İnsan birini neden sever? Çevresindekilere harika hediyeler aldığı için, babalık vazifelerini layığıyla yerine getirdiği için olabilir pekâlâ; ya da çocuğuyla oynamaktan gerçekten keyif almasından. Bunlar ilk andan itibaren birini sevmek için gayet makul görünüyor. Peki ama birinin evin muhtelif yerlerinde asla içmediği bir fincan çay bırakması, onu sevmek için bir neden olabilir mi? Noah Baumbach'ın Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışan yeni filmi Marriage Story'nin ana karakterlerinden, Adam Driver'ın hayat verdiği Charlie için bu sorunun cevabı evet. Merkezindeki iki karakterin birbirlerini neden sevdiklerini uzun uzun anlattıkları bir sekansla açılan film, bu nedenleri doğuran detaylar üzerinden kuruyor anlatısını. Hatta bunu birkaç adım öteye taşıyarak, detayların hakikiliği ışığında devasa bir duygu yoğunluğu yarattığı modern bir başyapıta dönüşüyor. Marriage Story, boşanmanın eşiğine gelmiş şehirli bir çifte odaklanıyor temel olarak. Birbirlerini sevme nedenlerini saydıkları açılış sekansı da çiftin katıldıkları bir tür terapi sahnesi. Charlie ve Scarlett Johansson'un canlandırdığı eşi Nicole'ün hayatlarından sunulan kesitlerin üzerine dış sesleriyle nedenlerini anlattıkları bu sekans, filmin geneline yayılan tercihleri de kısaca özetliyor. Bu açılışın ardından, yaşananların sonucunda iki karakterin yaşadıklarını peşi sıra, neredeyse bir tenis maçı izler gibi izliyoruz. Bu bağlamda karakterin mahremine elini korkak alıştırmadan giren açılışın yarattığı samimi atmosfer, yönetmen Naumbach'ın da takip edeceği anlatım yöntemini açık etmesiyle tamamlanıyor. Marriage Story: Bir Ayrılıktan Manzaralar Samimiyet, Marriage Story'nin bu kadar başarılı bir anlatı sunmasındaki en kilit unsur belki de. Zira Baumbach, karakterlerine yönelttiği samimiyetin aynısını seyircilere de sunuyor. Benzerlerini defalarca izlediğimiz türden bir evlilik dramasının bu kadar güçlü bir anlatı sunabilmesi de bu "hırssız" üsluptan kaynağını alıyor. Anlatı kendi içinde büyük kırılmalara ihtiyaç duymadığı gibi karakterlerin karşılaştıkları engeller de doğrudan hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Böylelikle Charlie ya da Nicole'ün yaşadıklarına kader ortaklığı noktasından temas edemeyen seyirci dahi onlarla kolaylıkla empati kurabiliyor. Charlie, doğup büyüdüğü Indiana'dan New York'a gelmiş, Nicole'ün söylediğine göre bir New York'ludan daha New York'lu bir tiyatro yönetmeni; hatta avangart tiyatronun harika çocuğu. Nicole ise oynadığı gençlik filminin ardından sinema ya da televizyon kariyerine başarıyla devam edebilecekken Charlie'yle New York'a gelmiş Los Angeles'lı bir oyuncu. Yani anlatının merkezinde gördüğümüz, üst-orta sınıfa mensup, sanatla, kültrürel faaliyetle hemhâl olmuş bir çift. Kağıt üzerinde gayet uyumlu görünseler de ilişkileri bir yerden sonra sorunlarla doğuşmak durumunda kalıyor. Bu sorunların temelindeki çatışma da ikilinin Amerika'nın iki farklı kesiminde yetişmiş olması özetle. Nicole, eğlencenin merkezi, bireylerin daha "ferah" hayatlar yaşayabildiği Los Angeles'ı temsil ederken, Charlie, kültür hayatındaki zenginliğe rağmen, yüksek binaların insanları adeta hapsettiği devasa şehir New York'un vücut bulmuş hâli sanki. Bu karşıtlık belli ki Marriage Story'nin fikren ortaya çıkışından itibaren hedeflenin bir anlatım stratejisi. Zira iki ana karakteri gördüğümüz iki farklı posterde de, bu karakterin silüetleri içinde yetiştikleri şehirlerin manzaraları yer alıyor. Bu türden bir çatışma, kolaylıkla basit ya da sakil durma riskini de taşıyor elbet. Fakat Baumbach bu riskin üzerinden yukarıda sözünün ettiğimiz samimiyetin yardımızla geliyor. Tıpkı Charlie gibi New York'lu olan yönetmenin, eğlence endüstrisinin kalbi olarak niteleyeceğimiz Los Angeles'ın, yani Hollywood'un da dinamiklerine hâkim olduğunu söylemek zorlama bir çıkarım olmayacaktır. Yani Marriage Story, Charlie'yi de Nicole'ü de çok iyi tanıyan bir auteur'ün elinden çıkma bir eser.…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Merkezindeki iki karakterin birbirlerini neden sevdiklerini uzun uzun anlattıkları bir sekansla açılan Marriage Story, bu nedenleri doğuran detaylar üzerinden kuruyor anlatısını. Hatta bunu birkaç adım öteye taşıyarak, detayların hakikiliği ışığında devasa bir duygu yoğunluğu yarattığı modern bir başyapıta dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 4.52 ( 3 votes)
85

İnsan birini neden sever? Çevresindekilere harika hediyeler aldığı için, babalık vazifelerini layığıyla yerine getirdiği için olabilir pekâlâ; ya da çocuğuyla oynamaktan gerçekten keyif almasından. Bunlar ilk andan itibaren birini sevmek için gayet makul görünüyor. Peki ama birinin evin muhtelif yerlerinde asla içmediği bir fincan çay bırakması, onu sevmek için bir neden olabilir mi? Noah Baumbach’ın Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan yeni filmi Marriage Story’nin ana karakterlerinden, Adam Driver’ın hayat verdiği Charlie için bu sorunun cevabı evet. Merkezindeki iki karakterin birbirlerini neden sevdiklerini uzun uzun anlattıkları bir sekansla açılan film, bu nedenleri doğuran detaylar üzerinden kuruyor anlatısını. Hatta bunu birkaç adım öteye taşıyarak, detayların hakikiliği ışığında devasa bir duygu yoğunluğu yarattığı modern bir başyapıta dönüşüyor.

Marriage Story, boşanmanın eşiğine gelmiş şehirli bir çifte odaklanıyor temel olarak. Birbirlerini sevme nedenlerini saydıkları açılış sekansı da çiftin katıldıkları bir tür terapi sahnesi. Charlie ve Scarlett Johansson’un canlandırdığı eşi Nicole’ün hayatlarından sunulan kesitlerin üzerine dış sesleriyle nedenlerini anlattıkları bu sekans, filmin geneline yayılan tercihleri de kısaca özetliyor. Bu açılışın ardından, yaşananların sonucunda iki karakterin yaşadıklarını peşi sıra, neredeyse bir tenis maçı izler gibi izliyoruz. Bu bağlamda karakterin mahremine elini korkak alıştırmadan giren açılışın yarattığı samimi atmosfer, yönetmen Naumbach’ın da takip edeceği anlatım yöntemini açık etmesiyle tamamlanıyor.

Marriage Story: Bir Ayrılıktan Manzaralar

Samimiyet, Marriage Story’nin bu kadar başarılı bir anlatı sunmasındaki en kilit unsur belki de. Zira Baumbach, karakterlerine yönelttiği samimiyetin aynısını seyircilere de sunuyor. Benzerlerini defalarca izlediğimiz türden bir evlilik dramasının bu kadar güçlü bir anlatı sunabilmesi de bu “hırssız” üsluptan kaynağını alıyor. Anlatı kendi içinde büyük kırılmalara ihtiyaç duymadığı gibi karakterlerin karşılaştıkları engeller de doğrudan hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Böylelikle Charlie ya da Nicole’ün yaşadıklarına kader ortaklığı noktasından temas edemeyen seyirci dahi onlarla kolaylıkla empati kurabiliyor.

Charlie, doğup büyüdüğü Indiana’dan New York’a gelmiş, Nicole’ün söylediğine göre bir New York’ludan daha New York’lu bir tiyatro yönetmeni; hatta avangart tiyatronun harika çocuğu. Nicole ise oynadığı gençlik filminin ardından sinema ya da televizyon kariyerine başarıyla devam edebilecekken Charlie’yle New York’a gelmiş Los Angeles’lı bir oyuncu. Yani anlatının merkezinde gördüğümüz, üst-orta sınıfa mensup, sanatla, kültrürel faaliyetle hemhâl olmuş bir çift. Kağıt üzerinde gayet uyumlu görünseler de ilişkileri bir yerden sonra sorunlarla doğuşmak durumunda kalıyor. Bu sorunların temelindeki çatışma da ikilinin Amerika’nın iki farklı kesiminde yetişmiş olması özetle. Nicole, eğlencenin merkezi, bireylerin daha “ferah” hayatlar yaşayabildiği Los Angeles’ı temsil ederken, Charlie, kültür hayatındaki zenginliğe rağmen, yüksek binaların insanları adeta hapsettiği devasa şehir New York’un vücut bulmuş hâli sanki. Bu karşıtlık belli ki Marriage Story’nin fikren ortaya çıkışından itibaren hedeflenin bir anlatım stratejisi. Zira iki ana karakteri gördüğümüz iki farklı posterde de, bu karakterin silüetleri içinde yetiştikleri şehirlerin manzaraları yer alıyor. Bu türden bir çatışma, kolaylıkla basit ya da sakil durma riskini de taşıyor elbet. Fakat Baumbach bu riskin üzerinden yukarıda sözünün ettiğimiz samimiyetin yardımızla geliyor.

Tıpkı Charlie gibi New York’lu olan yönetmenin, eğlence endüstrisinin kalbi olarak niteleyeceğimiz Los Angeles’ın, yani Hollywood’un da dinamiklerine hâkim olduğunu söylemek zorlama bir çıkarım olmayacaktır. Yani Marriage Story, Charlie’yi de Nicole’ü de çok iyi tanıyan bir auteur‘ün elinden çıkma bir eser. Karakterlere ve hikâyenin kökenindeki çatışmaya olan hâkimiyetiyle onları hiçbir noktada yargılamıyor Baumbach. Sanki çok yakın dostu olduğu bir çiftin karşısına oturuyor ve onları dinliyor, onlarla dertleşiyor. Ayrılığın eşiğindeki çiftin hikâyesini anlatırken, faturayı Nicole’u New York’a davet eden Charlie’ye kesmiyor örneğin; ya da iyi kötü, bir şekilde devam edebilecek bir evliliği sürdürmemeyi tercih eden Nicole’ü yadırgamıyor, ona parmağını sallamıyor. Nicole, açılıştaki terapi sahnesinde üzerinde baskı hissetse de bunu görünür kılmak için yönetmen koltuğunun verdiği güçten yararlanmıyor, büyük bir duygulanım doğurmak adına şartları zorlamıyor. Onların dostu gibi, ikisinden de vazgeçmiyor. İkisinin de kendince nedenleri, söyleyecek şeyleri ve tüm yaşananların sonucunda hissettikleri olduğunun farkında; onlara kulak kesiliyor.

Filmlerden bahsederken sıklıklar kullanılan bir ifadedir “yönetmenin varlığının hissedilmesi” ya da “yönetmenin kendini görünür kılması”. Marriage Story bu kalıpların dışına taşan bir yapım. Çünkü filmin iki karaktere de aynı özenle eğilen ritminin ve duygu dünyasının bir yaratıcının elinden çıktığı kolaylıkla hissedilebiliyor filmin her anında. Velhasıl, varlığını hissettiren bu yönetmen olan bitene müdahale ederek buradan kendince bir söylem üretmek gayretinde değil. Kendine yakın hissettiği karakterlerinin yanına üçüncü bir sandalye çekip, onları dinleme derdinde.

Marriage Story’nin bu kadar “eforsuz” bir şekilde başyapıt seviyesine yükselmesinde iki başrol oyuncusunun büyük payı olduğunu da söylemek gerek. Gerek Adam Driver gerek Scarlett Johansson, Baumbach’ın kurduğu sade ve ustalıklı mizansenler içinde, yer yer slapstick komediye meyleden sahnelerde izlediklerimizi hayatın içinden göstermeyi, tüm izlediğimizin hâlihazırda gerçekleşiyor olan bir ayrılığın manzaraları olduğunu seyirciye hissetirmeyi başarıyorlar.

İlk filmi Şut ve Gol (evet, Türkiye’de bu isimler gösterilmiş) – Kicking and Screaming’den bu yana Amerikan bağımsız sinemasının önemli temsilcilerinden biri olan Noah Baumbach, kökenini John Cassateves’in doğaçlama alan açan üslubundan alan bu anlayışın çağdaş bir karşılığını bulmayı başarıyor Marriage Story’de. Hayal kırıklıkları, mutlu anlar, duygusal çıkmazlar, aşk, evlilik, ayrılık… Bunlar olup biterken, bir zaman dilimini kamerasıyla kayda almış gibi Baumbach. Açılıştaki terapi seansından önce de süren hayat, kapanış jeneriğinden sonra da devam edecek belli ki. Kamerasını kapasa da hayat akıp gidecek. Charlie ve Nicole’ün hikâyesi bir şekilde sürecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi