Luke Cage’in 2. sezonunda, ilk sezonda iyi kurgulanmış detayların yeni sezona da başarılı şekilde aktarıldığını fakat süregelen tempo ve kötü karakter sorununun bir kez daha diziye darbe vurduğunu görüyoruz.

***Bu yazı Marvel’s Luke Cage 2. sezon ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Geçtiğimiz Nisan ayında vizyona giren Avengers: Infinity War, kuşkusuz bir süredir hayatımızın her alanına sıçrayan süper kahramanların sinema üzerinde kurduğu egemenliğin en somut habercisiydi. Ancak, 10. yılını kutlayan Marvel Sinematik Evreni’nin bu yılki en büyük başarısı Black Panther’di kuşkusuz. Şirketin başrolde siyahi bir karaktere rol verdiği ilk proje olmasının yanı sıra karakterin yanına güçlü siyahi kadınları konumlandırmasıyla dikkat çeken film, Time’s Up çağını yaşadığımız şu günlerde hem beyazperdede azınlıkların temsili babında önemli bir ders vermiş hem de politik alt metni aracılığıyla özellikle Amerika’da büyük övgü toplamıştı.

Marvel’ın ısrarcı bir şekilde sinema evreninden ayrı tuttuğu Netflix dizileri arasında ise Black Panther’in bir öncülü vardı aslında: Luke Cage. İlk olarak Jessica Jones’un 1. sezonunda karşımıza çıkan karakterin kendi 13 bölümlük macerasına kavuşması ise 2016’nın Eylül ayına denk gelmişti. Başrolde Mike Colter’ın yer aldığı dizi, odağına Amerika’nın en kendine has bölgelerinden Harlem’i almasının doğal bir sonucu olarak bölgenin kültürüne bir saygı duruşu niteliği taşımasıyla dikkat çekmiş ve bu yönüyle de büyük beğeni toplamıştı. Aynı yıl Barry Jenkins imzalı Moonlight’taki performansıyla Oscar’a uzanan Mahershala Ali’nin Cottonmouth rolüyle arz-ı endam ettiği Luke Cage’in 1. sezonunun ilk kısmı oyuncunun muhteşem performansı sayesinde ağzımıza bir parmak bal çalmış fakat Cottonmouth’un yerini bir başka kötü karakter olan Diamondback’e teslim ettiği ikinci kısım ise hayal kırıklığı yaratmış ve sonuç olarak sevaplarıyla, günahlarıyla ilk sezon geride kalmıştı.

Power Man, bu yıl ise ikinci sezonuyla geri dönüyor. 2018’in ilk Marvel-Netflix dizisi Jessica Jones’un aksine, Punisher haricindeki tüm sokak düzeyi süper kahramanları bir araya getiren The Defenders’ı mazide bırakmıyor Luke Cage’in yeni sezonu. Keza bir yandan sık sık kardeş dizilere göndermelerde bulunulup Foggy ve Colleen Wing gibi yardımcı karakterlere ekran süresi ayrılırken, diğer yandan Finn Jones’un canlandırdığı Iron Fist’e tüm bir bölümde yer verildiğini görüyoruz. Her ne kadar Danny Rand’in 10. bölümdeki varlığının sorgulanması mümkün olsa da Luke Cage’in 2. sezonunda iç içe geçmiş bir evreni yansıtmakta diğer solo dizilere oranla iyi bir iş çıkarıldığını pekâlâ söylemek mümkün. Bununla birlikte  başarılı şekilde ilk sezonda yukarıda bahsettiğimiz ve yine yazının devamında bahsedeceğimiz iyi kurgulanmış detayların yeni sezona da başarılı şekilde aktarıldığını fakat süregelen tempo ve kötü karakter sorununun bir kez daha diziye darbe vurduğunu görüyoruz.

Marvel’s Luke Cage 2. Sezon: Büyük Güç, Büyük Sorumluluk Gerektirir

Dizinin 2. sezonunda karakterimizi The Defenders’ın ardından Harlem’e geri dönmüş şekilde buluyoruz. Bir yandan yöredeki küçük çetelerle savaş verdiğini gördüğümüz Power Man, diğer yandan ise yerel halkın sevilen yüzlerinden bir tanesi… Bir telefon aplikasyonu aracılığıyla nerede olduğu saniyesi saniyesine takip edilebilen karakterimiz, sosyal medya fenomeni bir süper kahramana dönüşmüş durumda kısacası. Dizide bu durumun oldukça başarılı şekilde kullanıldığını ve hatta belki de bu konudaki ilklerden biri olduğunu söylemek mümkün. Film evrenine henüz dahil olan Peter Parker’ın aksine bir sosyal medya kullanıcısı değil de onun bir ürünü hâline gelen Luke Cage’in halk tarafından sevilmesi ya da onun bir ‘ezik’ olarak görülmesi bir YouTube videosunun süresi kadar aslında. Bu durum, dizide gayet başarılı şekilde kullanılarak yer yer sosyal medya ve modern dünya insanına yergiler getiriliyor. Ek olarak ikinci sezonun başarılı olduğu ve belki de onu eşsiz kılan bir diğer konu 2. sezonda ana karakterimizin orta, hatta alt sınıfa ait bir süper kahraman olmasına odaklanılması. Kötüleri yenip günü kurtaran Luke Cage’in, gece olduğunda kalacak bir yerinin olmadığına şahit oluyoruz. Parasızlığın pençesinde kıvranan karakterimiz bazen sponsorluk almak için Nike’la görüşürken bazen de yine sadece para kazanmak için bir partide boy gösteriyor. Yani 21. yüzyılın süper kahramanı için bile ekmek aslanın ağzında. Gelgelelim dizinin ilk bölümlerinde oldukça başarılı şekilde işlenen bu konular, ilerleyen bölümlerde yükselen aksiyon dozuyla birlikte silikleşiyor.

2. sezonda, Luke Cage’in her ne kadar süper kahraman olmayı kabullense de henüz nasıl bir süper kahraman olmak istediğini kestiremediğine şahit oluyoruz. Bir yandan kendi içerisindeki fırtınaları dindirmeye çalışırken diğer yandan bir anda ortaya çıkıveren baba sorunları nedeniyle oldukça sinirli bir hâle bürünen karakterimizi tek bir parmak hareketiyle devirebileceği Cockroach’u kanlar içerisinde bırakırken görüyoruz. Bu durum beraberinde ‘Büyük güç, büyük sorumluluk gerektirir.‘ konuşmalarını getiriyor ve birkaç farklı karakterden duyduğumuz bu tanıdık diyaloglar bir yerden sonra oldukça irite edici bir hâle gelebiliyor. Dahası karakterin iç çatışmalarının ortaya çıkmasına neden olan bu sorunlar ya çok kolay şekilde çözülüyor ya da çözümsüz bırakılıyor. Dolayısıyla tüm sezon boyunca Luke Cage’in ruh hâlini ve motivasyonunu kestirmek git gide daha zor bir hâle geliyor.

Öte yandan ikinci sezonda karşımızda iki kötü karakterimiz var: Birisi ilk sezondan aşina olduğumuz Mariah Dillard (Hayır, Mariah Stokes!), diğeri ise John McIver ya da nam-ı diğer Bushmaster. Harlem’in kendilerine ait olduğu hakkında kesin yargılara sahip üç karakter, bölgenin söz sahibi olmak için amansız bir savaşa girişiyor yeni sezonda. Bushmaster ve Mariah, bu uğurda kan dökmekten çekinmezken Luke Cage ise bazen sadece insan canını korumak için bu ikiliyi birkaç kez kurtarıyor. Diğer Marvel-Netflix dizilerinin aksine şiddetin alelade gösterildiği sezonda ikiliye en az Luke Cage kadar zaman ayrıldığını ve çizgi roman uyarlamalarında motivasyonu doğru kurulmuş bir kötünün varlığının önemini göz önünde bulundurarak, bunun aslında doğru bir tercih olduğunu belirtmek gerek. Ancak dizi yeni Cottonmouth’unu bulamıyor ne yazık ki. McIvers-Stokes aileleri arasındaki geçmişin sonucu olarak Harlem’i ve Harlem Paradise’ı kendisine hak gören Bushmaster’ın geçmişini her şey sona erdikten sonra, 11. bölümdeki kısa flashback sahneler aracılığıyla öğreniyoruz örneğin. Böylece karakterle aramızda bir bağ kurma ihtimali de daha en baştan ortadan kalkıyor. Oysa bolca filler bölümün olduğu dizinin orta kısmına bir flashback bölümü yerleştirmek bu problemi kolayca çözebilirmiş gibi görünüyor. Böylelikle elinde 13 bölümlük malzeme olmayan ve bu nedenle özellikle ortadaki bölümleriyle temposunu kaybeden Luke Cage’in 2. sezonu, en büyük günahını örtbas etmek için bir fırsat da tepmiş oluyor. İlk sezonda da benzer bir tempo sorunu yaşayan dizi, bu sezonda da özellikle ortadaki bölümlerde -Nandi ve Cockroach’un hikâyelerinde olduğu gibi- ucu bir yere varmayan yan hikâyeler ve sıkıcı diyaloglar arasında yer yer kaybolmanıza sebebiyet veriyor.

Dizinin final bölümleri ise Luke Cage ile Mariah arasındaki ilişkiye son bir salvo yapıyor. Harlem’i seven ve bölgenin daha iyi bir yere gelmesi için çarpışan ikili arasındaki savaş, Kant etiğiyle utilitarizmin de bir savaşı aslında. Bu uğurda tek bir canın incinmesini istemeyen Luke Cage, yeri geldiğinde Mariah’ı bile kurtararak adeta Kant’ın ‘ahlâklı insan’ profilini çizerken Mariah ise Harlem’in refahı için birkaç canın zarar görmesinden çekinmiyor, tıpkı genelin iyiliği için birkaç taviz verilmesinin sorun teşkil etmeyeceğini öne süren ‘act utilitarian’ görüşü gibi. Bu iki görüş arasında süregelen mücadele, Daredevil’ın ilk sezonundaki Matt Murdock-Wilson Fisk savaşını andırsa da Luke Cage’in kötüsünün bir King Pin etkisi yaratamadığı aşikâr. Sonuç olarak bu uğurda kendisini kaybetmeye başlayan ve deyim yerindeyse Dillard’tan Stokes’a evrilen Mariah, kendi vahşetinin sınırlarını aşarak son bölümlerle birlikte gerçek bir zalime dönüşüp yok oluşuna davetiye çıkarıyor.

İsmiyle yaman bir tezat oluşturan Harlem’s Paradise’ın sezon finalinde Luke Cage’e geçmesi ilginç bir not olarak kalırken özellikle son sahnelerdeki Godfather referansının belki de sezonun en keyifli sahnelerinden biri olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum. Titanic ve Alien da dahil olmak üzere pek çok kült film göndermesi yer alan 2. sezon, Harlem’s Paradise’ta sahne alan Jadakiss, Faith Evans ve Rakim gibi grup ya da solo isimlerin reggae’den hip-hop ve soul şarkılara kadar pek çok türde muhteşem performanslarına da ev sahipliği yapıyor.

Özetlemek gerekirse Luke Cage’in ilk sezonundaki günah ve sevaplarının benzer şekilde ikinci sezona da aktarıldığını fakat daha yüksek seyir zevki vaat etmesi sayesinde yeni sezonun halefinden bir tık üstte olduğunu söylemek mümkün.

Luke Cage 2. sezon, 22 Haziran’da Netflix ekranlarında yerini alacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi