Hxf_aoqO4bc

Martin Scorsese filmlerindeki steadicam kullanımını mercek altına alan video, usta yönetmenin bu alandaki başarısını gözler önüne seriyor.

1970’lerle birlikte steadicam‘in sinema filmlerinde kullanılmaya başlanması, kameraları tripodların ve şaryoların bağlayıcılığından kurtardı; kameralar artık daha kolay ve daha farklı şekillerde hareket edebilmeye başladı. Bu durum, sinemacıların ekranda yaratabilecekleri koreografilerinde de zenginleşmesinin önünü açtı. Daha önce sınırlı bir şekilde hareket edebilen kameraların önündeki oyuncuların hareketleriyle yaratılan koreografiler, kameraların da oyuncuların eylemlerine eşlik edebilmesi olanağı kazanmasıyla daha zengin, daha kompleks hâle geldiler. 1970’lerden bu yana sinemanın en önemli yönetmenlerinden biri olan Martin Scorsese, steadicam kullanımında ustalaşan isimlerden biridir. YouTube’daki Fandor kanalında yer alan bir  video, Scorsese’nin steadicam kullanımındaki ustalığını odağına alıyor.

Martin Scorsese’nin Steadicam Kullanımındaki Ustalığı

Genel itibarıyla steadicam, kameranın vücuduna bağlanarak sabitlenen bir kamera türüdür. Kameraman, özgür bir şekilde hareket edebilen bir kameraya dönüşür bir bakıma. Bu sayede kamera, daha önce olmadığı kadar hareket serbestliği kazanır. Scorsese’nin 2000’lerdeki en önemli filmlerinde The Aviator’da steadicam kullanımının son derece başarılı bir örneğini görürüz. Leonardo Di Caprio ve Cate Blanchett’in canlandırdıkları karakterlerin tartıştıkları sahne, bu yöntemle çok yüksek bir dinamizm kazanmıştır. Art arda yürürken tartışmaya devam eden karakterlerin yüzünü görüp hissettiklerini algılayabilirken, herhangi bir kesmeye ihtiyaç duyulmaz; steadicam‘ın hareket kabiliyeti bu tartışmanın hararetini seyirciye kolaylıkla geçirir.

Steadicam kullanımı Scorsese’nin başyapıtlarından Raging Bull’da da son derece önemlidir. Filmin ana karakteri La Motta’yı çıkacağı boks maçı için soyunma odasından ringe kadar steadicam eşliğinden takip ederiz. Bu yöntem sayesinde oldukça uzun bir plan çekmeyi başaran Scorsese, böylelikle seyircinin karakterle empati kurmasını, onun heyecanını hissetmesini kolaylaştırır. Seyircinin bakışı hâlâ La Motta’nın üzerindeyken o ringe doğru yaklaşır ve bu esnada maçı izlemek üzere orada bulunan kalabalığın sesi yükselir. Burada karakterin heyecanına benzer bir his seyirci üzerinde de yaratılmış olur. Steadicam olmadan, Scorsese’nin böyle bir sahne çekmesi mümkün olamazdı diyebiliriz.

Bir başka Scorsese başyapıtı Goodfellas’ta da çok çarpıcı bir steadicam kullanımı bulunur. Bu sahnede, iki karakteri sokaktan, şehrin en prestijli gece kulüplerinden birinin içine, özel bir girişten girerken izleriz. Bu yürüyüş sırasında steadicam sayesinde kesilmez, eşsiz bir akışkanlık hissi yaratılır. Yürüyüş uzadıkça seyirci nezdinde karakterlerin prestiji yükselir. Bu görkemli sahneyi bir bale olarak tanımlar Scorsese. Zira bu çekim aktörler ve kamera arasındaki görkemli bir dansı andırır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi