Mekânlar, benliğin temel yapılarını oluşturur. Oraya ait olmak, oradan kopmak ve o mekâna bağlı olarak benliğin çocukluktan itibaren yeni anlamlar kazanmasını sağlamak, bireylerin kendi yolculuklarıyla birlikte yeni ve biricik yaşanmışlıklar yaratır. İnsan psikolojisinde birey olmanın gücünü aldığı temel kavramdır, mekân. Ailenin, evin, normların ve bir noktadan sonra düşmanın anlamını yaratan, sorgulatan hayatî merkezdir. Mekânlarla özdeşlik kurmak, kişinin doğumundan ölümüne kadar geçen sürenin yarattığı devimini ifade eder. Mekânlar biçim değiştirir, yüzler yeni yollar çizer. O yüzler, ait olunan ya da o aitlikten vazgeçilen yerlerin temsili hâline gelir. Fotoğrafla kurulan iletişimin bir benzeridir esasen. Baktığımız fotoğrafın zihinde yarattığı anlamın somut karşılığı, yaşadığımız ya da temas ettiğimiz yerlerden ve yüzlerden geçer. Bize bakan insanlar, bizim baktığımız insanlar ve ortaya çıkan iletişim hâli, yaşam döngüsünün, kolektif bilincin, hayatın devamlılığının ve işlevselliğinin ürünlerini verir. Kariyerindeki birçok belgeselle şehirlerin ve yaşanmışlıkların birbirleriyle temas ettikleri noktaların altını çizen muhteşem kadın Agnès Varda’nın geçtiği yerlere izini bırakmaya yemin etmiş fotoğraf sanatçısı JR ile yolları bu noktada kesişiyor. İz bırakmak ve iz bırakılan yolları keşfetmek üzere yola koyulan ikili Visages villages’da, şehirlerin hatıralarını yazan kişisel tarihlerin ve toplumsal belleğin izini sürüyor. JR’in fotoğraf çalışmaları, görmenin ve bir imgede yaratılan anlamın portresini sunmak üzerine biçimlenmiş. Duvarlara kazılı fotoğrafların, binalarda, araçlarda insanların gözlerinin içine bakan imajların bir kolajı gibi onun çalışmaları. Durağan ya da bir hatıranın esiri olan değil halihazırda yaşayan ve temas ettiği insanlarla birlikte nefes almaya devam eden bir yolculuğun yansıması. Görmenin ve görünenin altında yatan anlamın konuştukça, anlattıkça ve tekrar yaşadıkça anlamını çoğaltacağını amaç edinmiş bu çalışmalar belli bir yere ait değil. Gezici ve herkesle iletişim kurmaya muktedir bir bakışın ürünü olarak kendini gerçekleştirmiş bir kariyere sahip JR. İmaja anlamını atfetmek için ‘bakan’ tarafa üstünlük bakışını vermeyen bir yapı bu. Egonun ve üstünlük iştahının alt edildiği, bakan ve bakılan arasında iletişim köprüsü kuran ve eşitliği sağlayan bir fotoğrafçılık, hâliyle hikâyelerin gerisindeki yaşanmışlıklarla ilgileniyor. Agnès Varda’ya yabancı olan bir yapı değil bu. JR’in sanatsal bakışı, Varda’nın ilk dönem belgesellerinde örneğine sıkça rastlanan bir dinleme egzersizinin zamanın ve mekânın görece sınırları içinde kağıda dökülmüş hâli gibi. Varda da JR de bu sınırları bir fotoğraf karesinin içinde genişletmeyi seçmişler. Mekân da sesler de yüzler de göreceli ve değişken. Zamanın ve toplumun ruhuna göre değişkenlik gösteren bu elementler, bireylerin kişisel tarihleriyle yeni bir anlam katmanı elde ediyorlar. Bu anlam katmanı yolda olmanın ve o yolu tanımanın gayretiyle yeni bir yapı ortaya koyuyor Mekânlar ve Yüzler’de. Mekânlar ve Yüzler: Duvarların Dili Olsa Kendi izlerini hayatlarının her yönünde göstermiş insanların portrelerini kameraya almak Agnès Varda’nın sinemaya başlama amaçlarından biri olmuş. Kısa metraj belgesellerinden, kurmaca filmlerine kadar bu izin yıllar içinde bireyler üzerinde yarattığı etkiyi görselleştiren bir anlatı görüyoruz Varda’nın sinemasında. 1966 yapımı Elsa la rose, yazar Elsa Triolet’in hayatına odaklanıp eşiyle iletişiminden kelimelerin kendisi ve eşinin hayatında yarattığı anlama odaklanırken, 1967 yapımı Oncle Yanco, Varda’nın Sausalito’daki ressam amcasının bilinmeyen hayatını perdeye yansıtıyordu misalen. Odaklandığı her hayatta, bilinmeyen ya da gün yüzüne çıkmayan hatıraların izini sürüyordu Varda. Bu ona hem kendi hayatını biçimlendirecek -hatta kendi kişisel tarihine tekrar bakabilecek- yollar açmıştı hem de yönetmenliğini belli…

Yazar Puanı

Puan - 77%

77%

Bir hatırayı mekânın içinde sonsuzluğa ulaştırmak, emeğin insan ruhunu ilmek ilmek işlemesinin bir karşılığına dönüşüyor Mekânlar ve Yüzler’de. Bu hatıraları yaşatmak ve bir belgeselle taçlandırmak Agnès Varda ve JR’in bize hediyesi.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
77

Mekânlar, benliğin temel yapılarını oluşturur. Oraya ait olmak, oradan kopmak ve o mekâna bağlı olarak benliğin çocukluktan itibaren yeni anlamlar kazanmasını sağlamak, bireylerin kendi yolculuklarıyla birlikte yeni ve biricik yaşanmışlıklar yaratır. İnsan psikolojisinde birey olmanın gücünü aldığı temel kavramdır, mekân. Ailenin, evin, normların ve bir noktadan sonra düşmanın anlamını yaratan, sorgulatan hayatî merkezdir. Mekânlarla özdeşlik kurmak, kişinin doğumundan ölümüne kadar geçen sürenin yarattığı devimini ifade eder. Mekânlar biçim değiştirir, yüzler yeni yollar çizer. O yüzler, ait olunan ya da o aitlikten vazgeçilen yerlerin temsili hâline gelir. Fotoğrafla kurulan iletişimin bir benzeridir esasen. Baktığımız fotoğrafın zihinde yarattığı anlamın somut karşılığı, yaşadığımız ya da temas ettiğimiz yerlerden ve yüzlerden geçer. Bize bakan insanlar, bizim baktığımız insanlar ve ortaya çıkan iletişim hâli, yaşam döngüsünün, kolektif bilincin, hayatın devamlılığının ve işlevselliğinin ürünlerini verir. Kariyerindeki birçok belgeselle şehirlerin ve yaşanmışlıkların birbirleriyle temas ettikleri noktaların altını çizen muhteşem kadın Agnès Varda’nın geçtiği yerlere izini bırakmaya yemin etmiş fotoğraf sanatçısı JR ile yolları bu noktada kesişiyor. İz bırakmak ve iz bırakılan yolları keşfetmek üzere yola koyulan ikili Visages villages’da, şehirlerin hatıralarını yazan kişisel tarihlerin ve toplumsal belleğin izini sürüyor.

JR’in fotoğraf çalışmaları, görmenin ve bir imgede yaratılan anlamın portresini sunmak üzerine biçimlenmiş. Duvarlara kazılı fotoğrafların, binalarda, araçlarda insanların gözlerinin içine bakan imajların bir kolajı gibi onun çalışmaları. Durağan ya da bir hatıranın esiri olan değil halihazırda yaşayan ve temas ettiği insanlarla birlikte nefes almaya devam eden bir yolculuğun yansıması. Görmenin ve görünenin altında yatan anlamın konuştukça, anlattıkça ve tekrar yaşadıkça anlamını çoğaltacağını amaç edinmiş bu çalışmalar belli bir yere ait değil. Gezici ve herkesle iletişim kurmaya muktedir bir bakışın ürünü olarak kendini gerçekleştirmiş bir kariyere sahip JR. İmaja anlamını atfetmek için ‘bakan’ tarafa üstünlük bakışını vermeyen bir yapı bu. Egonun ve üstünlük iştahının alt edildiği, bakan ve bakılan arasında iletişim köprüsü kuran ve eşitliği sağlayan bir fotoğrafçılık, hâliyle hikâyelerin gerisindeki yaşanmışlıklarla ilgileniyor. Agnès Varda’ya yabancı olan bir yapı değil bu. JR’in sanatsal bakışı, Varda’nın ilk dönem belgesellerinde örneğine sıkça rastlanan bir dinleme egzersizinin zamanın ve mekânın görece sınırları içinde kağıda dökülmüş hâli gibi. Varda da JR de bu sınırları bir fotoğraf karesinin içinde genişletmeyi seçmişler. Mekân da sesler de yüzler de göreceli ve değişken. Zamanın ve toplumun ruhuna göre değişkenlik gösteren bu elementler, bireylerin kişisel tarihleriyle yeni bir anlam katmanı elde ediyorlar. Bu anlam katmanı yolda olmanın ve o yolu tanımanın gayretiyle yeni bir yapı ortaya koyuyor Mekânlar ve Yüzler’de.

Mekânlar ve Yüzler: Duvarların Dili Olsa

Kendi izlerini hayatlarının her yönünde göstermiş insanların portrelerini kameraya almak Agnès Varda’nın sinemaya başlama amaçlarından biri olmuş. Kısa metraj belgesellerinden, kurmaca filmlerine kadar bu izin yıllar içinde bireyler üzerinde yarattığı etkiyi görselleştiren bir anlatı görüyoruz Varda’nın sinemasında. 1966 yapımı Elsa la rose, yazar Elsa Triolet’in hayatına odaklanıp eşiyle iletişiminden kelimelerin kendisi ve eşinin hayatında yarattığı anlama odaklanırken, 1967 yapımı Oncle Yanco, Varda’nın Sausalito’daki ressam amcasının bilinmeyen hayatını perdeye yansıtıyordu misalen. Odaklandığı her hayatta, bilinmeyen ya da gün yüzüne çıkmayan hatıraların izini sürüyordu Varda. Bu ona hem kendi hayatını biçimlendirecek -hatta kendi kişisel tarihine tekrar bakabilecek- yollar açmıştı hem de yönetmenliğini belli bir zaman dilimi içinde tüm bir hayat örgüsüne iz bırakabilecek yolları görselleştirmenin nasıl olacağına dair uzun ve bireylerle sürekli iletişim hâlinde olan bir sürece sokmuştu. Bu nedenle Varda’nın yönetmenliği halen kendini çoğaltmaya ve yenilemeye devam ediyor. 1955 yapımı ilk kurmacası La Pointe-Courte’dan son belgeseline kadar süregelen bir iletişim köprüsü bu. Anıların, dilin, emeğin, yaşanmışlıkların başını çektiği bir anlatıcılığın ürünü. La Pointe-Courte’da, bir liman kasabasına hatırlarını yeniden yaşamaya gelen baş karakter, Varda’nın çehresine bürünüyor Visages villages’da. JR ve Varda tüm bir ülkenin yollarını arşınlayarak emekçilerin o şehrin sokaklarına kazınmış varoluşlarını görüntüye alıyorlar. İşçilerin elleriyle ürettiği her şey şehrin nefes almasını sağlayan bir aracı çünkü. Tüm bunlar kanıtlanmalı ve diğer bireylerin huzurunda yaşamaya devam etmeli. Liman işçilerinin eşleri gördükleri, yaşadıkları ve bir arada devam ettikleri hayatlarında ölümsüzleşmeli ve yüceltilmeli. Yoldan geçen her yüz o yolların anılarının kendi dünyaları için ne kadar gerekli olduğunun bilincinde bakmalı etrafa. Visages villages’ın şehrin insanlarla beraber yaşıyor olduğunu kanıtlayan anlatısı, sokakların dilinden ve insanların emeğinden besleniyor tam da bu yüzden. Geçmişimizin zihnimizde görselleşen her anı, yaşamımızın ve benliğimizin katmanlarını da bir bir açıyor ve çoğaltıyor. JR’in büyük duvarlara parça parça işlediği her fotoğraf karesi, insan zihninin haritalarına dönüşüyor. JR günü fotoğraflıyor, Agnès geçmişteki hatıraları bugüne getiriyor. Bunu hem yolda tanıştıkları ve gönül bağı kurdukları insanlarla gerçekleştiriyorlar hem de kendi aralarında kurdukları oyunbazlıklarla. Hâliyle ikisinin ayrı ayrı kişisel tarihleri de o yolları nasıl anlamlandırdıklarına dair bir ipucu oluyor belgesel için. Agnès, Jacques Demy’yi hatırlıyor. Jean-Luc Godard’ın dostluğunu hatırlıyor. Hatıralarının hayatta olduğunun bilincinden olarak Godard’ın yanına gidiyor. Bir mekânın içine sıkıştırarak Agnès’e acımasız oyunlarından birini sunan Godard belki de belgeselin en ah alan yüzüne dönüşüyor. Mekânların ve oralarda yaşanılanların izlerini Agnès Varda’nın gözyaşlarından okuyoruz biz de. Bu yolculuk hem insanların var ettiği şehirlerin hem de bireylerin var ettiği hayatların izini sürüyor başından sonuna.

Mekânlar da yüzler de sonsuz bir bilincin ve yaşanmışlığın ürünü. Bunu ölümsüz yapan da zihnin yolculuğunu görünür kılan insanların elinde şekilleniyor. Bir hatırayı mekânın içinde sonsuzluğa ulaştırmak, emeğin insan ruhunu ilmek ilmek işlemesinin bir karşılığına dönüşüyor Visages villages’de. Bu hatıraları yaşatmak ve bir belgeselle taçlandırmak Agnès Varda ve JR’in bize hediyesi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi