Bale, sanat dalları arasında en zorlu olanlardan biri kesinlikle. Başarılı bir bale sanatçısı olmak için kazanılması gereken fiziksel adaptasyon, bu sanat dalıyla uğraşan bireyleri de birçok noktada psikolojik yol ayrımlarına da getiriyor. Çünkü böylesi zorlu bir sürecin ancak yoğun bir adanmışlık ve fedakârlığın sonucunda başarıyla anlatılabileceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bale, sahnedeki gösterilerde olduğu kadar sanatçının içinde de birçok dramatik kırılımı beraberinde getiriyor diyebiliriz. Hâl böyleyken bu sanat dalının sinema içinde önemli bir kaynak sunduğunu söyleyebiliriz. The Red Shoes’tan Girl’e, seyirciyi zorlu bir deneyimin içine çeken, mental ve fiziksel mücadelenin birleştiği baleyi merkezine alan 6 çarpıcı film listesini sizler için hazırladık.

Mental ve Fiziksel Mücadelenin Birleştiği Baleyi Merkezine Alan 6 Çarpıcı Film

Kırmızı Pabuçlar – The Red Shoes (1948)

Efsanevi ikili Michael Powell ve Emeric Pressburger’ın en başarılı filmleri arasında kolaylıkla sayabileceğimiz The Red Shoes’un, Andersen’in aynı isimli masalının serbest bir uyarlaması olduğunu söyleyebiliriz. Film, ünlü bir bale kumpanyasına katılan ve “Kırmızı Pabuçlar” isimli bir balede baş balerinliğe yükselen bir bale sanatçısının hikâyesine ve bu süreçte yaşadıklarına odaklanıyor. Jack Cardiff imzalı göz alıcı sinematografisiyle, technicolor yönteminin sınırlarını zorlayan bu yapım, bir balerinin kusursuz olmak için gösterebileceği fedâkarlıkları çok güçlü bir dramaturjiyle perdeye yansıtıyor. Başkarakterin en iyi olmak için gösterdiği çaba ve girdiği yollar, filmin merkezindeki, halüsinatif olarak niteleyebileceğimiz dans sekanslarıyla taçlandırılıyor. Klasik bir bale filmiyken, yer yer gerilim türüne dahi göz kırpabilecek zenginlikte bir seyir deneyimi sunan The Red Shoes tüm zamanların en başarılı bale filmlerinin başında gelmesinin de ötesinde, sinema tarihinin en büyük klasikleri arasında sayılmayı sonuna kadar hak ediyor.

Yaz Oyunları – Sommarlek (1951)

Ingmar Bergman’ın 10. uzun metrajlı filmi olma özelliğini taşıyan Sommarlek, 30’larına yaklaşmış bir balerin olan, tüm zamanların en bilinen balelerinden “Kuğu Gölü”nde oynayan Marie’nin hikâyesini ve geçmişi hatırlama sürecini merkezine alan dokunaklı bir yapı kuruyor. Bir gece prova zamanını beklerken, posta yoluyla kendine ulaştırılan günlüğün izinde, geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta karşısına çıkan en önemli hatıra ise, 13 yıl önce yaşadığı ve üzerinde trajik bir etki bırakan yaz aşkı oluyor. Sommorlek’in anlatısı açıldıkça, Marie’nin trajik geçmişiyle arasına örmeye çalıştığı duvarlar yavaş yavaş belirginleşiyor. Sommarlek’i doğrudan bir bale filmi olarak nitelemek bir yanılgıya yol açabilecekse de, Bergman’ın ana karakterinin mesleği ve filmin üslubu arasında kurduğu zarif bağlantı kolaylıkla hissedilebiliyor. Yönetmenin sahne sanatlarına olan hayranlığının bir yansıması olarak da değerlendirebileceğimiz film aynı zamanda, Bergman’ın Sommarlek öncesinde orta hâlli seyreden kariyerinde pozitif bir kırılmaya da işaret eder.

