Catherine Johnson tarafından yazılan ünlü Broadway müzikali Mamma Mia! 2008 yılında sinemaya uyarlanmasından tam 10 sene sonra devam eden öyküsüyle izleyici karşısında. Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz, Lily James, Amanda Seyfried, Meryl Streep, Dominic Cooper, Pierce Brosnan, Stellan Skarsgård, Colin Firth ve Andy Garcia gibi isimlerin olduğu bol yıldızlı bir kadroya sahip. Sinema filmlerinde sesin kullanılmaya başlanmasından itibaren özellikle Hollywood’da ciddi bir gelişme gösteren müzikal filmler, sanatsal geçmişlerini medeniyetin temel taşı Yunan kültüründen alıyor. Aristofanes’in başını çektiği komedya türünün dramatik yapısının birebir olmasa da taklit edildiği bu müzikalin kendine mekân olarak Yunanistan’ı seçmesi elbette yalnızca estetik bir tercih değil. Koro girişleri ve çıkışları, iki ayrı görüşün çarpıştığı şarkı sözleri ve genelde bir tragedyanın üstünde durmayacak derecede küçümsediği konuları kendine seçmesi gibi özellikleriyle bu film ve uyarlandığı müzikal eser o kültürü yaşatmaya devam ediyor. Aristoteles’in tanımladığı komedya, ortalamadan daha kötü ya da aşağı karakterleri taklit edip, ‘’soylu’’ duygulara ait olmayan konuları işlemektedir. Burada tragedyanın da acıya ve zarara yol açan, izleyicide hasar bırakan konuları seçtiğini hatırlamakta fayda var. Yani Aristoteles’e göre gülünç olan biçimsiz ama zararsızdır, onu gülüç yapan budur. Tragedya ise izleyicide iz bırakmayı tercih eder. Filmin neredeyse hissedilmeyen hikâye yapısı işte buradan geliyor. Bu müzikal aslında kendini çok ciddiye alan, planlı insanı hicvederken kendi biçimsel üslubunda da spontaneliği tercih ediyor.  Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz: Müzik ve Dansın Antik Kökeni Hikâyenin odaklandığı kısım iki insanın aşk öyküsü değil, daha çok insanın günlük hayatta nadir yaşadığı ‘’aşkın olma’’ hâli. Müzikal filmlerin belki de en çok eleştirdiği nokta, olay akışının şarkılara uydurulmasıdır. Yani kaba tabir ile karakterlerin şarkı söylemesi için zorlama bir durum yaratılmasıdır. Bu ön yargı müzikal filmlerin yersiz bir şekilde değersizleştirilmesine sebep olmuştur. Oysa ki Mamma Mia! gevşek hikâye yapısıyla bunu son derece bilinçli bir şekilde yapıyor. Belki burada Aristoteles’in neden komediyi kendi tanımladığı ‘’sıradan’’ insana uygun gördüğünü anlayabiliriz. Bugün bile baktığımızda gülmek, neşelenmek, dans etmek insanı hafifletici eylemler olarak görülür. Gülmek, gündelik hayatın normlarına ara vermektir, bu nedenle aslında ciddi olmak, ciddi kalmak daha ‘’soylu’’ gözükür ve komedi bizzat tüm statüleri yıkma aracı güder. Sırf sinemadan örnek verirsek bile dünya festivallerinde boy göstermiş, ödüller almış filmlerin ezici çoğunluğunun hafifletici komediden uzak olduğunu anlarız. Ancak bunun arkasına baktığımızda, komedyanın kendisinde bulunan müthiş bir eleştirel gücü olduğu ve bunu da olabildiğince sade bir şekilde göstererek yaptığıdır. Onun zaten hafifliği, hoşa gitmesi bu sebepledir. Ayrıca bir teatral tür olan komedyanın da Antik Yunan yaşamında söylenen toplu şarkılardan, Dionysos’a tapınmaktan ve bereket olarak görülen Fallus heykellerinin sıra sıra dizildiği geçit törenlerinden doğduğu bilinmekte. Bu törenlerde halk çok şarap içip, dans eder ve normalde olmayacak türde müstehcen şarkılar söyleyip topluluğun ileri gelen statü sahibi insanlarıyla dalga geçerdi. Bu kısa bilginin ışığında ilk filmin son sahnesinden söz etmek gerekiyor. Bu sahnede bütün karakterlerin birlikte dans ettikleri zeminin çatladıktan sonra içinden suların fışkırmasını izleriz. Meryl Streep’in canlandırdığı Donna karakteri bu fışkıran suya ‘’Afrodit çeşmesi’’ adını takar. Yüzyıllar boyunca süregelmiş, görsel ve yazılı kültürde ‘’The Fountain of Love’’ olarak da geçen bu çeşme insanın aşkın olma hâlinin bir benzetmesidir. Ayrıca Fallus’un bir bereket olarak görülmesi dolaylı yoldan bu…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Sophie’nin eylemleriyle annesinin gençlik hikâyesinin paralel olarak anlatıldığı film, hemen her yönden çıkış noktası olan müzikale ve ilk filme sadık davranıyor. Ancak, özellikle bu filmin şarkılarının ilk filme kıyasla çok daha sönük kalması ve yine ilk filme yapılan fazla sayıdaki göndermeyle biraz yerinde saydığını düşünüyorum.

Kullanıcı Puanları: 4.8 ( 1 votes)
68

Catherine Johnson tarafından yazılan ünlü Broadway müzikali Mamma Mia! 2008 yılında sinemaya uyarlanmasından tam 10 sene sonra devam eden öyküsüyle izleyici karşısında. Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz, Lily James, Amanda Seyfried, Meryl Streep, Dominic Cooper, Pierce Brosnan, Stellan Skarsgård, Colin Firth ve Andy Garcia gibi isimlerin olduğu bol yıldızlı bir kadroya sahip.

Sinema filmlerinde sesin kullanılmaya başlanmasından itibaren özellikle Hollywood’da ciddi bir gelişme gösteren müzikal filmler, sanatsal geçmişlerini medeniyetin temel taşı Yunan kültüründen alıyor. Aristofanes’in başını çektiği komedya türünün dramatik yapısının birebir olmasa da taklit edildiği bu müzikalin kendine mekân olarak Yunanistan’ı seçmesi elbette yalnızca estetik bir tercih değil. Koro girişleri ve çıkışları, iki ayrı görüşün çarpıştığı şarkı sözleri ve genelde bir tragedyanın üstünde durmayacak derecede küçümsediği konuları kendine seçmesi gibi özellikleriyle bu film ve uyarlandığı müzikal eser o kültürü yaşatmaya devam ediyor. Aristoteles’in tanımladığı komedya, ortalamadan daha kötü ya da aşağı karakterleri taklit edip, ‘’soylu’’ duygulara ait olmayan konuları işlemektedir. Burada tragedyanın da acıya ve zarara yol açan, izleyicide hasar bırakan konuları seçtiğini hatırlamakta fayda var. Yani Aristoteles’e göre gülünç olan biçimsiz ama zararsızdır, onu gülüç yapan budur. Tragedya ise izleyicide iz bırakmayı tercih eder. Filmin neredeyse hissedilmeyen hikâye yapısı işte buradan geliyor. Bu müzikal aslında kendini çok ciddiye alan, planlı insanı hicvederken kendi biçimsel üslubunda da spontaneliği tercih ediyor. 

Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz: Müzik ve Dansın Antik Kökeni

Hikâyenin odaklandığı kısım iki insanın aşk öyküsü değil, daha çok insanın günlük hayatta nadir yaşadığı ‘’aşkın olma’’ hâli. Müzikal filmlerin belki de en çok eleştirdiği nokta, olay akışının şarkılara uydurulmasıdır. Yani kaba tabir ile karakterlerin şarkı söylemesi için zorlama bir durum yaratılmasıdır. Bu ön yargı müzikal filmlerin yersiz bir şekilde değersizleştirilmesine sebep olmuştur. Oysa ki Mamma Mia! gevşek hikâye yapısıyla bunu son derece bilinçli bir şekilde yapıyor. Belki burada Aristoteles’in neden komediyi kendi tanımladığı ‘’sıradan’’ insana uygun gördüğünü anlayabiliriz. Bugün bile baktığımızda gülmek, neşelenmek, dans etmek insanı hafifletici eylemler olarak görülür. Gülmek, gündelik hayatın normlarına ara vermektir, bu nedenle aslında ciddi olmak, ciddi kalmak daha ‘’soylu’’ gözükür ve komedi bizzat tüm statüleri yıkma aracı güder. Sırf sinemadan örnek verirsek bile dünya festivallerinde boy göstermiş, ödüller almış filmlerin ezici çoğunluğunun hafifletici komediden uzak olduğunu anlarız. Ancak bunun arkasına baktığımızda, komedyanın kendisinde bulunan müthiş bir eleştirel gücü olduğu ve bunu da olabildiğince sade bir şekilde göstererek yaptığıdır. Onun zaten hafifliği, hoşa gitmesi bu sebepledir. Ayrıca bir teatral tür olan komedyanın da Antik Yunan yaşamında söylenen toplu şarkılardan, Dionysos’a tapınmaktan ve bereket olarak görülen Fallus heykellerinin sıra sıra dizildiği geçit törenlerinden doğduğu bilinmekte. Bu törenlerde halk çok şarap içip, dans eder ve normalde olmayacak türde müstehcen şarkılar söyleyip topluluğun ileri gelen statü sahibi insanlarıyla dalga geçerdi. Bu kısa bilginin ışığında ilk filmin son sahnesinden söz etmek gerekiyor. Bu sahnede bütün karakterlerin birlikte dans ettikleri zeminin çatladıktan sonra içinden suların fışkırmasını izleriz. Meryl Streep’in canlandırdığı Donna karakteri bu fışkıran suya ‘’Afrodit çeşmesi’’ adını takar. Yüzyıllar boyunca süregelmiş, görsel ve yazılı kültürde ‘’The Fountain of Love’’ olarak da geçen bu çeşme insanın aşkın olma hâlinin bir benzetmesidir. Ayrıca Fallus’un bir bereket olarak görülmesi dolaylı yoldan bu çeşmeyle ilgilidir. Çünkü aslında Afrodit’in oğlu olan Priapos bu Fallus kültünün en ünlü simasıdır. Onun incir ağacından yapılan heykelleri eski Yunan’da hem mahsulleri koruma amacı taşıyordu hem de korkuluk olarak tarlalarda görev yapıyordu. Fakat aslında Priapos bir müstehcenlik nesnesiydi ve kesinlikle gülünç bulunuyordu. Bu nedenle onun sembolik gücü toplumda cinselliğin mahremliğiyle, ahlakçı tarafıyla dalga geçiyordu. Sonuç olarak Fallus, Priamos, Afrodit, çeşme, hep birlikte neşenin, cinselliğin, şarabın ve aşkın şarkılarda vuku bulmasıydı. Mamma Mia! müzikali işte tam da bu nedenle türünün en iyi örneklerinden biri olarak görülmelidir. Filmdeki hemen her karakterin cinsellikten bahsetmesi, evlilik kavramının genel normların çok dışında olması, karakterlerin çoğunlukla neşeli ve statü yıkıcı olmaları yapılan tüm dansların, şarkıların pozitif bir sonucudur. 

Babasının kim olduğunu bilmeden büyüyen Sophie’nin kendi düğününe annesi Donna’dan habersiz 3 baba adayını çağırmasını ve ardından gerçekleşen olaylarları anlatan ilk filmin tek eksik yanını, yani bu 3 erkek karakterin geçmişleri hakkında bilgi vermeyi üstlenen bu devam filmi bu bakımdan yeterli düzeyde. Hatta filmin en esprili anlarının bu 3 erkeğin Sophie’nin annesiyle tanışma öykülerinden oluştuğunu da belirtelim. Geçmişin gelecekle kavrularak anlatıldığı çoğu filmin aslında hem renklerle, hem atmosferiyle hikâyenin geçmiş kısmını özellikle vurguladığına alışkınızdır. Ancak Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz’da izlediğimiz geçmiş o kadar parlak ve renklidir ki onun çoğu zaman geçmiş olduğunu bile unuturuz. Zira Sophie’nin 3 baba adayının gençliklerini izlediğimiz sahnelerle paralel olarak gösterilen yaşlılık hâlleri de bu kasıtlı biçimsel birliğe hizmet etmekteler. Bununla beraber, bir dönem annesinin gençken aldığı kararları sert eleştiren Sophie’nin bugünkü hâliyle genç Donna’nın hikâyesinin neredeyse sırayla anlatıldığı film, Sophie’nin annesinin çok daha iyi anlamasını sağlayıp yine aynı amaca hizmet etmektedir.

Ol Parker yönetimindeki bu devam filminde, annesinin yönettiği tatil köyünü devralan Sophie (Amanda Seyfried) gittikçe ona benzediğini fark etmektedir. Sophie’nin eylemleriyle annesinin gençlik hikâyesinin paralel olarak anlatıldığı Mamma Mia! Yeniden Başlıyoruz, hemen her yönden çıkış noktası olan müzikale ve ilk filme sadık davranıyor. Ancak, özellikle bu filmin şarkılarının ilk filme kıyasla çok daha sönük kalması ve yine ilk filme yapılan fazla sayıdaki göndermeyle biraz yerinde saydığını düşünüyorum. Yine de hem bir nostalji yapmak, hem de biraz eğlenmek isteyenler için keyifli bir seyir.

Komedya türü ve Fallus imgesi için kullanılan kaynaklar

Poetika-Aristoteles,

Çirkinliğin Tarihi-Umberto Eco.

              

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi