Beyond the Black Rainbow adlı ilk filmiyle sinema kariyerine adımını atan Panos Costamos’un senaryosunu da kaleme aldığı ikinci uzun metrajlısı Mandy, yıl içerisinde genellikle takdir toplayan bir film oldu. Bu takdirin büyük bir bölümünün elbette filmin yarattığı görsel dünya ve olaylara yaklaşım biçimiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Zira, Mandy 80’lerin gore filmlerinin estetiğinde bir atmosfer yaratıyor ve her şeyden önemlisi kurgulanan bu atmosfer yalnızca o yılların anlatı biçimine bir atıf olmakla kalmıyor; hikâyenin kendisi içerisinde de işleyen bir yapıya sahip.

***Yazının bundan sonraki bölümü Mandy ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Filmin muhakkak bambaşka okumalara kapı aralayabileceğini ve tutarlı olan her okumanın kendi içinde doğru olduğunu belirtmenin yanı sıra filmle ilgili çıkarımlarımın mutlak gerçeği yansıtıp yansıtmadığını tartışmadığımı belirtmek isterim.

Mandy, filmin yüzeyinde ve derininde birer intikam hikâyesi anlatır ancak bu iki hikâyenin de farklı intikamların peşinde koştuğunu iddia edebiliriz. Yüzeyde görünen hikâyede Red; partneri Mandy’nin bir tarikat tarafından kaçırılıp gözlerinin önünde yakılarak öldürülmesinin intikamını almak için her şeyi yapar. Ancak hikâyenin derinlerinde ise bu intikam gerek Mandy’den, gerekse benliğinden, benliğinin geldiği noktadan alınan bir erkeklik öcü ve kendini gerçekleştirme ritüeli gibidir. Bu iki farklı yorumun da dayanaklarını ayrı ayrı incelerken sık sık psikanalize başvurmak gerekecektir. En nihayetinde film boyunca Red’in karşısındakini öldürdüğü sahnelerde kanın genellikle ağızdan ya da boğazdan boşaldığını ve karakterin bundan orgazmvari bir zevk aldığını görmek mümkündür.

Red, aşkının katillerinin peşinde koşa dursun filmin başlangıcından itibaren Red ve Mandy arasında gelgitli bir atmosferle kurulan bir gerilimin bulunduğunu fark etmek mümkündür. Bu durum, ilk etapta janrı gerilim/korku olan bir filmin tekinsizliğini yansıtır gibi görünse de aslında Red’in kendi evreninin güvensizliğini gözler önüne serer. Buradan hareketle Mandy ve Red’in ilişkilerinde görünenin aksine yolunda gitmeyen durumların olabileceği bir kenarda dururken Mandy’nin bir arabadaki yabancıyla göz göze gelişini izleriz. Filmin genelinin gerçeklikle ne kadar ilintili olduğu tartışılır ancak film boyunca fazlasıyla dramatik olarak izleyiciye yansıtılan birkaç sahnenin Red’in hayatında yer tutan önemli travmalar olabileceğini düşünmek mümkün. Bu sahnelerden biri, Mandy’nin bir yabancıyla göz göze gelişiydi, diğeri Jeremiah’nın büyük bir özgüvenle arzuladığı kadının karşısına çırılçıplak çıktığı esnada Mandy’nin penis odaklı histerik bir gülme krizine girmesi, sonrasında Mandy’nin yakılarak öldürülmesi, farklı büyüklüklerde testerelerle verilen mücadeleler ve son olarak da Jeremiah’nın Red tarafından öldürülmesi olarak sıralanabilir. Tüm bu büyük ve dramatik sahneler, Red’in iç dünyasında nelerin olup bittiğini analiz edebilmek adına önemli ipuçları taşıyor.

Mandy: Testereler, Baltalar ve Penisler

Mandy ve Red arasında oluşan gerilimin bir tür cinsel gerilim olabileceğini ve durumun Red’in fiziksel ya da psikolojik eril iktidarını kaybetmiş olduğu bir dönemi yansıttığını iddia edebiliriz. “Arzu, ‘yüzük kimde oyunu’ndaki gibi imleyeni ile birlikte dolaşıma girdiğinde, anneyle kurulan karşıt eğilimlerle yüklü ilişkinin ‘zorlayıcı tekrarı’ kabilinden türevi olan bir ‘iktidar’ sorunsalını da başlatır ve nevrotik aşkı bir ‘erotik saldırganlık’ ilişkisine dönüştürür.” Red’in nevrotik aşkı, “iktidar”ın kaybedilmesiyle film boyunca erotik bir saldırganlığa bürünür adeta. Filmde büyük bir yer tutan fallik nesnelerin kullanımı da erkeğin iktidarının kaybıyla ilintili olarak okunabilir. Fallus, yani penis benzeri objeler, anlatı boyunca Red’in “eksik”liğini tamamlar. İntikam yolculuğuna çıkmaya karar verdiği anda kendi tasarladığı bir baltanın yapımıyla işe başlayan Red, bu yüzleşme serüveninde ihtiyaç duyduğu eril üstünlüğü fallik bir nesneyle yeniden kurar. Baltanın yanı sıra birebir girdiği bir başka mücadelede kullandığı fallik nesnelerden biri olarak tanımlayabileceğimiz elektrikli testereye baktığımızda ise, Red’in karşısındaki erkeğin kullandığı testerenin boyutunun Red’in testeresinden çok daha büyük olduğunu ve Red’in testeresinin zorlukla çalıştığını görürüz. Burada yine Red’in cinsel iktidarının kendi içinde sorgulandığı bir sahneye tanıklık ederiz aslında. Birbiriyle yarışan fallik nesnelerde Red, kendisini o kadar da güçlü görmemektedir. Ancak kahramanın çıktığı bu yolculuk, bir tür iyileşme süreci olacaktır. Dolayısıyla karşılaştığı her engeli travmalarına rağmen aşması, travmaların iyileşmesi ve Red’in ihtiyaç duyduğu eril iktidarı yeniden kurabilmesi ile sonuçlanacaktır. Zira Red’in filmin sonunda uzun koridorlardan geçerek adeta zihninin derinliklerine inişi olarak tanımlayabileceğimiz sahnede, mağaravari bir yerde bir kadınla ardından ise bir erkekle karşılaşırız. Kadın, filmde “anne” olarak tanımlanır ve Red’in zihninin derinliklerinde “anne” figürü oturma odası gibi görünen bir yerde tekli bir koltuğun köşesinde yerde oturur. Bu görüntü Red’in zihninde yıllar öncesinden kalmış bir görüntü gibidir.

Jeremiah ise, kendisini tanrı ilan eden, etrafında müritleri olan, Mandy’yi kaçırarak Red’in elinden alan kişi olarak karşımıza çıksa da elbette bundan fazlasıdır. Çünkü Red’in en büyük mücadelesi Jeremiah’ya karşıdır ve onu “Artık tanrın benim” diyerek öldürür. Bu üstünlük savaşının kazananı iktidarın sahibidir. Ancak Red’in Jeremiah ile mücadelesi adeta bir ödipal kompleks tasviri gibidir. Zira Jeremiah’yı gördüğümüz ilk sahnede yandan alınan görüntüde Jeremiah da Red karakterinin yani Nicolas Cage’in görünüşünü andırır. Bu benzerlik, hem tüm bu mücadelenin Red’in kendi içinde olduğunu düşünmemize hem de Jeremiah’nın aslında bir baba figürü olabileceğini düşünmemize kapı aralayabilir. Ödipal komplekse göre çocuğun annesiyle arasındaki engelin yani babanın ortadan kaldırılması esastır. Çünkü baba, bu ilişki ağındaki en önemli engel ve tehdittir. Annenin penisinin olmaması, erkek çocuğa kendisinin de penisini kaybedebileceği fikrini yerleştirir. Penisin kaybedilmesi yani kastre edilmesi noktasında ise en önemli korku figürü babadır. Babanın bu noktadaki eril gücü, filmde tanrısal bir noktaya ulaşır ve Red, kendi iktidarını ilan edebilmek için baba figürünü öldürmek zorundadır. Ancak bu kez, film boyunca bir fallus’a ihtiyaç duyan Red’in baba figürünü yalnızca elleriyle öldürdüğünü hatta yüzünü parçaladığını ve anlatı boyunca aldığı en yüksek hazza eriştiğini görürüz. Bu durum, karakterin iyiye ya da kötüye evrilmesi üzerinden herhangi bir yoruma yön verecek nitelikler taşımasa da kahramanın filmin başında eksikliğini duyduğu motivasyona ve arzuladığı değişime sürecin sonunda eriştiğini görebiliriz. Costamos’un Mandy’si, sevdiği kadının bir tarikat tarafından kaçırılıp öldürülmesi sebebiyle intikam yolculuğuna çıkan bir erkeğin hikâyesini anlatırken belki de yalnızca babası tarafından sevilmeyen ya da daha güçlü olması için zayıflıkları yüzüne vurulan bir çocuğun içsel intikamını da konu alır.

Kaynak: Lacan J. Fallus’un Anlamı (1994) Afa Yayıncılık

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi