Miranda July, Greta Gerwig ve Ava DuVernay’in de aralarında bulunduğu 14 kadın sinemacı, usta sanatçı Agnès Varda’nın kendileri için ne anlam ifade ettiğini anlattı.

Fransız Yeni Dalgası’nın en önemli isimlerinden biri olan ve her daim yenilikçi bir yaklaşımın peşinden giden usta sanatçı Agnès Varda, geçtiğimiz günlerde 90 yaşında hayatını kaybetti. Cléo de 5 à 7, Mekanlar ve Yüzler – Visages villages ve Sans toit ni loi – Vagabond gibi unutulmaz filmlerle ölümsüzleşen Varda, 64 yıllık sinema kariyerinde başardıklarıyla, başta kadın sinemacılar olmak üzere birçok sanatçıya ilham kaynağı oldu.

Fransız Yeni Dalga akımının tek kadın yönetmeni olan Agnès Varda’nın açtığı yoldan ilerleyerek sinema dünyasında iz bırakmayı başaran Miranda July, Greta Gerwig gibi kadın sinemacılar, Varda’nın kendiler için önemini anlattılar.

Agnès Varda Birçok Kadın Sinemacıya İlk Filmlerini Çekmeleri İçin İlham Kaynağı Oldu

Miranda July (Me and You and Everyone We Know): “Hayatımın sinemacısıydı. Kung-fu master! beni Me and You and Everyone We Know’u çekmeye iten filmdi. Bir şeyler yazarken o filmi izledim. Jane Birkin’in, gerçek hayattaki kızı olan Charlotte Gainsbourg’ün oynadığı kızının 15 yaşındaki sınıf arkadaşıyla ilişki yaşadığı tuhaf bir filmdi. Böyle bir filmi anca Fransızlar yapabilir. Filmi izlerken bir yetişkin ile bir çocuk arasındaki romantik ilişkiyi pedofiliye bağlanmadan anlatmanın bir yolu olmalı diye düşündüğümü hatırlıyorum.”

Alexandra Hidalgo (Vanishing Borders): “The Gleaners and I’ı ilk izlediğimde ağladım. Öğrencilerime haftalar boyunca beyaz erkeklerin baskın olduğu, şiddet dolu filmleri öğretmek zorunda kaldıktan sonra bu filmi izleyince bir rahatlama hissettim, ardından bu kadının yolculuğunu görmenin verdiği saf mutluluk hissi geldi. Gleaners benim de film çekebileceğimi ve bunu kendi yolumla yapabileceğimi anlamamı sağladı.”

Sofia Bohdanowicz (Maison du Bonheur): “La Pointe Courte izlediğim ilk kurgu-belgeseldi. Varda’nın hikâyenin içinde Sète köylülerinin gerçek görüntülerini kullanma şekli hibrit sinemacılığı keşfetmemi sağladı. İlk uzun metraj filmim olan Never Eat Alone’u çekmeme yardım etti.”

Caroline Leone (A Window to Rosália): “Varda’nun tüm işlerini izledim ve benim için, kendi filmlerimi çekmem için bana ilham ve cesaret veren bir mentör hâline geldi.”

Sadece Filmleriyle Değil Hayatıyla da Birçok Sinemacıya Dokunmayı Başardı

Miranda July: “Bana en çok ilham veren şey hayatıydı. Başka bir yönetmenle evli, çocuk sahibi ama her zaman o tuhaf kendisi ve her zaman sıkıcı anlamda filmler değil gerçek, hayat dolu sanat yapmaya devam ediyor.”

Ava DuVernay (Selma): “Geçtiğimiz yıl Cannes’da Agnès Varda beni kahvaltıya davet etti. Hayatının son yılında olduğundan bahsetti. Tercihlerden. Ve değişimden. Benim için ne anlam ifade ettiğini anlattım. El ele tutuştuk. Teşekkürler, Agnès. Filmlerin için. Tutkun için. Işığın için. Işığın aydınlatmaya devam ediyor.

Lauren Wolkstein (The Strange Ones): “Varda hayata dair müthiş bir tavrı olan gerçek bir vizyonerdi. Umarım ben de 80’li yaşlarımın sonuna kadar film yapmaya devam edebilirim. Ama her şeyden öte, o kadar şanslı olabilirsem, seksen yaşıma geldiğimde onun gibi gülmeyi, şekerleme yapmayı ve onun kadar canlı olmayı umuyorum.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Lena Dunham (@lenadunham)’in paylaştığı bir gönderi ()

Lena Dunham (Girls, Tiny Furniture): “Agnès Varda bana bir şeyler yapmadan duramadığını, sabaha karşı dörtte başlayıp her sabah yazdığını söyledi. Bana çizimlerle dolu not defterini gösterdi ve sonra etrafımızdaki masalarda arta kalan tüm içkileri bitirdi. Yumruk tokuşturmak da onun fikriydi.”

Lucy Walker (The Devil’s Playground): “Seninle çekim yaptığımızda ekibim sana ayak uydurmakta zorlanırdı ve sen onların yemek arası için durmaktan nefret ederdin, yapılacak çok fazla şey vardı. Bize dostlarına gönderdiğin posta kartlarına yapıştırdığın posta pulu kolajlarını gösterirdin, sonra arazi satışına giderdik, sonra bahçeye dönerdik…. Öf… Senin kadar dolu dolu yaşamak isterdim.”

Greta Gerwig (Lady Bird): “Sen de en az Truffaut, Godard veya kocan kadar iyisin!”

Shaina Feinberg (The Babymooners): “Varda’nın filmleri orijinal. Formülle çekilmiş filmlerin tam tersiler. Sanki bize açılıp kendisini gösteriyor gibi hissettirirler.”

Kadın Yönetmenlerin Sinema Dünyasında Yer Bulmasına Öncülük Etti

Julia Hart (Miss Stevens): “Bugün çekimler için sete gidiyorum. Sen yolu açtığın için bir kadın yönetmen olarak bu setteyim. Huzur içinde uyu, seni çılgın ve muhteşem öncü.”

Ry Russo Young (Before I Fall): “Çocukken kadın yönetmenlerin ekranda gösterildiğini hiç görmedim. Sonra biraz daha büyüdüğümde Varda’nın içinde yer aldığı Gleaners and I’yı izlediğimi hatırlıyorum. Anlamı çok büyüktü çünkü Varda o kadar kendisiydiki. Başka bir kadın yönetmen modelini çalışırken görmek ilham vericiydi.”

Janicza Bravo (Lemon): “Sanırım senin gördüğüm ilk resmin bir adamın sırtında durmuş kameraya baktığın fotoğraftı. İlk mi değil mi bilmiyorum ama bende yer eden ve ismini duyduğumda aklıma gelen resim o. Bugün seni başka resimler içinde düşünüyorum. Yolu yaptığın için teşekkür ederim.”

Lauren Wolkstein: “Varda, erkek karşıtları kadar karmaşık ve kompleks kadınlar hakkında hikâyeler anlatmamız için yolu açtı. Kadın kahramanları asi ve uyumsuzdu.”

Miranda July: “Bu yeni filmimi çekerken sürekli ‘Agnès’e izletmek için sabırsızlanıyorum’ diye düşündüm. Küçük, bencilce bir düşünceydi ama bunlar insanın bu uzun süreci tamamlamasını sağlayan şeyler. Yalnız olmadığını hissetmek.”

Lucy Walker: “Benim jenerasyonumdaki belgeselcilere en çok ilham veren film senin Gleaners’ın. Ama Cleo başta olmak üzere tüm filmlerine hayatımı borçluyum. Şimdi filmlerimi çekmeye geri dönmeliyim. Şimdi ve daima senin sayende çektiğim filmlerime Agnès. Teşekkürler.”

Shaina Feinberg: “Varda’nın mirası farklı bir şeyler yapmak isteyen kadın yönetmenler için, hatta tüm yönetmenler için aydınlatılmış bir yol gibi. Kariyeri sanki KOŞ, KENDİN OL! der gibi. Farklı şeyler yapmak bazen yalnız bir iş olabilir, ama onun işleri devam etmen gerektiğini göstermek için orada. Onun filmlerini izlemek devam etmem için beni cesaretlendirdi.

Crystal Moselle (The Wolfpack): “O birçok kişinin başaramadığı bir şeyde ustalaştı… kendisini işine anlamlı bir şekilde katmakta. The Gleaners and I, Beaches of Agnes… Onun yaratıcılığı her zaman içimdeki sesi dinlememi sağladı.”

Sofia Bohdanowicz: “La Pointe Courte’yi izlemek ve o filmi nasıl çektiğini öğrenmek hayatımı kurtardı ve filmlerin nasıl çekilmesi gerektiğiyle ilgili düşünme şeklimi değiştirdi. Bu kadar ekonomik, bu kadar hızlı ve içgüdüyle film çekilebileceğini bilmiyordum. Onun bu kadar küçük bir bütçeyle film çekmesi kendi filmlerimi çekmem için bana ilham verdi.”

Caroline Leone: “‘Cléo From 5 to 7 bir kadın yönetmenin izlediğim ilk filmiydi ve aklımı başımdan aldı… Varda anlamın, düşüncenin ve hislerin o kadar çok katmanını geliştirdi ki: aynalar, kadınlık, şehir hayatı, yalnızlık, varoluşçuluk – hepsi orada.”

Lauren Wolkstein: “Kendisini hapsedecek film tekniklerine ve kalıplara uymadan, her şeyi kendi yoluyla yaptı. Şahsi ve neşeli filmler çekti, cesur ve orijinal filmler. Varda’nın filmleri; bilinmez ve cevaplanamaz ile ilgili merak ettiklerini, insanların anlaşılmazlığını ve etrafımızdaki dünyayla bağ kurma arzusunu inceledi.”

Shaina Feinberg: “Varda’nın filmleri estetik olarak güzeller ama gösterişçi değiller. Yani güzelliği de görüyorsunuz hataları da – iyi çekemediği bir şeyle dalga geçiyor veya kaçırdığı bir kareden yakınıyor. Onun işi sizi dağınık bir insan olma konusunda daha iyi hissettiriyor.”

Kaynak: Indiewire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi