Arjantinli yönetmen Luis Ortega’nın yönettiği, Pedro Almodóvar’n yapımcıları arasında yer aldığı biyografik suç filmi Melek, 17 yaşındaki “melek yüzlü” hırsız ve katil Carlos’un hikâyesini anlatıyor. Film, 1970’lerde Arjantin’i ayağa kaldıran, “temiz yüzünün” arkasına gizlenerek filmdekinden çok daha dehşet verici suçlar işleyen seri katil Robledo Puch’un hayat hikâyesinden uyarlanmış. Ancak Ortega, Puch’un hikâyesindeki taciz ve tecavüz gibi bazı ağır suçları filmden çıkarmış ve yerine cinsel gerilimi yüksek bir arkadaşlık hikâyesi eklemiş. Bu yanıyla Almodóvar’ın erotik suç filmlerini çokça anımsatan filmdeki ana gerilim unsuru, Carlos ve kendisinden yaşça büyük olan suç partneri Ramon arasındaki homoerotik ilişki. Yer yer Bonnie ve Clyde’ı andıran ikilinin soygun sahnelerine ürpertici bir soğukkanlılık ve sessizlik hâkim. Melek: Unutmanın Bedeli 70’lerin politik olarak da çalkantılı ortamında geçen film, müziklerinden capcanlı renk paletine kadar pek çok yanıyla dönemin isyankâr ve otorite karşıtı ruhundan esinlenmişe benziyor. Öte yandan film her fırsatta bu “melek yüzlü” katile inanan, onun tarafından manipüle edilen “yetişkinler”in dünyasına ve hoşuna gideni gören, hoşuna gitmeyeni görmezden gelen “kutsal aile”ye lafını da esirgemiyor. Tarihi devlet eliyle işlenen cinayet ve katliamlar, darbeler ve henüz hesabı verilmemiş suçlarla dolu Arjantin’in “melek yüzlü” katillere karşı kayıtsızlığına, unutkanlığına ve belki de saflığına dair ironik bir paralellik kuruyor. Melek bu yönüyle Şili’deki Pinochet dönemi katliamlarını eleştiren bir başka seri katil hikâyesi, Pablo Larraín imzalı Tony Manero’yu da çokça andırıyor. Öyle ki, film boyunca evden eve kayıtsızca dolaşan, vurdumduymazca çalan, katleden ve kaçan Carlos’un nasıl olup da yakalanmadığını merak ediyor, karakterin saklanmasını sağlayan bir tür süper gücü olup olmadığından kuşkulanıyorsunuz. “Masum” rolünü oynamayı çoktan öğrenmiş olan Carlos, anne-babasından polis ve askere kadar herkesi oyununa inandırmayı başarıyor ve onların tüm zaaflarını sonuna kadar kullanıyor. Film, Carlos’un tüm bunları neden yaptığına dair hiçbir açıklama yapmayarak karakterinin gizemini bozmamaya gayret ediyor. Ortega, Carlos’un gitgide daha da aşırılaşan eylemlerine dair ne bir geçmiş travması ne de başka tür bir “hafifletici” neden veriyor.  Böylece film, bir seri katilin psikolojisini ele alan, kendi içine kapalı ve sansasyonel bir “gerçek vaka” hikâyesinden; etrafındakilerin Carlos’a dair tutumunu/kayıtsızlığını/saflığını da içine alan ve farklı politik sorulara da alan açan bir anlatı hâline geliyor. Özellikle bir noktaya kadar Carlos ve Ramon arasındaki cinsel gerilimi ana eksene oturtarak, filme bir tür “büyüme” ya da “ilk aşk” hikâyesi izlenimi veren yönetmenin asıl amacı ise bu büyüme, gelişme, değişme ve dönüşme anlatısını tersine çevirmek. Ortega daha çok Carlos’un tüm başına gelenlere rağmen bir türlü “büyümeme” hâline odaklanıyor. Bir soygun esnasında kulağına inci küpeler takarak aynada kendini seyreden, gizlice girdiği malikanede müzik açıp dans eden, kayıplara karıştıktan sonra bir anda ailesinin oturma odasında belirip “en sevdiği yemeği” afiyetle yiyen Carlos’un gizemi, anlaşılmazlığı ve rahatsız ediciliği tam da bu tezattan doğuyor. Bir dakika önce gözünü bile kırpmadan cinayet işlemiş birinin, ailesiyle beraber yemek yemesi ve havadan sudan konuşması, aşırı olanın gündeliğin içine bu derece karışıyor, hatta gündelik sayesinde saklanabiliyor olması belki hikâyeye asıl dehşetini veren.

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Almodóvar’ın erotik suç filmlerini çokça anımsatan Melek'teki ana gerilim unsuru, Carlos ve kendisinden yaşça büyük olan suç partneri Ramon arasındaki homoerotik ilişki. Yer yer Bonnie  Clyde’ı andıran ikilinin soygun sahnelerine ürpertici bir soğukkanlılık ve sessizlik hâkim.

Kullanıcı Puanları: 4.52 ( 3 votes)
70

Arjantinli yönetmen Luis Ortega’nın yönettiği, Pedro Almodóvar’n yapımcıları arasında yer aldığı biyografik suç filmi Melek, 17 yaşındaki “melek yüzlü” hırsız ve katil Carlos’un hikâyesini anlatıyor. Film, 1970’lerde Arjantin’i ayağa kaldıran, “temiz yüzünün” arkasına gizlenerek filmdekinden çok daha dehşet verici suçlar işleyen seri katil Robledo Puch’un hayat hikâyesinden uyarlanmış. Ancak Ortega, Puch’un hikâyesindeki taciz ve tecavüz gibi bazı ağır suçları filmden çıkarmış ve yerine cinsel gerilimi yüksek bir arkadaşlık hikâyesi eklemiş. Bu yanıyla Almodóvar’ın erotik suç filmlerini çokça anımsatan filmdeki ana gerilim unsuru, Carlos ve kendisinden yaşça büyük olan suç partneri Ramon arasındaki homoerotik ilişki. Yer yer Bonnie ve Clyde’ı andıran ikilinin soygun sahnelerine ürpertici bir soğukkanlılık ve sessizlik hâkim.

Melek: Unutmanın Bedeli

70’lerin politik olarak da çalkantılı ortamında geçen film, müziklerinden capcanlı renk paletine kadar pek çok yanıyla dönemin isyankâr ve otorite karşıtı ruhundan esinlenmişe benziyor. Öte yandan film her fırsatta bu “melek yüzlü” katile inanan, onun tarafından manipüle edilen “yetişkinler”in dünyasına ve hoşuna gideni gören, hoşuna gitmeyeni görmezden gelen “kutsal aile”ye lafını da esirgemiyor. Tarihi devlet eliyle işlenen cinayet ve katliamlar, darbeler ve henüz hesabı verilmemiş suçlarla dolu Arjantin’in “melek yüzlü” katillere karşı kayıtsızlığına, unutkanlığına ve belki de saflığına dair ironik bir paralellik kuruyor. Melek bu yönüyle Şili’deki Pinochet dönemi katliamlarını eleştiren bir başka seri katil hikâyesi, Pablo Larraín imzalı Tony Manero’yu da çokça andırıyor. Öyle ki, film boyunca evden eve kayıtsızca dolaşan, vurdumduymazca çalan, katleden ve kaçan Carlos’un nasıl olup da yakalanmadığını merak ediyor, karakterin saklanmasını sağlayan bir tür süper gücü olup olmadığından kuşkulanıyorsunuz. “Masum” rolünü oynamayı çoktan öğrenmiş olan Carlos, anne-babasından polis ve askere kadar herkesi oyununa inandırmayı başarıyor ve onların tüm zaaflarını sonuna kadar kullanıyor.

Film, Carlos’un tüm bunları neden yaptığına dair hiçbir açıklama yapmayarak karakterinin gizemini bozmamaya gayret ediyor. Ortega, Carlos’un gitgide daha da aşırılaşan eylemlerine dair ne bir geçmiş travması ne de başka tür bir “hafifletici” neden veriyor.  Böylece film, bir seri katilin psikolojisini ele alan, kendi içine kapalı ve sansasyonel bir “gerçek vaka” hikâyesinden; etrafındakilerin Carlos’a dair tutumunu/kayıtsızlığını/saflığını da içine alan ve farklı politik sorulara da alan açan bir anlatı hâline geliyor. Özellikle bir noktaya kadar Carlos ve Ramon arasındaki cinsel gerilimi ana eksene oturtarak, filme bir tür “büyüme” ya da “ilk aşk” hikâyesi izlenimi veren yönetmenin asıl amacı ise bu büyüme, gelişme, değişme ve dönüşme anlatısını tersine çevirmek. Ortega daha çok Carlos’un tüm başına gelenlere rağmen bir türlü “büyümeme” hâline odaklanıyor. Bir soygun esnasında kulağına inci küpeler takarak aynada kendini seyreden, gizlice girdiği malikanede müzik açıp dans eden, kayıplara karıştıktan sonra bir anda ailesinin oturma odasında belirip “en sevdiği yemeği” afiyetle yiyen Carlos’un gizemi, anlaşılmazlığı ve rahatsız ediciliği tam da bu tezattan doğuyor. Bir dakika önce gözünü bile kırpmadan cinayet işlemiş birinin, ailesiyle beraber yemek yemesi ve havadan sudan konuşması, aşırı olanın gündeliğin içine bu derece karışıyor, hatta gündelik sayesinde saklanabiliyor olması belki hikâyeye asıl dehşetini veren.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi