Advertisement
Her birimizin derdidir bir tekillik içine iyi bir yaşama kavuşmak. O tekillik içinde kabul görmek, o tekillik içinde olduğumuz gibi sevilmek. Ama bizden önce yapılmıştır mutluluğun tanımı, bizden önce ayarlanmıştır kuracağımız bağlar. Doğumumuzla birlikte gelir normatif yönlendirmeler; burası ailedir, burada oturur, şurada uyursun, tam şunlar birlikte olacağın insanlardır… Xavier Dolan sinemasının belki de en belirgin özelliği, bu filmlerin mutluluğa normların ötesinde bakmaya çalışmasıdır. Onun filmlerinde ailenin bu kadar baskın olması, bu kurumun başlı başına mutluluk vaatleri veren bir otorite figürü olmasından kaynaklanır. Dolan filmlerinde hikâye; karakterlerin içinde doğduğu aileleriyle, ilişki kurmayı "seçtiği" insanlar arasında yaşadığı çatışmadan doğar. Matthias ve Maxime filmi de hikâyesini Dolan sinemasının bu alışıldık çatısına kuruyor. Matthias ve Maxime: Aileye Karşı Kuir Direnç Çocukluktan bu yana arkadaş olan Matthias (Gabriel D'Almeida Freitas) ve Maxime (Xavier Dolan), bir kısa film çekiminde gay bir çifti canlandırır. İkisinin canlandırdığı bu sahne aslında çok kısa bir öpüşme anından oluşur. Fakat hem film hem de karakterler için bir uyanış öpücüğü gerçekleşmiştir. Buradan sonra karakterler -özellikle Matthias-, heteronormatifliğin adeta bir polisi hâline gelmiş yaşamlarını sorgulamaya başlarlar. Dolan’ın canlandırdığı Maxime karakteri, bu filmde oynamaya başından beri isteklidir ancak rol arkadaşının Matthias olduğunu daha sonradan öğrenir. İşte film, burada oldukça ironik bir dramatik an kurar; her iki karakter de gerçekten hissettikleri duyguları "rol yapıyormuş" gibi davranarak gizler. Bugünün dünyasında, kuirin de sıklıkla eleştirdiği; eğer normlara uygun bir şekilde hissettiğinizi yaşamak istiyorsanız, rol yapmak zorunda olduğunuz gerçeğidir. Ancak bu yaşam şekli, yine de sizi tutsaklıktan net bir şekilde kurtarmayacaktır. Filmin bu sahnesi, bu çarpıklığı oldukça başarılı bir şekilde anlatıyor. Matthias karakteri, iktidarın güçlü bir figürünü yani normları gözetmeyi temsilen avukatlık mesleğini icra eder. Matthias, çocukluk arkadaşıyla aralarında geçen öpüşme sahnesinden sonra kendini "sapkın" hisseder. Çünkü normatiflik, onun bu davranışından ötürü kendini rahatsız etmesini buyurmuştur. Hatta bu sapkınlık duygusu, toplumun buyurduğu bir başka "normalleşme" metodudur aslında. Matthias’ın yaşadığı sıkışma, bunu bir türlü kabullenememesinden gelir. Maxime ise ona göre daha cesur ancak çok daha yaralı bir karakterdir. Her iki karakter için de "aile" mutluluk buyurucu, kısıtlayıcı bir işlev üstlenir. Tek fark; Matthias’ın ailesinin, bunu Maxime’in ailesine kıyasla daha iyi gizleyerek yapmasıdır. Dolan’ın Estetiği Değişiyor mu? Xavier Dolan’ın son dört filminin görüntü yönetmeni André Turpin, bu filmde önceki Dolan filmlerine kıyasla (The Death and Life of John F. Donovan hariç) daha sıcak tonların peşinden gidiyor. Bir Dolan filminin olmazsa olmazı yakın çekim yüz planları ise yine çok etkili bir şekilde kuruluyor. Her bir bakış, her bir mimik, tekrar tekrar içinize işliyor. Özellikle iki ana karakterin gözüktüğü planlarda, kameranın odak noktası bilinçli bir şekilde, sahneyle dramatik bir ilginin kurulmadığı noktalara kaydırılıyor. Bu da Matthias ve Maxime’in yaşadığı yabancılaşma duygusuna birebir uyuyor. Dolan filmlerinin kilit sahneleri, sinemanın "normal" görsel kompozisyonlarını bozguna uğratır. Böyle sahnelerde çerçeve oranları bozulur, karakterlerin yaşadığı duygular fizik kurallarına uymayarak görselleştirilir, düzen yerine karmaşıklık vurgulanır vb. Ancak bu filmde Dolan, bu tarz görsel oyunbozanların hiçbirine başvurmuyor. Kadrajlar yine önceki filmlerine benzer bir şekilde kuruluyor ancak daha az stilize yollara başvuruluyor. Örneğin kamera, karakterleri bir evin penceresinin dışından çekerek, onları daha doğal "çerçevelerle" sınırlandırıyor. Dolan, video klip estetiğine benzetilen…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Bir auteur yönetmen, her yeni filmiyle odaklandığı problemler üzerinde derinleşmeyecekse, nasıl auteur olarak kalabilir? Sonuçta Dolan, bu filmde yeni bir hikâye anlatmıyor, ama anlattığı olgular konusunda derinleşmiyor da.

Kullanıcı Puanları: 2.9 ( 7 votes)
65

Her birimizin derdidir bir tekillik içine iyi bir yaşama kavuşmak. O tekillik içinde kabul görmek, o tekillik içinde olduğumuz gibi sevilmek. Ama bizden önce yapılmıştır mutluluğun tanımı, bizden önce ayarlanmıştır kuracağımız bağlar. Doğumumuzla birlikte gelir normatif yönlendirmeler; burası ailedir, burada oturur, şurada uyursun, tam şunlar birlikte olacağın insanlardır…

Xavier Dolan sinemasının belki de en belirgin özelliği, bu filmlerin mutluluğa normların ötesinde bakmaya çalışmasıdır. Onun filmlerinde ailenin bu kadar baskın olması, bu kurumun başlı başına mutluluk vaatleri veren bir otorite figürü olmasından kaynaklanır. Dolan filmlerinde hikâye; karakterlerin içinde doğduğu aileleriyle, ilişki kurmayı “seçtiği” insanlar arasında yaşadığı çatışmadan doğar. Matthias ve Maxime filmi de hikâyesini Dolan sinemasının bu alışıldık çatısına kuruyor.

Matthias ve Maxime: Aileye Karşı Kuir Direnç

Çocukluktan bu yana arkadaş olan Matthias (Gabriel D’Almeida Freitas) ve Maxime (Xavier Dolan), bir kısa film çekiminde gay bir çifti canlandırır. İkisinin canlandırdığı bu sahne aslında çok kısa bir öpüşme anından oluşur. Fakat hem film hem de karakterler için bir uyanış öpücüğü gerçekleşmiştir. Buradan sonra karakterler -özellikle Matthias-, heteronormatifliğin adeta bir polisi hâline gelmiş yaşamlarını sorgulamaya başlarlar. Dolan’ın canlandırdığı Maxime karakteri, bu filmde oynamaya başından beri isteklidir ancak rol arkadaşının Matthias olduğunu daha sonradan öğrenir. İşte film, burada oldukça ironik bir dramatik an kurar; her iki karakter de gerçekten hissettikleri duyguları “rol yapıyormuş” gibi davranarak gizler. Bugünün dünyasında, kuirin de sıklıkla eleştirdiği; eğer normlara uygun bir şekilde hissettiğinizi yaşamak istiyorsanız, rol yapmak zorunda olduğunuz gerçeğidir. Ancak bu yaşam şekli, yine de sizi tutsaklıktan net bir şekilde kurtarmayacaktır. Filmin bu sahnesi, bu çarpıklığı oldukça başarılı bir şekilde anlatıyor.

Matthias karakteri, iktidarın güçlü bir figürünü yani normları gözetmeyi temsilen avukatlık mesleğini icra eder. Matthias, çocukluk arkadaşıyla aralarında geçen öpüşme sahnesinden sonra kendini “sapkın” hisseder. Çünkü normatiflik, onun bu davranışından ötürü kendini rahatsız etmesini buyurmuştur. Hatta bu sapkınlık duygusu, toplumun buyurduğu bir başka “normalleşme” metodudur aslında. Matthias’ın yaşadığı sıkışma, bunu bir türlü kabullenememesinden gelir. Maxime ise ona göre daha cesur ancak çok daha yaralı bir karakterdir. Her iki karakter için de “aile” mutluluk buyurucu, kısıtlayıcı bir işlev üstlenir. Tek fark; Matthias’ın ailesinin, bunu Maxime’in ailesine kıyasla daha iyi gizleyerek yapmasıdır.

Dolan’ın Estetiği Değişiyor mu?

Xavier Dolan’ın son dört filminin görüntü yönetmeni André Turpin, bu filmde önceki Dolan filmlerine kıyasla (The Death and Life of John F. Donovan hariç) daha sıcak tonların peşinden gidiyor. Bir Dolan filminin olmazsa olmazı yakın çekim yüz planları ise yine çok etkili bir şekilde kuruluyor. Her bir bakış, her bir mimik, tekrar tekrar içinize işliyor. Özellikle iki ana karakterin gözüktüğü planlarda, kameranın odak noktası bilinçli bir şekilde, sahneyle dramatik bir ilginin kurulmadığı noktalara kaydırılıyor. Bu da Matthias ve Maxime’in yaşadığı yabancılaşma duygusuna birebir uyuyor.

Dolan filmlerinin kilit sahneleri, sinemanın “normal” görsel kompozisyonlarını bozguna uğratır. Böyle sahnelerde çerçeve oranları bozulur, karakterlerin yaşadığı duygular fizik kurallarına uymayarak görselleştirilir, düzen yerine karmaşıklık vurgulanır vb. Ancak bu filmde Dolan, bu tarz görsel oyunbozanların hiçbirine başvurmuyor. Kadrajlar yine önceki filmlerine benzer bir şekilde kuruluyor ancak daha az stilize yollara başvuruluyor. Örneğin kamera, karakterleri bir evin penceresinin dışından çekerek, onları daha doğal “çerçevelerle” sınırlandırıyor. Dolan, video klip estetiğine benzetilen kendi film diline dair eleştirileri, belki de bir miktar (Çünkü tamamen bu estetiği bırakmış da değil) ciddiye almış olabilir. Ancak bana göre bu sadeleşme, Dolan’ın karakterlerine ve filmin kuir arka planına biraz ket vuruyor.

Filmde Matthias ile Maxime’in geçmişleri hakkında fazla bilgilendirilmememize rağmen, aralarındaki ilişkiyi Dolan’ın önceki filmlerinden çözüyoruz. Hatta Maxime’in annesiyle olan ilişkisini, Dolan’ın ilk uzun metrajı olan Annemi Öldürdüm – J’ai tué ma mère referansıyla anlıyoruz. Bir auteur yönetmen, her yeni filmiyle odaklandığı problemler üzerinde derinleşmeyecekse, nasıl auteur olarak kalabilir? Sonuçta Dolan, bu filmde yeni bir hikâye anlatmıyor, ama anlattığı olgular konusunda derinleşmiyor da.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information