Nijinsky (1980)

1889-1950 tarihleri arasında yaşamış Polonyalı balet Vaclav Nijinski, bu sanat dalına damga vurmuş en önemli isimlerden biridir. Balet olarak gösterdiği başarılara ek olarak, koreograf olarak son derece etkileyici işler ortaya koyan Nijinsky, bu bağlamda modern dansın önünü de açmıştır. Sanattaki başarısına ek olarak, oldukça inatçı ve dik başlı biri olarak tanınan balet, hayatının son günlerini de Londra’daki bir akıl hastanesinde geçirmiştir. Herbert Ross imzalı biyografik film Nijinsky’de bu önemli sanatçının hayatı, gerçek olaylardan yola çıkılarak anlatılır. Bale sanatının fiziksel olduğu kadar mental anlamda da zorlu bir disiplin olduğuna birçok açıdan şahit olabildiğimiz film, yüksek egoların bale sahnesinde çarpışmasını konu alan güçlü bir anlatı sunuyor. Nijinsky’nin aynı zamanda güçlü ve kapsamlı bir sanatçı portresi çıkarmakta oldukça başarılı bir yapım olduğunu söyleyebiliriz.

Ballet (1995)

Belgesel sinemasının en büyük yönetmenlerinden Frederick Wiseman’ın özellikle mekânlar üzerine çektiği filmlerde ustalaştığını biliyoruz. 1995 yapımı, kamerasını dünyanın en önemli klasik bale topluluklarından American Ballet Theatre’a çeviren Ballet’i de bu belgeseller arasında kolaylıkla sayabiliriz. Merkezine aldığı topluluğu New York’taki provoları ile Atina ve Kopenhag’da çıktıkları turne esnasını takip eden film, bu seçkideki en ayrıksı yapım belki de. Ve bu sadece belgesel bir film olmasından değil; baleyi ve topluluğu aynı zamanda bir işletme olarak ele almasından ileri geliyor. Yani Ballet belgeselinin merkezinde, bale sanatının kendisi kadar, bu sanat dalını icra eden bir topluluğun ekonomik ve yönetim anlamında karşılaştığı sorunlarla girdiği mücadele de var. Wiseman’ın belgesellerinden aşina olduğumuz bu bütünlüklü bakış, Ballet’te de yerli yerinde.

Siyah Kuğu – Black Swan (2010)

Çağımızın önemli yönetmenlerinden Darren Aronofsky imzasını taşıyan Black Swan’ı The Red Shoes’un serbest bir uyarlaması olarak da değerlendirebiliriz. Zira, film temel olarak yine bir bale gösterisinin baş balerini olmak isteyen genç bir kadını merkezine alıyor. Lakin, Powell – Pressburger ikisinin başyapıtının kırmızılığı bu filmde yerini, kopkoyu bir karanlığa bırakıyor. Sanrılar, halüsinayonlar gibi unsurlara yer vererek filmi bir psikolojik gerilime dönüştüren Aronofsky, balenin mental anlamdaki zorlayıcılığını ürpertici bir şekilde perdeye yansıtmayı başarıyor. Yer yer fantastik ve gerçeküstücü ögelerle de karşılaştığımız Black Swan, bale konulu bir film ne kadar ürpertici olabilirse o kadar ürpertici ve tedirgin edici bir deneyim sunuyor.

Kız – Girl (2018)

Söylediğimiz gibi bale, doğası gereği yoğun miktarda fiziksel fedakârlık talep eden bir sanat dalı. Kişilerin başarılı birer bale sanatçısı olabilmeleri için bedenlerini küçük yaşlardan itibaren bu yolda eğitmeleri, bu şartlara adapte etmeleri gerekiyor. Girl’ün merkezindeki Lara’nın balerin olmak isterken yaşadığı süreç de bundan farklı değil. Yönetmen Lukas Dhont bu ilk uzun metrajlı filminde, Lara’nın bedeninin kadın bedenine dönüşmesi süreci ve balenin talep ettiği fiziksel fedakârlık arasında güçlü bir paralellik kurarak anlam dünyasını oldukça genişletiyor. Böylelikle filminin tek bir düzlemde ilerlemesinin önüne geçerek, çok katmanı hâle gelmesini ve dolayısıyla daha derinlikli bir anlatı sunmasını sağlıyor. Geçtiğimiz hafta vizyona giren Girl, mental ve fiziksel mücadelenin birleştiği anlatıları sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi