60’ların sonlarında başlayan ve yedi sezon yayında kalan Mission Impossible dizisinin popülaritesini düşününce, beyazperdeye uyarlanmasının beklenildiğinden daha uzun zaman aldığını söyleyebiliriz. İlk kez 1996 yılında Brian De Palma yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlanarak fitili ateşlenen seri, bu hafta vizyona giren Mission: Impossible - Yansımalar ile altıncı filme ulaşıyor ve tam anlamıyla iki buçuk saatlik bir aksiyon şöleni yaşatıyor. Serinin en karanlık atmosfere sahip filmi olduğunu söyleyebileceğimiz Yansımalar, Rogue Nation'ın kaldığı yerden devam ediyor; seriye eklenen yeni bir filmden ziyade sezon arası verilen bir dizinin uzun süre sonra yayınlanan yeni bölümü hissiyatı veriyor. Nitekim, açılış sekansıyla birlikte Ethan Hunt’ın kâbusu olmaya devam edeceği izlenimi verilen Solomon Lane, hapse girmiş olmasına rağmen Sendika’nın başındaki isim olarak bu filmin de ana kötü karakteri olmaya devam ediyor. Özellikle diziyi izlemiş olanların hatırlayacağı üzere Sendika, IMF’in en büyük düşmanı olmakla birlikte derinlikli ve karmaşık bir organizasyona sahiptir. Serinin ilk filmle birlikte en iyisi diyebileceğimiz Rogue Nation ile ilgili yaptığımız tek olumsuz eleştiri de organizasyonun yeteri kadar derin bir şekilde ele alınmaması üzerineydi. Bu problem, Yansımalar’da da devam ediyor; Sendika tüm dünyaya dağılan büyük bir organizasyon şeklinde lanse edilse de birkaç kişinin eline bakan küçük bir örgüt gibi sunuluyor, durum böyle olunca film kötü karakterler açısından yetersiz kalıyor. Aslında hem Solomon Lane’in hem de filmin sürprizi sayılabilecek bir diğer kötü karakterin motivasyonu teoride yeterli ancak pratikte film bizi bu konuda ikna etmeyi başaramıyor. Üstelik, derin devlete meydan okuyan ve karakterler açısından iyi ile kötünün yer değiştirebileceği, seyircinin empati kurabileceği bir kötü karakter yaratabilecek malzeme varken, bunun üzerine gidilmemesi de ıskalanmış bir fırsat olarak görülebilir. Yanı sıra, her ne kadar bir devam filmi olduğu için, Lane'in hapis döneminde güçsüz olduğu gerçeği ile yüzleşmiş olsak da özellikle filmin son bölümünde yaptığı tercihlerle zeka yoksunu bir adam görüntüsü çizmesi, Lane gibi Sendika'nın başında olan bir ismin yalnızca intikam güdüsüyle hareket etmesi inandırıcı gelmiyor. Ancak, şunu da itinayla belirtmek gerekiyor ki filmin bir an bile düşmeyen temposunun da etkisiyle aksiyon sahnelerinin yarattığı sinemasal sarhoşluk, bu olumsuz durumları film süresince hissetmememizi sağlıyor; daha ziyade filmin üzerinden geçen süre senaryonun yetersiz kaldığını düşündürüyor diyebiliriz. Mission: Impossible - Yansımalar: Dünyanın İyi Ajanlara İhtiyacı Var Christopher McQuarrie, seriye çıta atlatan bir yönetmen. Serinin en -belki de tek- zayıf filmi olan üçüncü filmde yönetmen J.J. Abrams, serinin devam filmleri için sağlam bir temel oluşturmayı başarmıştı. Son iki filmde hem bundan faydalanan -özellikle bu filmde, Ethan'ın Julia ile olan yarım ve ucu açık kalan ilişkisinin bağlanması önemliydi- hem de aksiyon filmi yazma/çekme konusunda sihirli ellere sahip olan McQuarrie, Tom Cruise gibi şahane bir aktörle çalışmanın da avantajıyla adeta tüm hünerlerini sergiliyor. En başta da belirttiğim gibi, filmin nasıl başladığını ve bittiğini anlamak, arada geçen sürenin yaklaşık iki buçuk saat olduğunu kavrayabilmek mümkün değil; 90'lar aksiyonlarının burnumuzda tüten sahnelerinden bolca barındıran, Paris sokaklarındaki kovalamaca sahnesiyle şimdiden akıllara kazınan Yansımalar'ı salt bir aksiyon filmi olarak değerlendirdiğimizde kusursuz diyebiliriz. Ancak, serinin önceki filmleriyle kıyasladığımızda mizah dozunun eksik kalması göze batıyor. Bu durumu hem Simon Pegg'in canlandırdığı Benji karakterinin daha arka planda bırakılmasına hem de McQuarrie'nin-yukarıda da bahsettiğim üzere, serinin geneline göre daha karanlık ve…

Yazar Puanı

puan - 73%

73%

1996 yılında Brian De Palma yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlanarak fitili ateşlenen seri, bu hafta vizyona giren Mission: Impossible - Yansımalar ile altıncı filme ulaşıyor ve tam anlamıyla iki buçuk saatlik bir aksiyon şöleni yaşatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.59 ( 8 votes)
73

60’ların sonlarında başlayan ve yedi sezon yayında kalan Mission Impossible dizisinin popülaritesini düşününce, beyazperdeye uyarlanmasının beklenildiğinden daha uzun zaman aldığını söyleyebiliriz. İlk kez 1996 yılında Brian De Palma yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlanarak fitili ateşlenen seri, bu hafta vizyona giren Mission: Impossible – Yansımalar ile altıncı filme ulaşıyor ve tam anlamıyla iki buçuk saatlik bir aksiyon şöleni yaşatıyor.

Serinin en karanlık atmosfere sahip filmi olduğunu söyleyebileceğimiz Yansımalar, Rogue Nation’ın kaldığı yerden devam ediyor; seriye eklenen yeni bir filmden ziyade sezon arası verilen bir dizinin uzun süre sonra yayınlanan yeni bölümü hissiyatı veriyor. Nitekim, açılış sekansıyla birlikte Ethan Hunt’ın kâbusu olmaya devam edeceği izlenimi verilen Solomon Lane, hapse girmiş olmasına rağmen Sendika’nın başındaki isim olarak bu filmin de ana kötü karakteri olmaya devam ediyor. Özellikle diziyi izlemiş olanların hatırlayacağı üzere Sendika, IMF’in en büyük düşmanı olmakla birlikte derinlikli ve karmaşık bir organizasyona sahiptir. Serinin ilk filmle birlikte en iyisi diyebileceğimiz Rogue Nation ile ilgili yaptığımız tek olumsuz eleştiri de organizasyonun yeteri kadar derin bir şekilde ele alınmaması üzerineydi. Bu problem, Yansımalar’da da devam ediyor; Sendika tüm dünyaya dağılan büyük bir organizasyon şeklinde lanse edilse de birkaç kişinin eline bakan küçük bir örgüt gibi sunuluyor, durum böyle olunca film kötü karakterler açısından yetersiz kalıyor. Aslında hem Solomon Lane’in hem de filmin sürprizi sayılabilecek bir diğer kötü karakterin motivasyonu teoride yeterli ancak pratikte film bizi bu konuda ikna etmeyi başaramıyor. Üstelik, derin devlete meydan okuyan ve karakterler açısından iyi ile kötünün yer değiştirebileceği, seyircinin empati kurabileceği bir kötü karakter yaratabilecek malzeme varken, bunun üzerine gidilmemesi de ıskalanmış bir fırsat olarak görülebilir. Yanı sıra, her ne kadar bir devam filmi olduğu için, Lane’in hapis döneminde güçsüz olduğu gerçeği ile yüzleşmiş olsak da özellikle filmin son bölümünde yaptığı tercihlerle zeka yoksunu bir adam görüntüsü çizmesi, Lane gibi Sendika’nın başında olan bir ismin yalnızca intikam güdüsüyle hareket etmesi inandırıcı gelmiyor. Ancak, şunu da itinayla belirtmek gerekiyor ki filmin bir an bile düşmeyen temposunun da etkisiyle aksiyon sahnelerinin yarattığı sinemasal sarhoşluk, bu olumsuz durumları film süresince hissetmememizi sağlıyor; daha ziyade filmin üzerinden geçen süre senaryonun yetersiz kaldığını düşündürüyor diyebiliriz.

Mission: Impossible – Yansımalar: Dünyanın İyi Ajanlara İhtiyacı Var

Christopher McQuarrie, seriye çıta atlatan bir yönetmen. Serinin en -belki de tek- zayıf filmi olan üçüncü filmde yönetmen J.J. Abrams, serinin devam filmleri için sağlam bir temel oluşturmayı başarmıştı. Son iki filmde hem bundan faydalanan -özellikle bu filmde, Ethan’ın Julia ile olan yarım ve ucu açık kalan ilişkisinin bağlanması önemliydi- hem de aksiyon filmi yazma/çekme konusunda sihirli ellere sahip olan McQuarrie, Tom Cruise gibi şahane bir aktörle çalışmanın da avantajıyla adeta tüm hünerlerini sergiliyor. En başta da belirttiğim gibi, filmin nasıl başladığını ve bittiğini anlamak, arada geçen sürenin yaklaşık iki buçuk saat olduğunu kavrayabilmek mümkün değil; 90’lar aksiyonlarının burnumuzda tüten sahnelerinden bolca barındıran, Paris sokaklarındaki kovalamaca sahnesiyle şimdiden akıllara kazınan Yansımalar’ı salt bir aksiyon filmi olarak değerlendirdiğimizde kusursuz diyebiliriz. Ancak, serinin önceki filmleriyle kıyasladığımızda mizah dozunun eksik kalması göze batıyor. Bu durumu hem Simon Pegg’in canlandırdığı Benji karakterinin daha arka planda bırakılmasına hem de McQuarrie’nin-yukarıda da bahsettiğim üzere, serinin geneline göre daha karanlık ve dramatik bir atmosfer oluşturma çabasına bağlayabiliriz, sanırım.  

Artık altıncı filme ulaşan seri, sinema tarihinin en uzun soluklu ajan temalı film serisi James Bond’un yolundan gidiyor diyebiliriz. Her iki seriyi kıyasladığımızda Mission Impossible, Bond serisine göre henüz yolun çok başında olsa dahi hangi filmin yeni halkasını daha bir heyecanla bekliyoruz sorusunun cevabı kesinlikle Mission Impossible olacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi