In Bruges, Seven Psychopaths ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri gibi birbirinden başarılı işlere imza atan Martin McDonagh’dan 6 yönetmenlik tavsiyesi için sizleri şöyle alalım.

Uzun seneler boyunca tiyatro oyunları yazıp yöneten ve bu yönüyle İngiltere’nin tüm zamanlardaki en iyilerinden bir tanesi olarak gösterilen Martin McDonagh’ın sinemayla ilgili ilk iştirakı 2004 yapımı kısa filmi Altıpatlar – Six Shooter’a denk geliyor. Trende geçen ilginç bir hikâyeyi ele alan kısa filmin Oscar kazanması, McDonagh’ın sinemayla ilgili içgüdülerinin de ne denli güçlü olduğunu göstermişti. Bundan dört yıl sonra başrolde Brendan Gleeson ve Colin Farrell’ın yer aldığı In Bruges ise pek çok sinefilin bir türlü aşamadığı işlerden bir tanesi. İsmi her daim içerisinde geçtiği şehri en iyi yansıtan filmler listesinin üst sıralarında yer alan In Bruges’dan sonra ise sinematografisinin en zayıfı olsa bile oldukça eğlenceli bir iş olan Yedi Psikopat – Seven Psychopaths geliyor. Son olarak ise McDonagh’ı ikinci kez Akademi’nin kapılarına taşıyıp iki Oscar Ödülü kazanan Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri – Three Billboards Outside Ebbing, Missouri geliyor.

Şimdi gelin; keskin karakterleri, kendine özgü mizahı ve başarılı diyalog yazımıyla gönlümüzü çelen Martin McDonagh’dan, yönetmenliğe dair altın değerindeki tavsiyelerini dinleyelim.

Martin McDonagh’dan 6 Yönetmenlik Tavsiyesi

Formüller Sıkıcıdır

Hepimizin aşina olduğu üzere, özellikle büyük bütçeli Hollywood filmleri, gerek senaryosu gerekse de yönetimiyle bir formülün küçük parçaları. Dahası kimi senaristlerin, elindeki metni tamamlamak için bir kontrol listesine ihtiyaç duyduğu da açık. Ancak Martin McDonagh, bu konuda onlarla pek de aynı fikirde değil:

Saçmalık. Bunun hiçbir eğlencesi yok. Eğer şunu yapsanız belki… Hayır, hiçbir türlü olamaz çünkü bu tamamen bir formül ve formüller sıkıcıdır. Her hafta, ne olacağını tamı tamına bildiğiniz Marvel ve DC filmlerinin çıkması da tam bu yüzden. Bu sadece, ‘Bu sefer hangi tür bilgisayar efektinin sizi gideceğiniz yere götürmesini istersiniz?’ demek gibi bir şey.

Senaryonun İlk Draft‘ını Elle Yazın

Malum, teknoloji çağında yaşıyoruz. Artık en basitinden en kompleksine dek pek çok uygulama, hayatımızın içerisinde. Keza yazı yazarken de kullanılabilecek pek çok bilgisayar programı var. Gelgelelim Martin McDonagh, bu konuda biraz nostaljik takılmamızı öğütlüyor. Her şey kağıt ve kalemle başlamalı:

Çok fazla draft yazmam. Senaryomu kılı kırk yararcasına yazarım ve her gün önceki 4 ya da 5 sayfayı yeniden okuyarak yavaşça revize etmiş olurum ve bu süreç böylece devam eder. En nihayetinde, ilk draft’ı elde etmiş olurum ve daha sonra yazmaya başlarım. Tüm bunların özü kağıt ve kalem olduğundan, her şeyi bir not defterine yazıp ikinci draft’ı elde ederim. Daha sonra da metnin üzerine notlar alırım ama süreç genellikle bu kadardır.

Ayıkken Yazın

Ernest Hemingway’e atfedilen “Write drunk, edit sober.” sözü, belki bir şekilde kulağınıza çalınmıştır. Hayatını yazdıklarıyla kazanan pek çokları, bu sözü önemli bir nasihat olarak alsa da Martin McDonagh, bu grubun bir üyesi değil:

Hiçbir zaman yazarken içki içmedim. Baştan beri böyleydi ve zorunda kalmadığım için de çok mutluyum. Yazdıklarım hikâye bazlı ve hesaplanmış olduğundan, bu lojistiği sürdürebilmek için açık ve ayık bir zihne sahip olmam gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca içki içerken yazdığınızda, bir sonraki güne kadar her şeyin güzel göründüğünü düşünüyorum. Ayıkken biraz daha dürüstsünüzdür.

Tüm Karakterlerinizi Sevin

Sanatçıların her eserinin kendisinin çocuğu olduğuna dair dillere pelesenk olmuş klişe sözü hepimiz biliriz. Senaristlerin kendi çocukları da yarattığı karakterler kuşkusuz ve McDonagh’a göre yaptığınız işin içine sinmesi için onları sevmek durumundasınız. Yönetmene göre ilk filmi In Bruges’u pek sevmesine karşın Yedi Psikopat ile ilgili bazı tereddütlerinin bulunması tam da bu yüzden. Gelin, Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri üzerinden yönetmenin karakterleri hakkındaki sözlerine kulak verelim:

Bütün karakterlerinizi bir şekilde sevmek zorundasınız. Onların tüm hatalarını ve umutlarını dürüstçe görmelisiniz. Frances’ın karakteri, büyük oranda, filmin kahramanı ama yaptıklarının pek çoğu savunulacak şeyler değil, hele de filmin ilerleyen kısımlarındakiler. Her ne kadar haklılık ve öfkeden gelse de, hâlen yıkıcı. Ona karşı çıkanlardan bir tanesi, Woody Harrelson’ın karakteri. O da, bir yere kadar, filmin kalbi çünkü oldukça anlayışlı. Ama yine de pislik, ırkçı ve kaba bir adamla çalışıyor.

Hızlıca ve Sık Yazın

Bir şeylere başlamak, her zaman biraz zor olmuştur. Hele de yazmanız gereken binlerce kelime varken karşınızda bomboş bir sayfa varsa. Martin McDonagh, bunun ne kadar zor olduğunu biliyor ve bazı tavsiyeleriyle karşımızda:

Boş bir sayfayla karşı karşıyasınız, yarın, bir sonraki gün ve daha sonraki gün. Bu, hiçbir zaman kolaylaşmayacak. Her zaman zordur ve benim gibi ilerleyen yaşlarda bile olsanız yine de kolaylaşmaz. Ancak zaman içerisinde, bununla mutluluğu bulabilirsiniz. Süreçten keyif alabileceğiniz bir yere gelirsiniz ve hiçbir şey eskisi kadar çetin değildir…

Yazabildiğin kadar hızlı ve sık yazmak, kayda değer tek egzersiz. Diğer insanlar asla yapmasa bile ben direkt olarak yazmaya başlarım. Hiçbir zaman bir şeyler karalamam ya da tretman yazmam. Karakterlerin birbirleriyle konuşmasına izin veririm. İlk birkaç gün; insanların karakterlerini, seslerini, kendilerine has yapılarını ya da bu tarz özelliklerini hayal etmeye çalışırım. Onların birbirleriyle konuşmalarına izin veririm ve ona göre davranmaya başlarım. Böylece, neredeyse, karakterler birbirlerini yaratır ve ben de öykünün onların çevresinde gelişmesine izin veririm. Karakterlere bir öykü empoze etmek yerine bunun tam tersini yaparım.

Taviz Vermek, Anahtar Olabilir

Genlerindeki tiyatro geleneğinden olmalı ki Martin McDonagh, çekimler öncesinde bolca prova almayı seven isimlerden bir tanesi. İlk iki uzun metrajında bu kuralına sıkı sıkıya bağlı kalan yönetmen, Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’yi çekerken ise taviz vermek durumunda kalmış. Bunun nedeni Frances McDormand’ın, bolca sahne paylaşacağı Woody Harrelson ya da Sam Rockwell’le kesinlikle prova almayı istememesiymiş. Hikâyenin geri kalanını McDonagh’ın kendisinden dinleyelim:

Yapabileceğim kadar prova yapmayı severim. Ancak bu filmde istediğim kadar prova alamadık çünkü Francis, Woody ve Sam’i çok sevse bile, polislik yapan karakterlerle prova yapmamak konusunda oldukça kararlıydı ve onlarla çekim başlamadan önce arkadaş olmak istemiyordu. Bir aptal olarak, üç film yıldızıyla aynı odada oturuyorken, en azından rahatlamak için biraz prova alsak güzel olmaz mıydı diye düşünüyordum. Ama Francis haklıydı ve bunu filmde gördük.

Kaynak: Film School Rejects

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information