül’ün seyirciyi güldürme çabası diyebiliriz.  1960’ların Türkiye’sinde geçen Mucize’nin en, ya da tek etkileyici sahnesi hiç kuşku yok ki, 3 dakikaya yakın süren açılış sekansı. Ait olduğu dönemi oldukça gerçekçi bir biçimde yansıtan bu sahne aynı zamanda yönetmenin kullandığı canlı renk skalasıyla da filmin görsel açıdan seyirciyi büyülediği bir açılış yapmasını sağlıyor. İzmir’de geçen bu sahnenin ardından iki bölüm halinde ele alabileceğimiz filmin ilk bölümü başlıyor. Film, ilk bölümde; şark hizmeti için Anadolu’nun sahipsiz bir köyüne tayin olan bir öğretmenin yaşadıklarını merkezine alırken ülkenin içinde bulunduğu dönemin sorunlarını dile getirmeye çalışıyor. Bu çaba oldukça basit bir söylemden ibaret kalırken, filmin seyirciyi güldürmeyi amaçladığı bölümler ise güldürmekten ziyade seyirciyle dalga geçen bir yapıya sahip. Bir saatten fazla süren ilk bölüm boyunca hikaye sürekli aynı şeylerden bahsediyor, lafı dolandırıyor ve sonuç olarak hiçbir yere bağlanmıyor. Malum süreç ile ilgili söylenecekler bitince de sazı eline engelli olan Aziz alıyor. Evlilik çağı gelen ve köye gelen öğretmen sayesinde bir şekilde hayata tutunmaya başlayan Aziz’in hikayesi göreceli olarak sıra dışı olsa da Mahsun Kırmızıgül’ün müzik altyapısı burada da kendini hissettiriyor ve film her sıkıştığında Türkiye seyircisini kandırmanın en ucuz yolu olan abartı müzik kullanımını tercih ediyor. Özetle; bu topraklardan bir Forrest Gump hikayesi yaratmaya çalışan Mahsun Kırmızıgül seyirciyi bir güzel kandırıyor. “Gerçek bir hikayeden alındı” söylemiyle yola çıkıyor ve ülke insanının bu tarz hikayeleri ne kadar sevdiğini de bilerek senaryosu yerlerde sürünen bir hikayeyi seyirciye sevdirebilmek için bir güldürmeye çalışıyor, bir ağlatmaya. Dram türünde bir film bekleyenlerin, afişiyle kısa bir şok geçirdiği Mucize ilk dakikadan itibaren seyircinin duygularıyla oynamayı amaç edinmiş bir film. Kötü olduğu kadar kötü niyetli de… Mekanlarının sunduğu avantajlarla görsel açıdan birkaç güzel kare sunmayı başarsa da, açılış sekansı dışında sinemasal anlamda hiçbir şey sunamıyor ve ne yazık ki Mahsun Kırmızıgül’ün zayıf filmografisinin dibine hızlı bir giriş yapıyor. 
Puan - 23%

23%

Yazar Puanı

Mekanlarının sunduğu avantajlarla görsel açıdan birkaç güzel kare sunmayı başarsa da, açılış sekansı dışında sinemasal anlamda hiçbir şey sunamıyor ve ne yazık ki Mahsun Kırmızıgül’ün zayıf filmografisinin dibine hızlı bir giriş yapıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.82 ( 79 votes)
23
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi