Devasa bir açık alan, sarp kayalar, ürkütücü bir uçurum, gökyüzü kaplayan bulutlar. En düz tabirle bir dağın tepesi. Neredeyse hiçliğin ortası. Bu hiçliğin tam göbeğinde sekiz tane çocuk. Silahlılar, gündüzleri hipnotize edici eğitimlerle geçirirlerken, geceleri yaşlarının hakkını veren, tuhaf bir eğlence anlayışının bu “yabani” ortamı etkisiyle şekillendirdiği ritüeller. Zaman zaman kadraja giren ve bu çocukların üst rütbesiymiş gibi görünen ama bir otorite figure olmaktan çok uzak bir cüce. Burası muhtemelen Kolombiya, belki Bolivya ya da en azından bir Güney Amerika ülkesi. Lakin her daim politik çalkantılara mekân olmuş bu toprakların, tanrının bile varlığından haberdar olmadığı bu kesiminde bu sekiz çocuk neden böyle fiziksel anlamda zorlayıcı bir eğitime tabi tutuluyorlar, neden silahları var? Ve en büyük soru; neden buradalar? Alejandro Landes’in imzasını taşıyan, bu yılın adından övgüyle söz ettiren filmlerinden biri olan Monos, böylesine büyük soru işaretleriyle başlıyor. Seyirciyi hem şaşırtan hem ürküten bu hikâye kurulumu dakikalar geçtikçe bazı gerçekleri sunuyor seyirciye. Burada, çocukların “Doktor Hanım” diye hitap ettikleri, fakat sonrasında mühendis olduğunu öğreneceğimiz Amerikalı bir kadını rehin tutuyorlar. Onların burada olmalarının nedeni Organizasyon adı verilen bir yapılanma. Zaman zaman son derece eski teknolojili bir telsiz vasıtasıyla Organizasyon’dan emirler alıyor bu çocuklar. Lakin yönetmen Landes, Güney Amerika’daki böylesi “tuhaf” bir yapılanmanın nasıl işlediğine ya da politik olarak nasıl bir konumda durduğuyla neredeyse hiç ilgilenmiyor; onun yerine böylesi bir yerde görevlendirilmiş ya da hapsedilmiş bir grup ergenin, kaosun bir adım ötesindeki doğasına dair bir gerilim yüklü bir anlatı sunuyor. Monos: Dünyanın Uzağında, Kaosun Yakınında Monos filminin adının nereden geldiği üzerine kafa yormak, filmin her noktasına sinmiş karmaşa hissinin ne anlama geldiğine dair de birtakım doneler sunuyor. Mono, İspanyolcada “maymun” anlamına geliyor. Bu kelimenin çoğul olarak kullanımı, bariz şekilde doğal yaşam alanı orman olan maymunlar ile Landes’in kadrajındaki çocuklar arasında bir bağlantı kurulduğuna dair bir fikir doğuruyor. Bu çıkarımı bir ya da birkaç adım öteye taşırsak, karşımızda Güney Amerika’da yaşadığı rivayet edilen, devasa bir maymun olan Mono Grande efsanesi karşımıza çıkıyor. Bu efsanevi yaratıkla, çocuklar arasında kurulacak parallelik bu karakterlerin, varlığının bile “medeniyet” tarafından muğlak olduğuna dair açılımın önünü açabilir. Her iki durumda da filmin adının, bir dağın tepesinde görevlendirilmiş bu çocukların medenyetin aygıtlarınca yokluğun ortasına itildiğini işaret ettiğine dair bir çıkarım yapmak zorlama olmayacaktır. Filmin gerek görsel dili, gerek olayların geçtiği bölgenin fiziksel koşulları, gerekse anlatının temelinde yatan insanın içindeki vahşet güdüsüne yönelik sorular, ister istemez iki önemli anlatıyı akla getiriyor. Bunlardan birincisi William Golding'in birden çok kez sinemaya da uyarlanan Sineklerin Tanrısı romanı. Bir uçak kazasının sonrasında bir adada mahsur kalan bir grup erkek çocuğunun, yetişkinlerin olmadığı bir dünyada, hayatta kalmaya çalışırken, bir şekilde medeniyetin yeniden inşasını gerçekleştirmeleri ve işlerin önünde sonunda, kaçınılmaz olarak insanın içindeki vahşi güdülerine bağlanacağını anlatan romanın, Monos'un anlatısına da kaynaklık ettiği pekâlâ söylenebilir. Çünkü, Sineklerin Tanrısı'ndaki çocukların kontrolden çıkmasıyla, Monos'taki olayların seyri birçok noktada birbirlerini aynalıyor. Monos'un akla getirdiği bir diğer eser ise Francis Ford Coppola'nın 1979 tarihli başyapıtı Kıyamet - Apocalypse Now. Vietman Savaşı sırasında Amerikan devletinin ideallerine ve ordusunun yönetemlerine karşı çıkarak, bu ülkenin ücra bir bölgesinde "özgürlüğünü" ilan ederek kendi kurallarını uyguladığı bir…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Monos'un kökenini aradığı kaosun görsel ve işitsel karşılığını bulmak konusunda son dönemin en başarılı filmlerinden biri olduğu kolaylıkla söylenebilir. Fakat, tüm bu teknik meziyetlerin finalde ulaştığı dokunaklı nokta, izlediğimizin insana dair bir anlatı olduğunu seyirciye geçirmeyi de başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.8 ( 1 votes)
75

Devasa bir açık alan, sarp kayalar, ürkütücü bir uçurum, gökyüzü kaplayan bulutlar. En düz tabirle bir dağın tepesi. Neredeyse hiçliğin ortası. Bu hiçliğin tam göbeğinde sekiz tane çocuk. Silahlılar, gündüzleri hipnotize edici eğitimlerle geçirirlerken, geceleri yaşlarının hakkını veren, tuhaf bir eğlence anlayışının bu “yabani” ortamı etkisiyle şekillendirdiği ritüeller. Zaman zaman kadraja giren ve bu çocukların üst rütbesiymiş gibi görünen ama bir otorite figure olmaktan çok uzak bir cüce. Burası muhtemelen Kolombiya, belki Bolivya ya da en azından bir Güney Amerika ülkesi. Lakin her daim politik çalkantılara mekân olmuş bu toprakların, tanrının bile varlığından haberdar olmadığı bu kesiminde bu sekiz çocuk neden böyle fiziksel anlamda zorlayıcı bir eğitime tabi tutuluyorlar, neden silahları var? Ve en büyük soru; neden buradalar?

Alejandro Landes’in imzasını taşıyan, bu yılın adından övgüyle söz ettiren filmlerinden biri olan Monos, böylesine büyük soru işaretleriyle başlıyor. Seyirciyi hem şaşırtan hem ürküten bu hikâye kurulumu dakikalar geçtikçe bazı gerçekleri sunuyor seyirciye. Burada, çocukların “Doktor Hanım” diye hitap ettikleri, fakat sonrasında mühendis olduğunu öğreneceğimiz Amerikalı bir kadını rehin tutuyorlar. Onların burada olmalarının nedeni Organizasyon adı verilen bir yapılanma. Zaman zaman son derece eski teknolojili bir telsiz vasıtasıyla Organizasyon’dan emirler alıyor bu çocuklar. Lakin yönetmen Landes, Güney Amerika’daki böylesi “tuhaf” bir yapılanmanın nasıl işlediğine ya da politik olarak nasıl bir konumda durduğuyla neredeyse hiç ilgilenmiyor; onun yerine böylesi bir yerde görevlendirilmiş ya da hapsedilmiş bir grup ergenin, kaosun bir adım ötesindeki doğasına dair bir gerilim yüklü bir anlatı sunuyor.

Monos: Dünyanın Uzağında, Kaosun Yakınında

Monos filminin adının nereden geldiği üzerine kafa yormak, filmin her noktasına sinmiş karmaşa hissinin ne anlama geldiğine dair de birtakım doneler sunuyor. Mono, İspanyolcada “maymun” anlamına geliyor. Bu kelimenin çoğul olarak kullanımı, bariz şekilde doğal yaşam alanı orman olan maymunlar ile Landes’in kadrajındaki çocuklar arasında bir bağlantı kurulduğuna dair bir fikir doğuruyor. Bu çıkarımı bir ya da birkaç adım öteye taşırsak, karşımızda Güney Amerika’da yaşadığı rivayet edilen, devasa bir maymun olan Mono Grande efsanesi karşımıza çıkıyor. Bu efsanevi yaratıkla, çocuklar arasında kurulacak parallelik bu karakterlerin, varlığının bile “medeniyet” tarafından muğlak olduğuna dair açılımın önünü açabilir. Her iki durumda da filmin adının, bir dağın tepesinde görevlendirilmiş bu çocukların medenyetin aygıtlarınca yokluğun ortasına itildiğini işaret ettiğine dair bir çıkarım yapmak zorlama olmayacaktır.

Filmin gerek görsel dili, gerek olayların geçtiği bölgenin fiziksel koşulları, gerekse anlatının temelinde yatan insanın içindeki vahşet güdüsüne yönelik sorular, ister istemez iki önemli anlatıyı akla getiriyor. Bunlardan birincisi William Golding’in birden çok kez sinemaya da uyarlanan Sineklerin Tanrısı romanı. Bir uçak kazasının sonrasında bir adada mahsur kalan bir grup erkek çocuğunun, yetişkinlerin olmadığı bir dünyada, hayatta kalmaya çalışırken, bir şekilde medeniyetin yeniden inşasını gerçekleştirmeleri ve işlerin önünde sonunda, kaçınılmaz olarak insanın içindeki vahşi güdülerine bağlanacağını anlatan romanın, Monos’un anlatısına da kaynaklık ettiği pekâlâ söylenebilir. Çünkü, Sineklerin Tanrısı’ndaki çocukların kontrolden çıkmasıyla, Monos’taki olayların seyri birçok noktada birbirlerini aynalıyor. Monos’un akla getirdiği bir diğer eser ise Francis Ford Coppola’nın 1979 tarihli başyapıtı Kıyamet – Apocalypse Now. Vietman Savaşı sırasında Amerikan devletinin ideallerine ve ordusunun yönetemlerine karşı çıkarak, bu ülkenin ücra bir bölgesinde “özgürlüğünü” ilan ederek kendi kurallarını uyguladığı bir topluluğu yöneten Albay Kurtz’u yok etmekle görevlendirilen bir askeri izleriz bu filmde. Amerikan’nın ya da batının dünyaya servis ettiği medeniyetin uzağında yaşayan ve bu medeniyet dayatmalarına karşı çıkan bu toplulukla Monos’taki küçük birlik arasında birçok benzerlik var. Lakin Monos’un Apocalypse Now’dan ayrıldığı en önemli nokta, çocukların başında Kurtz gibi bir otorite figürünün bulunmaması, çok daha esnek bir emir-komuta zinciriyle hareket etmeleri. Dolayısıyla bu çocukların bulunduğu bu ücra kampa kıyametin gelmesi çok daha kolay oluyor.

Organizasyon’un lütfedercesine verdiği ineğin dışkısının üzerinde yetişen ve halüsinatif etkileri olan mantarın çocuklarca yenmesi, rehine kadının kaçma teşebbüssü ve birden yükselen öfke patlamaları, doğrudan sıkı bir yönetim altında bulunmayan bu birlikte işlerin bir anda çığrından çıkmasıyla sonuçlanıyor. Yönetmen Alejandro Landes de tüm bunlar üzerinden peşinde olduğu kaos hissiyatını ustaca kuruyor. Filmin çocukların içinde bulundukları durumu izlediğimiz ilk yarısı takip eden ikinci kısım seyircinin nefes almasını zorlaştıracak yoğunlukta bir seyir deneyimi sunuyor. Tansiyonu her an yükselten görsel dilin yanındna bu etkinin yaratılmasında üst düzey ses tasarımı ve Mica Levi imzası taşıyan deneysel müzikler de oldukça etkili. Bu bağlamda Monos’un kökenini aradığı kaosun görsel ve işitsel karşılığını bulmak konusunda son dönemin en başarılı filmlerinden biri olduğu kolaylıkla söylenebilir. Fakat, tüm bu teknik meziyetlerin finalde ulaştığı dokunaklı nokta, izlediğimizin insana dair bir anlatı olduğunu seyirciye geçirmeyi de başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi