Bu yıl Hereditary filmindeki muhteşem performansıyla çok konuşulan Toni Collette ve usta aktör Harvey Keitel’ı bir araya getiren Madame; yer yer klişe tuzaklarına düşse de ilgi çekici hikâyesi ve hiciv türüne yaslanan sosyo-ekonomik eleştirileriyle dikkatleri çeken bir yapım. Kariyerinde daha önce 2009 yapımı Je vais te manquer isimli bir filmin yönetmenliğini ve senaristliğini yapan Fransız yönetmen Amanda Sthers, yeni filmi Madame’ın senaryosunu ise daha önce Guillermo del Toro filmi Crimson Peak’in senaryosunu yazmış olan Matthew Robbins ile birlikte kaleme almış. Bu birliktelik, bizleri, aslında Maid in Manhattan gibi çok bilindik bir modern Kül Kedisi masalına götürüyor olsa da Sthers ve Robbins’in Madame’ı, romantik bir dram yerine sınıfsal farklılıkların acı gerçekleriyle dolu bir toplumsal taşlamaya dönüşüyor.

Tam da bu bağlamda düşünecek olursak Mademe’ı Maid in Manhattan ile bir Luis Bunuel başyapıtı Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği’nin değişik bir karışımı olarak düşünmek mümkün. Biliyorum bu iki filmi bir arada düşünmek biraz saçma. Zaten Sthers ve Robbins ikilisi de senaryoda altı bir türlü dolmayan boşluklarla filmi; ne Maid in Manhattan kadar ana akım bir kahramanın yolculuğu anlatısına yaslayabiliyor ne de Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği kadar burjuvazinin keskin bir eleştirisine dönüştürebiliyorlar. Bunun en büyük sebebi ise başrolde yer almalarına rağmen motivasyonları bize bir türlü geçmeyen Toni Collette ve Harvey Keitel’in canlandırdığı Anne ve Bob karakterlerinin gelişiminin atlanmış olması. Filmin hemen başında odak noktamıza alınan bu karakterler Rossy de Palma tarafından canlandırılan evin baş hizmetlisi Maria’nın ortaya çıkışıyla bir tarafa süpürülüyor ve yalnızca senaryodaki çatışma unsuru için gerekli birer malzemeye dönüşüyorlar. Bu sert geçiş sebebiyle filmin yalpaladığını ve karakterlerin davranış ve tutumlarına sebep olan duygu durumlarını tam anlamıyla yansıtamadığını söylemek mümkün.

Madame: Tuhaf ve Absürt Bir Kül Kedisi Masalı

Yüksek sosyeteden zengin bir çift olan Anne ve Bob’un düzenleyecekleri özel bir akşam yemeğine katılmak zorunda kalan hizmetçileri Maria’nın konuklardan biri ile beklenmedik bir şekilde yakınlaşması akabinde yaşanan olayları konu alan Madame’ı; sınıf farklılıklar üzerine kurulu tuhaf, absürt ama derinliksiz bir Kül Kedisi (Sindirella) masalı olarak da nitelendirebiliriz. Dostları için özel bir akşam yemeği düzenleyen çiftin aslında bu ziyafeti düzenleme sebebi; Bob’un borçlarını kapatmak için ailesinden kalan Caravaggio’ya ait ‘Son Akşam Yemeği’ tablosunun gerçekliğini doğrulatarak satmak.  Fakat son dakikada eklenen bir konuk nedeniyle davetli sayısının 13’e çıkması, uğursuzluk getirecek diye mükemmeliyetçi ev sahibesini rahatsız ediyor. O da çözümü hizmetçisi Maria’nın 14. kişi olarak yemeğe katılmasında buluyor. Maria kendisinden zengin bir aristokrat rolü yapmasını isteyen işvereni Anne’e itiraz etse de yoğun ısrarlar üzerine 14. kişi olarak yemeğe katılmak zorunda kalıyor. Fakat Maria, yemekte rol yaparken tesadüfen sanat uzmanı konuk David ile yakınlaşınca olaylar beklenmedik bir rotaya giriyor. Maria’nın gerçek kimliğini saklayarak romantik bir aşka yelken açması üzerine Anne, bu ilişkiyi bitirmek için kolları sıvıyor.

Son Akşam Yemeği tablosu film içinde güçlü bir metafor olarak sunulmasına ve birçok diyalogda geçmesine rağmen bir noktadan sonra işlevini yitiriyor; çünkü anlatı farklı bir düzleme kayıyor. Bu anlamda filmde açıkta bırakılan çok fazla detay da göze çarpıyor. Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi Anne ve Bob karakterlerinin davranışlarına yön veren motivasyon kaynakları izleyiciyi genel bir tatmine ulaştırmazken; Rossy de Palma’nın hayat verdiği Maria karakterinin sanat uzmanı David ile arasındaki yakınlaşma da biraz fazla aceleye getiriliyor. Böylece, özellikle senaryonun gelişme kısmı havada asılı kalmış bir hâl alıyor. Anne’in zengin bir başka adamla yaşadığı duygusal ilişkinin ya da Harvey Keitel tarafından canlandırılan Bob karakterinin Fransızca öğretmeni ile arasındaki duygusal çekimin dinamikleri de es geçiliyor. Toplumsal ve sosyo-ekonomik bir taşlama havasında başlayan; fakat birdenbire tuhaf ve absürt bir Kül Kedisi masalına dönüşen anlatı kendi kurduğu denklemi bir türlü çözüme ulaştıramadığı için basit ve derinliksiz bir sınıfsal fark, statü arzusu ve burjuvazi eleştirisi tablosu çiziyor.

Toni Collette, Madame filminde yüksek sosyeteden evli ve snob bir karakteri canlandırmadaki başarısıyla türler arasında keskin geçişler yapabilme yeteneğini kanıtlarken; Pedro Almodóvar filmlerinden tanıdığımız İspanyol aktris Rossy de Palma da canlandırmış olduğu hizmetçi Maria karakterindeki performansı ile filmin en büyük artısı oluyor. Karakteristik yüzü ve doğal oyunculuğuyla filmin yıldızına dönüşmeyi başaran Rossy de Palma; Toni Collette ve Harvey Keitel gibi büyük isimlerden rol çalmayı da ihmal etmiyor. Fransız görüntü yönetmeni Régis Blondeau’nun filmin anlatısına hakim olan sınıfsal farklılıklara göndermeler taşıyan simetrik kareleri, dış ve iç mekânlarda kullandığı farklı ışıklandırma tercihleri Madame’ın değerini artıran bir niteliğe sahip. Nitekim Anne karakterinin mükemmeliyetçiliğini aşırı düzenli ve simetrik kadrajlarla yansıtan Blondeau; Anne’in baş hizmetçisi olarak görev alan Maria’yı ise düzensiz ama daha geniş ve ferah kadrajlar içerisine konumlandırıyor. Fakat tüm bu olumlu yanlarına rağmen filmin, genel anlamda, ortalama bir düzeyde kaldığını hatırlatmakta fayda var.

Bu yıl Hereditary filmindeki muhteşem performansıyla çok konuşulan Toni Collette ve usta aktör Harvey Keitel’ı bir araya getiren Madame; yer yer klişe tuzaklarına düşse de ilgi çekici hikâyesi ve hiciv türüne yaslanan sosyo-ekonomik eleştirileriyle dikkatleri çeken bir yapım. Kariyerinde daha önce 2009 yapımı Je vais te manquer isimli bir filmin yönetmenliğini ve senaristliğini yapan Fransız yönetmen Amanda Sthers, yeni filmi Madame'ın senaryosunu ise daha önce Guillermo del Toro filmi Crimson Peak’in senaryosunu yazmış olan Matthew Robbins ile birlikte kaleme almış. Bu birliktelik, bizleri, aslında Maid in Manhattan gibi çok bilindik bir modern Kül Kedisi masalına götürüyor olsa da Sthers ve Robbins'in Madame'ı, romantik bir dram yerine sınıfsal farklılıkların acı gerçekleriyle dolu bir toplumsal taşlamaya dönüşüyor. Tam da bu bağlamda düşünecek olursak Mademe'ı Maid in Manhattan ile bir Luis Bunuel başyapıtı Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği'nin değişik bir karışımı olarak düşünmek mümkün. Biliyorum bu iki filmi bir arada düşünmek biraz saçma. Zaten Sthers ve Robbins ikilisi de senaryoda altı bir türlü dolmayan boşluklarla filmi; ne Maid in Manhattan kadar ana akım bir kahramanın yolculuğu anlatısına yaslayabiliyor ne de Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği kadar burjuvazinin keskin bir eleştirisine dönüştürebiliyorlar. Bunun en büyük sebebi ise başrolde yer almalarına rağmen motivasyonları bize bir türlü geçmeyen Toni Collette ve Harvey Keitel'in canlandırdığı Anne ve Bob karakterlerinin gelişiminin atlanmış olması. Filmin hemen başında odak noktamıza alınan bu karakterler Rossy de Palma tarafından canlandırılan evin baş hizmetlisi Maria'nın ortaya çıkışıyla bir tarafa süpürülüyor ve yalnızca senaryodaki çatışma unsuru için gerekli birer malzemeye dönüşüyorlar. Bu sert geçiş sebebiyle filmin yalpaladığını ve karakterlerin davranış ve tutumlarına sebep olan duygu durumlarını tam anlamıyla yansıtamadığını söylemek mümkün. Madame: Tuhaf ve Absürt Bir Kül Kedisi Masalı Yüksek sosyeteden zengin bir çift olan Anne ve Bob’un düzenleyecekleri özel bir akşam yemeğine katılmak zorunda kalan hizmetçileri Maria’nın konuklardan biri ile beklenmedik bir şekilde yakınlaşması akabinde yaşanan olayları konu alan Madame'ı; sınıf farklılıklar üzerine kurulu tuhaf, absürt ama derinliksiz bir Kül Kedisi (Sindirella) masalı olarak da nitelendirebiliriz. Dostları için özel bir akşam yemeği düzenleyen çiftin aslında bu ziyafeti düzenleme sebebi; Bob'un borçlarını kapatmak için ailesinden kalan Caravaggio'ya ait 'Son Akşam Yemeği' tablosunun gerçekliğini doğrulatarak satmak.  Fakat son dakikada eklenen bir konuk nedeniyle davetli sayısının 13’e çıkması, uğursuzluk getirecek diye mükemmeliyetçi ev sahibesini rahatsız ediyor. O da çözümü hizmetçisi Maria’nın 14. kişi olarak yemeğe katılmasında buluyor. Maria kendisinden zengin bir aristokrat rolü yapmasını isteyen işvereni Anne'e itiraz etse de yoğun ısrarlar üzerine 14. kişi olarak yemeğe katılmak zorunda kalıyor. Fakat Maria, yemekte rol yaparken tesadüfen sanat uzmanı konuk David ile yakınlaşınca olaylar beklenmedik bir rotaya giriyor. Maria’nın gerçek kimliğini saklayarak romantik bir aşka yelken açması üzerine Anne, bu ilişkiyi bitirmek için kolları sıvıyor. Son Akşam Yemeği tablosu film içinde güçlü bir metafor olarak sunulmasına ve birçok diyalogda geçmesine rağmen bir noktadan sonra işlevini yitiriyor; çünkü anlatı farklı bir düzleme kayıyor. Bu anlamda filmde açıkta bırakılan çok fazla detay da göze çarpıyor. Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi Anne ve Bob karakterlerinin davranışlarına yön veren motivasyon kaynakları izleyiciyi genel bir tatmine ulaştırmazken; Rossy de Palma'nın hayat verdiği Maria karakterinin sanat uzmanı David ile arasındaki yakınlaşma da biraz…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Madame, sınıf farklılıkları üzerinde kurulu tuhaf, absürt ama derinliksiz bir Kül Kedisi masalı sunarak ortalama düzeyde kalan bir anlatıya dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi